17 Mart 2010 00:00

İşler yokuşa sürülüyor

Şubat ayında yapılması gereken atamalarda, atanmayı hak eden binlerce öğretmen adayının elinden bu hak...

Paylaş

Şubat ayında yapılması gereken atamalarda, atanmayı hak eden binlerce öğretmen adayının elinden bu hak, “Biz yaptık, oldu!” mantığıyla, aslında çok da geçerli olmayan mazeretler öne sürülerek alınmıştı. KPSS gibi geçerliliği tartışma konusu olan bir sınava hazırlanma zahmetine ve stresine, şubat ayında atanmayı hak eden öğretmen adaylarını tekrar mahkum etmek, hakkaniyete sığmayan adaletsiz bir karardı.
Şubat ayına kısa bir süre kala açıklanan iptal kararından sonra, öğretmen adaylarının ortaya koyduğu haklı tepki üzerine (MEB Müsteşar Yardımcısı Sayın Salih Çelik’e göre bu bir yaygaraydı!), Milli Eğitim Bakanlığı Basın ve Halka İlişkiler Müşaviri Sayın Rukiye Serttaş; Sayın Abbas Güçlü’yle yaptığı söyleşide, şubat ayında yapılması gereken atamaların iptalinden kaynaklanan mağduriyetlerin giderilmesi adına yapılması öngörülen, ama 7-8 bini yer değiştirmeden ibaret olması beklenen 10 bin kadrolu atamada, kadroya geçen sözleşmeli öğretmenler yerine yeni sözleşmeli öğretmen alımının, tıpkı aralık atamalarında olduğu gibi yapılacağını kesin bir dille ifade etmiş, hatta resmi olmasa da “Tereddüdünüz olmasın” denilerek yüreklere su serpilmişti.
Bu açıklama üzerine geç de olsa hak yerini buldu düşüncesiyle, çok küçük puan farklarıyla aralıkta atanamayan, ancak şubatta atanmaya kesin gözüyle bakan adaylar, nasıl olsa haziranda atanacağız diyerek çalışmayı bırakmışlardı. Bu ruh haliyle nasıl çalışsınlardı ki zaten. 2009’da yeterince çalışıp yüksek puanlar almışlardı ve atanmayı çoktan hak etmişlerdi.
Belirsizliklerin, plansızlıkların ve pek yaman çelişkilerin Başbakanımız Recep Tayyip Erdoğan’ı bile yanılttığı bu ortamda, Milli Eğitim Bakanlığı’nın öğretmen adayları üzerinde uyguladığı bu psikolojik sağlamlık testini, bazı arkadaşlarımız maalesef kaldıramadı ve hayatlarına son verdiler. Ama Milli Eğitim, bu kayıpları yeterli görmemiş olacak ki, haziranda yapılması kesinleşen kadrolu atamalardan sonra tıpkı aralıktaki gibi yapacaklarını söyledikleri sözleşmeli öğretmen alımına artık sıcak bakmadıklarını ima etti.
Sayın Bakanımız Nimet Çubukçu, gerekçe olarak da “Bazı branşlarda puanlar çok aşağıya düştü. 40’lı puanlara inenler var. Eğer ille de sözleşmeli alım yaparsak sınavdan sonra yaparız” diyor. Evet, bakanımızın dediği gibi bazı branşlarda düştü ama çoğu branşta düşmedi. Hatta geçen senelerin çok üstünde kaldığını da söyleyebiliriz. Haziran atamalarında puanları çok aşağıya düşen branşlar yerine diğer branşlara kadro dağılımında daha fazla pay verilirse, hem bu sorun ortadan kalkacaktır hem de şu ana kadar kadro paylaşımında yapılmış olan adaletsizliklerin belli ölçüde önüne geçilecektir. 85-86 puanla atama bekleyen adaylar olduğu unutulmamalıdır!
Bir diğer gerekçe olarak da “Sendikalar ve diğer kesimlerden, artık sözleşmeli öğretmen almayın, mevcutları kadroya geçirin diye baskı var” deniyor. Elbette ki bu konuda söylenenler mantıksız değil. Yılda tek atama yapılması ve artık sözleşmeli öğretmen alınmaması, eğer uygulanabilirse birçok açıdan güzel olacaktır. Ancak, bu yapılırken kimse mağdur edilmemeli ki, can alıcı nokta da burası: Kısa vadede hak sahiplerini mağdur ederek uzun vadede adaletin sağlanmaya çalışılması kabul edilemez! Makam sahiplerinin de bu noktada devreye girerek mantıklı bir çözüm yolu bulması gerekiyor. Ki adalet sağlansın, herkesin hakkı teslim edilsin.
Bu çözümün adı da; kesinleşen haziran atamalarında, kadroya geçecek sözleşmeli öğretmenlerden boşalacak olan sözleşmeli pozisyonlara son kez yeni sözleşmeli öğretmen alımı yapılmasıdır. Akıl bunu söylüyor! Mantık bunu söylüyor! Vicdan bunu söylüyor!..
Bir yandan da Sayın Başbakanımız, “Dünyanın hiçbir yerinde devlet, her üniversite mezununa iş vermek zorunda değil” diyor. “Eğitime biz zaten şu kadar bütçe ayırıyoruz” diye de ekliyor ardından. Sayın Başbakanım, gelişmiş ve gelişmekte olan hemen her ülke, eğitime çok büyük bütçeler ayırıp ciddi yatırımlar yapıyor. Böyle de olması gerekir zaten. Burada asıl sorulması gereken; dünyanın hangi yerinde “ücretli öğretmenlik” adı altında öğretmenlik mesleğinin onuru, haysiyeti ayaklar altına alınıyor?
Sendikalarımıza da ufak bir hatırlatma: Ülkemizde en az sözleşmeli öğretmenler kadar görev yapan ücretli öğretmenler var. Bu, resmi rakamlarla da tasdiklendi. Sözleşmeli öğretmenlerin daha iyi şartlarda görev yapmak istemeleri, sizlerin de bu konuyu dile getirmesi çok güzel. Öğretmenler arasında sınıf ayrımına son verilmesi adına “Artık sözleşmeli alım istemiyoruz” diyorsunuz ama, binlerce öğretmen adayının kadroya geçebilmesi için telafi mahiyetindeki haziran atamalarında, önce sözleşmeli olarak atanması gerekiyor. Ancak bu şekilde onlar da diğer sözleşmeliler gibi kadroya geçebilme hayalleri kurabilirler. Aksi halde, bu sene atanmayı hak etmiş binlerce genç, yüz binlerce gençle tekrar yarışmak zorunda kalacak ki, bu çok adaletsiz olur. Keşke haziranda boşalacak sözleşmeli pozisyonlara, 2010 KPSS’den önce yine kadrolu alım yapılabilse ama bu şimdilik pek mümkün görünmüyor. Hal böyleyken, mağduriyetlerin giderilmesi adına haziranda son kez sözleşmeli ek alım yapılması, gereklilikten öte bir zorunluluktur. Eğer hak yerini bulmaz ve haziranda ek sözleşmeli alım yapılmazsa, inanın Milli Eğitim Bakanlığı kadar siz sendika yöneticileri de ‘ah’lara hedef olacaksınız.
Son olarak; Milli Eğitim Bakanlığı’nın arkasına sığındığı mazeretleri kabul edilebilir görmüyoruz. Şartları çok da fazla zorlamadan, istenildiği takdirde pek tabii haziranda ek sözleşmeli alımın yapılabileceğinin farkındayız. Buna rağmen, binlerce gencin geleceğine ışık olmak yerine neden işler yokuşa sürülüyor, neden umut dolu yürekler karartılıyor?..
Ümraniye Endüstri
Meslek Lisesi AYÖP üyeleri
ÖNCEKİ HABER

Biz öldürülmedik, şanslı mıyız?

SONRAKİ HABER

Dersim’de 29 bölge geçici özel güvenlik bölgesi ilan edildi

Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa