Dinç Bilgin ve ‘büyük medyamız’

Dinç Bilgin ve ‘büyük medyamız’

Dinç Bilgin, Sabah gazetesi ile atv’nin eski sahibi... Şimdilerde gazete patronluğu yapmıyor.


Dinç Bilgin, Sabah gazetesi ile atv’nin eski sahibi... Şimdilerde gazete patronluğu yapmıyor. Ama önümüzdeki süreçte yeniden patron olma işaretleri var. Bununla ilgili emareler, Taraf gazetesine yaptığı açıklamalarla kendini gösterdi, önceki gece CNN’de söyledikleri ile devam etti.
Dinç Bilgin’in açıklamaları, hem bir döneme ilişkin itirafları, hem de bunun üzerinden yeni gazetenin nasıl olacağına dair işaretler içermekte. Her ikisi de beni ilgilendiriyor. Önce gazete patronluğu döneminde yaşananlara ilişkin yaptığı itiraflar...
Samimi mi, değil mi? Bunun terazisini tutacak durumda değilim. Zaman gösterecek. Ancak çok önemli: Şimdiye kadar böyle bir itiraf gelmedi. Çünkü Dinç Bilgin, bir dönemin iki önemli medya grubunun patronundan biri. Bu süreçte devletle çok yakın mesailerde bulunmuş, daha sonra da banka kurma girişimiyle hükümeti çok yakından tanıma fırsatını elde etmiş, gazetesinde yer alan kimi yazılar nedeniyle askerin nefesini ensesinde hissetmiş, kimi andıçların yayınlanması için askerin emirlerini uygulamış biri. Bunun yanı sıra binlerce gazeteciyi çalıştıran ve onların getirdiği haberlerin şekillendiği bir gazetenin patronu.
Dolayısıyla bugünkü medyanın da bu hale gelmesinde önemli pay sahibi... Ama zaten bunu itiraf da ediyor. Samimi mi? Önemli de değil aslında. Beni ilgilendiren söyledikleri...
Bu tanıklık nasıl değerlendiriliyor acaba? Sanırım siyasi yapılara göre farklılaşır: “Pay peşinde”, “Hükümete yaranıyor”, “Emek hırsızı”, “İyi bir gazete işletmecisi”, “Hakkını yememek lazım, diğerlerine göre daha dürüst” vb... “Ya da bunları biliyoruz, yeni değil... Boş ver” laflarını duyar gibiyim... Ancak toplumun yüzde 90’ının, daha farklı yaklaştığı ve ilgiyle dinlediğini düşünüyorum. Dinç Bilgin’in, medya-toplum ilişkisi, medya-devlet ilişkisi, medya-asker ilişkisi üzerine 10 Mart 2010’dan bu yana anlattıklarını, daha önce bildiğini sanmıyorum. Bilse bile inandığını düşünmüyorum. Peki, Bilgin anlatınca mı inanıyor? Doğrusunu söylemek gerekirse, EVET. Belki Dinç Bilgin’in söyledikleri, bilinmeyen şeyler değil birçoğumuz için, ama kalenin içinde yıllarca vakanüvislik yapmış, bu sırada kaleden dışarıdakilere sık sık çamur sıçratmış birinden, kaleye ilişkin söylenenler, kalenin dışındakilere nazaran kat be kat daha çok dikkate alınacak. Ben buna inanıyorum.
Peki ya söyledikleri?.. Doğrusu yenilir yutulur gibi değil. Dinç Bilgin’in söylediklerine göre büyük gazeteler, Kürt sorununda, demokratikleşmede, insan haklarında, Alevilik meselesinde, Ermeni sorununda, 1915 olaylarında, daha birçok konuda gerçeği yazmamışlar! Hâlâ da yazmıyorlarmış! Devlet ve asker ne demişse onu yazmışlar. Gazetecilerin büyük bölümünün gazetecilik değil vesayetçilik yaptığını Dinç Bilgin söyledi, yıllar yılı Babıali’de çalışmış ve günümüz medyasında hâlâ önemli konumlara sahip deneyimli gazeteciler olan Hasan Cemal ve Cengiz Çandar da onayladı. “İnşallah değişmiştir artık” diye düşünüyordum ki, programın yapıldığı saatlerde Londra’ya hareket eden Başbakan Erdoğan’a, “Sözde Ermeni Soykırımı” lafıyla başlayan soruyu soran gazetecinin kendisi, beni anında yanılttı. Bir gazetecinin “sözde” tabirini kullanması, o mesleği nasıl yaptığını çok açık ortaya koyuyor. Merak ediyorum; o gazeteci, bırakın “soykırım”ı ama “Gerçekte Ermenilere ne olmuştur” diye kendine sahiden bir soru sormuş mudur? Aynen Kürtlerin neden silaha başvurduğu sorulmadığı gibi...
Böyle bir medyayı eleştiren Dinç Bilgin’in yeni projesi olan “1 milyon satacak bir gazete yapmak lazım” sözlerinde gizlenen yeni bir gazete açılımını ise daha sonraya bırakıyorum...
Hüseyin Deniz
www.evrensel.net