18 Mart 2010 00:00

ÖZGÜRLÜKLER

Bu köşede zaman zaman, cezaevlerindeki tutuklu ve hükümlü sayısına dikkat çekmekteyiz.

Paylaş

Bu köşede zaman zaman, cezaevlerindeki tutuklu ve hükümlü sayısına dikkat çekmekteyiz. 2005’te yürürlüğe giren Türk Ceza Kanunu nasıl uygulanıyor? Ceza Muhakemesi Kanunu nasıl uygulanıyor? Çünkü bu iki alan, devleti gösteriyor bize. Devletin ceza politikasını…
Biz, yargının bağımsız ve tarafsız olmadığını düşünenlerdeniz. Bağımsızlık ve tarafsızlık Türkiye yargısının yapısal sorunudur. Bağımsızlık ve tarafsızlık sorunu, bazılarının yaptığı gibi “yandaş yargı”ya indirgenemez. “Yandaş yargı” gelip geçici ve bir siyasi partiye angajmanı ifade eder. Halbuki Türkiye’deki bağımsızlık ve tarafsızlık sorunu, bir partiye angajmanın ötesinde olan bir şeydir. Yürütmeyle ilişkileri bağlamında yargı sorunludur. HSYK’da 7 kişiden iki kişi adalet bakanı ve müsteşar yürütmeden sayılmalı. Bakanlık müfettişleri yargıyı denetliyor. Yani idare denetliyor. Gerçi buna idari denetim diyorlar. Ama bağımsızlık sorunu bununla sınırlı değil. Demek ki, her dönemde yürütme bağımsızlık bakımından gölge ediyor. A partisi B partisi değil sorun. Sorun, yürütmenin yargıyla ilişkileri ve bu ilişkilerde yürütmenin bazı olanakları, inisiyatifleri elinde bulundurmasıdır. İkinci konu da, yani tarafsızlık konusu da yapısaldır. Anayasalarda ve yasalarda Atatürk milliyetçiliği, önceki Cumhurbaşkanı Ahmet Nejdet Sezer’in 2007 yılı 13 Nisan’ında Harp Akademileri Komutanlığı’nda yaptığı konuşmada söylediği devlet ideolojisine bağımlılıkları…Türkiye yargısı ideolojik ve siyasi olarak yan(taraf) tuttuğunu gizlememektedir. Laiklikten, kurucu cumhuriyet ideolojisinden yana taraf olduklarını ifade etmekte bir beis görmemektedirler. Bunu yüksek yargının temsilcileri, geçmiş yıllarda pek çok kez ifade etmişlerdir. Önlerindeki dosyalarla ilgili, Çanakkale’de yüz binlerce şehit verildiğinden, Ata’nın huzurunda yemin ettiklerinden söz eden hukukçular vardı.
Şu anda yargı hukuki reformlara direnç gösteriyor. Ceza Muhakemesi Kanunu ve Ceza Kanunu, hükümlerini bireylerin aleyhine uyguluyor. O nedenle de hapishaneler dolup taşıyor. İnsanları hükümet tutuklamıyor. Yargı tutukluyor. Zannedilmesin ki, yalnızca muhalifleri tutukluyor. Hiç de öyle rejim muhalifleri değil büyük çoğunluk. Fakat bu durum, yargının ideolojik ve siyasi pozisyon takınmadığı şeklinde yorumlanmamalı. Reformları uygulamıyor. Amaçlananın tersine uyguluyor. Yargı, insan özgürlüğü idesini yok sayıyor. Tutuklama tedbir falan değil, cezalandırmanın ve cezanın parçası olarak görülüyor.
Tekrar olacak ama yazalım. 2005 yılında 55 bin olan tutuklu ve hükümlü sayısı, insanlar daha özgür olsun ve kolayca tutuklanmasınlar diye çıkarılan yasalar döneminde, nasıl oluyor da 2010 yılında 120 bine çıkıyor? Cezaevlerinin toplam kapasitesi 90 bin iken, hangi vicdan, hangi adalet terazisi, 30 binden fazla insanı ve her geçen gün işleyen bir çark misali daha da fazlasını içeri gönderir durur? Çözüm yatak kapasitesini artırmaktan mı, yeni cezaevleri yapmaktan mı, yoksa insan hakları hukukuna uygun bir yargı sistemi oluşturmak ve çalıştırmaktan mı geçiyor?
Biz yalnızca Ergenekon soruşturma ve davalarında tutuklamaya dair haksızlıkları okuyor, duyuyoruz. Doğru. Yeri yurdu belli insanlar, Mustafa Balbaylar, Tuncay Özkanlar, Doğu Perinçekler, Nusret Senemler niye içeridedir? Bir yıldır hastanede olan Prof. Dr. Mehmet Haberal, kalp rahatsızlığından hastanede tutulduğu halde neden serbest değildir? Tutuklama bir stres kaynağı değil mi? Nasıl olur da hukukun geçici önlem diye nitelediği bir uygulama, kural olarak masum sayılan hastanedeki bir insan için sürdürülebilir? Başka bir alana geçelim. Adlarını bilmediğiniz onlarca kanser ya da ölümcül rahatsızlığı olan mahpus var cezaevlerinde. Yaşları 70-80 olan insanlar var. Peki ya insan hakları savunucusu Muharrem Erbey, Hatip Dicle, Abdullah Demirtaş niye tutuklu? Adlarını bilmediğimiz, yaklaşık 70 bin insan adli nedenlerle tutuklu. Neden?.. Anayasa’ya göre masum insanlar içeride. Neden?..
Yargı gücü pratiği bunlar. Tutuklama kararını o vermiyor ama, siyasi iktidarın hiç mi sorumluluğu yok? Var elbette. Yasaları değiştirecek, önlemleri alacak.
‘Erzincan iyi, Erzurum kötü; yok efendim HSYK iyi, İstanbul özel yetkili savcıları, yargıçları kötü’ falan diyerek ya da değerlendirme yaparak bir yere varılamaz. Polemik değil hukukun üstünlüğü ilkesi çözer sorunları. Bize göre adalet değil, evrensel ilkelere dayalı yargı faaliyeti çözer sorunları. Yargı bağımsız ve tarafsız olacak ve hakkaniyete uygun karar verecek. Herkes için adalet budur. Tutuklamaları bir ceza ve bir yaptırım aracı olmaktan çıkarmak lazım. Masumluk karinesine gerçekten inanıyorsak tabii...
HÜSNÜ ÖNDÜL
ÖNCEKİ HABER

iŞSiZLiK KABUSU

SONRAKİ HABER

Trump, Cumhuriyetçi senatörlerle "Türkiye'ye yaptırım"ı görüştü

Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa