17 Mart 2010 00:00

UZUN MESAFE

Özlem duymak, ama neye dair? Kimi zaman baharı özleriz, bazen bir sevdiğimizi ya da doğduğumuz toprakları.

Paylaş

Özlem duymak, ama neye dair? Kimi zaman baharı özleriz, bazen bir sevdiğimizi ya da doğduğumuz toprakları. Nedenleri çeşitlendirilebilir elbet. Her birimiz çokça neden üretmiş olabiliriz yaşanmışlığımızda, ama ben bu güne değin “nasırlarımı özledim” diyenine hiç rastlamamıştım. Ta ki bir Roman beldesine gidinceye kadar.
Daha önce de paylaşmıştım nasırını özleyen o güzel insanları. “Hani birkaç yıl öncesine kadar yeşil kartımız yoktu ama hasta olduğumuzda muayene olup ilaçlarımızı alabiliyorduk paramızla. Şimdi ise iş yok ki paramız olsun. Nasırlı ellerimiz aslında bizim yaşam sigortamızdı. Şimdi yeşil kart verdiler ama ne doğru dürüst doktora gidebiliyoruz, ne de yazılmış reçeteleri alabiliyoruz” diyordu dört çocuklu bir baba. Dile kolay parası ödenemediği için suları kesilmiş iki bin nüfuslu bir Roman mahallesinde yeşil kartlı olarak yaşamak. Doktora gitmek için otobüs bileti para, adına katkı payı denilen muayene ücreti para, bitmedi eczaneden ilaç alırken katılım payı adı altında talep edilen yine para.
Ve meydana başbakan çıktı. Dedi ki ‘Roman açılımı’ yapacağım. Nasırını özleyen yoksul ve işsiz, üstelik dünyanın her yerinde yüzyıllardır açık bir şekilde ayrımcılığa uğramış Romanları ‘100 TL mukabili’ topladı etrafına . Ama öncelikle hükümete sormak gerekir. Bırakalım kamu kurumlarını kendi partisinde hiç Roman kökenli milletvekili veya il başkanı var mıdır acep?
Sosyal devlet kurumları ile bu güne değin belki de hiç tanışmamış dezavantajlı gruplara lütuf devleti gibi davranılmasına tanıtılık etmek insanın içini acıtıyor. Yaşam yılı beklentisi azalmış bu yoksul insanlar doğal olarak daha erken evleniyorlar, çocuk annelere daha sık rastlanıyor, ayrımcılık duygusu okulla aralarına daha da mesafe koyuyor.
İşte o Romanlar açılım faslında ‘analarını da alıp’ başbakana gittiler. İzlediğim kadarı ile hükümet onlara nasırlı eller vaat etmedi. Yani ‘ananızı da alıp gidin hallerinin’ seyirlik halleriydi tüm yaşananlar.
Ya bizler, yani Roman olmayanlar ne yapıyoruz. Sağlıktan sosyal güvencesizliğe onlara reva görülen ayrımcılıkta hiç mi payımız yok? Ve siz bu güne değin ‘biz Romanlarla etle tırnak gibiyiz’ diyen bir siyasetçi duydunuz mu hiç?
Ne olur Romanlara dair sorularımızı çoğaltalım. Biliyoruz ki onlara dair her soru bir başka sorunun yanıtını oluşturuyor.
Sağlıcakla kalın!

....


Renkten ve etten sınır kılınmak


Aynı bahçede iki ilkokul! Benzerlerine artık sıkça rastlansa da sanırım yetmişli yılların başında pek alışıldık değildik. Barbaros’un karşısında Levent! Birisinde beyazlar ötekinde esmer karalar yani Roman öğrenciler.
İşte ben daha okullu olmadan o iki ilkokulun ortak bahçesinde çokça oynadım. Babam Levent İlkokulu’nda öğretmendi. Ben de kimi zaman onunla okula giderdim. Ama hep gözüm diğer ilkokuldaydı. Hele yağmurlu havalarda ne de hoşuma giderdi Barbaros Hayrettin heykeli! Bir tekne içinde Barbaros heykeline hangi çocuk kayıtsız kalabilirdi ki? Yağmurla dolan Barbaros’un teknesi ne de imge yüklüydü. Ama benim her bir elimden sıkı sıkıya tutan babamın öğrencileri o tarafa pek de gitmemi istemezlerdi. Nedenini söylemeseler de bir süre sonra anlamıştım. Onların rengi farklıydı.
Ayrım sadece cilt renginde değildi. Barbaros ilkokulunda okuyan ve çoğunluğu Roman mahallesinden gelen çocukların önlük renkleri de farklıydı. O yıllarda ülkedeki tüm ilkokullar karalara bürünmüştü; önlükler siyahtı. Ama sadece ve sadece aynı bahçeyi kullanan “öteki” okulun öğrencileri mavi giyiniyorlardı. Sınırsız sınır ortalarda bir yerlerden geçiyordu adeta. Mavi ve siyahın güdülenmiş ve zamanla ötekiye dönüştürülmüş halleri, kazaen olası renk sızmalarına karşı görünmezi görünür kılan sınırlara bürünmüştü.
Ve sonrasında ilkokul birinci sınıfı Levent İlkokulu’nda karalara büründürülmüş bir öğrenci olarak okumaya başladım. Ama gözüm yine karşı okuldaydı. Onlar gibi mavi giyinmek, Barbaros heykelinin yağmurla dolan teknesinde oynamak hep bir çocukluk düşü olarak içimde kalakaldı.
Hayat Televizyonu’nda yayınlanan Sağlıklı Günler programı için çekim yaptığımız Romanlar içimde geçmişte kalan mavi rengi ve teknelerin özgürlüğünü bana geri verdiler. İşte o duygular eşliğinde İzmir’deki eski ilkokuluma uğradım. Aynı bahçede iki okul devam ediyordu, Barbaros ise adeta karşı okulun tüm siyah önlüklerini teknesine alıp sırra kadem basmış gibiydi. Evet artık tüm okul önlükleri maviydi ama heykelin yerinde yeller esiyordu.
İşte o an aklıma Çırpı’da ayrımcılık nedeni ile okula gitmek istemediklerimi söyleyen Roman çocukları geldi. Sahi bu devlet neden kendi elitlerinin gittiği anadolu liselerini ve ayrıcalıklı okullarını Roman mahallesinde inşa etmez? Neden ülkenin ‘tüm beyazları’ Roman mahallelerindeki okullara gitmez de Roman çocukları evlerinden uzağa düşerler?
DR.ZEKİ GÜL
ÖNCEKİ HABER

Dinç Bilgin ve ‘büyük medyamız’

SONRAKİ HABER

Hindistan'daki selde ölü sayısı 136'ya çıktı

Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa