Güzellik, bedene uygulanan bir şiddete dönüşebilir mi?

Güzellik, bedene uygulanan bir şiddete dönüşebilir mi?

Göğüslerini günün trendine göre bir büyütüp bir küçülten kadınların durumunu korkunç mu buluyorsunuz?


Göğüslerini günün trendine göre bir büyütüp bir küçülten kadınların durumunu korkunç mu buluyorsunuz? Peki ya karne hediyesi olarak liseli kızına burun estetiği vaat eden anne babanın çılgınlığına, günde topladığı parayla yağlarını aldıran kadınların ruh haline, estetik operasyonlar için kredi veren bankaların uyanıklığına, ameliyatlar yüzünden burnunda kemik kalmayan kadının kulağından aldırdığı kıkırdakla 8. kez ameliyat olmasına ne diyeceksiniz? Bütün bunlar abartılı mı geldi? O zaman düşünün; bu dünya üzerinde hangi kadın, portakal kabuğu görünümündeki bacaklarından, istenmeyen tüylerden, pürüzsüz olmayan cildinden, ne kadar sündürürse sündürsün Angelina Jolie’ninkine benzemeyen dudaklarından kurtulmak istemiyor? Kadınlar ne kadar kendileri istiyor, ne kadarı onlara dayatılıyor? Bir terazimiz yok ama biz kadınlara hem içsel olarak kabul ettirilmiş bu güzellik algısının yarattığı travmaları, hem de toplumsal olarak şekillendirilen “güzel” normunun ortaya çıkardığı baskıları derinlemesine inceleyen bir kitabımız var: “Dişillik, Güzellik ve Şiddet Sarmalında Kadın ve Bedeni...”
Galatasaray Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Yasemin İnceoğlu ve Yeditepe Üniversitesi Öğretim Üyesi Yrd. Doç. Dr. Altan Kar’ın güzellik kıskacına sıkışmış kadın bedeninin gönüllü ya da gönülsüz bir biçimde maruz kaldığı şiddeti farklı disiplinler açısından tartışmaya açtıkları kitap, 7 bölümden oluşuyor. Aile içi şiddeti kadını her anlamda değersizleştirmenin bir parçası olarak değerlendiren makaleden plastik cerrahinin “beni baştan yarat” metaforuna, yaratılan güzellik ikonlarının hapishanesinden biyoteknolojinin erkek dünyasının kadın bedeni üzerinde koşturduğu topa, kadınların içine sokulduğu toplumsal çelişkilerde yitirdiği özgüven duygusunun arandığı ameliyat masalarına kadar, pek çok konuyu barındıran kitapta, akılda kalan pek çok soru var. Kitap, Ayrıntı Yayınları’ndan çıktı.
YENİ GÜZELLİK İKONLARI: ÖZGÜRLÜK MÜ, MAHKUMİYET Mİ?
Bronz, ince, canlı ve sevimli… Mükemmellik arzusu yaratan ideal kadın ikonu, o özellikleri taşımayan kadınlar için endişe ve yetersizlik duygusu da yaratıyor. İnceoğlu ve Kar’ın “Yeni Güzellik İkonları: İnsan Bedeninin Özgürlüğü mü, Mahkumiyeti mi?” başlıklı çalışmasında ortaya konulan veriler oldukça korkutucu. Dünya üzerinde genç kadınların yüzde 97’si, kendisiyle ilgili bir şeyi değiştirdiği takdirde daha mutlu olacağını söylüyor. İdeal kadın, ideal sevgili, ideal eş, ideal anne olma baskısı altında, medyada ve toplumda her gün yeniden üretilen “güzel kadın ol” kutsal mesajıyla birleşen “ideal güzelliğe ulaşmak artık hayal değil” reklamından elimizde kalan ne? Yazarların estetik ameliyat geçirmiş 30 kadınla yaptıkları görüşmelerin sonucunda ortaya çıkan makalede, kadınların estetik operasyonlar sonucunda en belirgin beklentisi “kendini daha güzel bulma” ve “özgüvenini artırma”. Kadınlar, medyatik kabullere uygun güzelliğin kişiye özgüven sağlayacağını, toplumla daha barışık yaşanmasına bir önkoşul oluşturacağını düşünüyor. Peki mutlu oluyorlar mı? Görüşülen kadınların yüzde 60’ı, tekrar estetik operasyon yaptırabileceğini söylüyor. “Kadının küçük yaştan itibaren kendisini toplum içinde seyredilen bir nesne olarak algılaması, kapitalist ideolojinin bu yönde ilerlemesini de kolaylaştırıyor” diyen yazarların yaptığı araştırma, Türkiyeli kadınlar arasında bedene yönelik güzellik algısının küreselleşen güzellik standartlarıyla paralellik gösterdiğini de ortaya koyuyor.


KUSURSUZLUĞU YAKALAMAK İÇİN HER TÜR MÜDAHALE MÜBAH MIDIR?

Kitaba “Biyoteknolojiler ve Kadın Bedeni” makalesiyle katkı sunan Marmara Üniversitesi Sosyoloji Bölümü’nden Doç. Dr. İnci User, beden üzerindeki toplumsal kontrolü erkeklerden daha ağır yaşayan kadınların, erkeklerin egemenliğindeki biyoteknolojik uygulamalardan nasıl etkileneceğini anlatıyor. Uygar insanın kendini ancak ve ancak yapay kokulara büründüğünde iyi ve sağlıklı hissettiği bir dünyada bedenin doğal işlevlerinden utandırılan kadınların doğum, emzirme, regl gibi dönemlerinde korkuya düştüklerini anlatan yazar, “kusursuz” olarak algılanan bedenleri ağır bir yükümlülük olarak taşıyan kadınların, tıbbın “bahşettiği” kusursuzluğa sahip olabilmek için her türlü fedakarlığı göze almak zorunda bırakıldıklarını anlatıyor. Bu fedakarlığa güzel olma nosyonunun dışında bir de “çok sağlıklı, çok fit, çok kusursuz olma” gibi başka şeyler de katıldığında, kadınların hamilelik sürecinden yaşlanmaya başladıkları döneme kadar her dönem kabusa dönüşüyor. IQ’su daha yüksek, genetik olarak mükemmele en yakın, belirli beden özelliklerine sahip yeni nesiller doğurma “şansı” verilmiş kadınlar, yeni bir kuşatılmışlıkla karşı karşıyalar. Yeni üreme teknolojileri kadınlara “doğurma özgürlüğü” veriyormuş gibi görünse de, gebeliğin ve doğumun normalin dışında seyreden süreçler haline gelmesiyle, kadınlar özerk davranabilecek bireyler olmaktan çıkıp, her türlü müdahaleye boyun eğen bedenlere indirgeniyorlar. Normal doğum süreçlerinden uzaklaştırılıp, normlara uygun çocuklar üretmelerini talep eden bir toplumsal baskı tepemizde sallanıyor.

TEKNOLOJİ HARİKALARININ DÜNYASINA HOŞ GELDİNİZ!

User’in bir de uyarısı var: Üreme etkinliğinin kadının yaşamındaki tek ya da birincil olmamasının ve her kadının kendi bedeni üzerinde söz sahibi olmasının mücadelesini veren kadın hareketi, biyoteknolojiye dikkat etmeli. Bu işin bir de korkunç gelecek tahayyülleri boyutu var: Çok yüksek maliyetli biyoteknolojik gelişmelerden sosyal güvencesiz Ayşe abla elbette yararlanamıyor. Ekonomik eşitsizlikler, en küçük bir sağlık hizmetinden bile yararlanamayan kesimlerle “teknoloji harikası” zengin gelecek kuşakları karşı karşıya getirecek. Yoksulların müdahale edilmemiş bedenlerinin, varsılların biyoteknoloji harikalarıyla yeniden yaratılmış gelecek kuşaklarının ayrımcılığına daha fazla uğraması da, bir gerçeklik olarak karşımızda duruyor.


‘ÇEKİCİYSEN ÇALIŞ, DEĞİLSEN GÜLE GÜLE!’

Beden, güzellik, çekicilik kavramlarının yarattığı ayrımcılığın görüldüğü yerlerden biri haline gelen çalışma yaşamı ise işin bir başka boyutu. Yrd. Doç. Dr. Dilek Torunoğlu’nun tartışmaya açtığı konulardan biri de, dış görünüşün çalışma yaşamı içinde neden ve nasıl önemli bir konu haline geldiği. Yazarın aktardığı çalışmalardan birinde şöyle bir sonuca ulaşılmış: “Hatırı sayılır bir hasta grubu (estetik operasyon geçiren kişiler) iş ortamında daha çok beğenilmek, patronuna iyi gözükmek, kendi eşitleri arasında yerini sağlamlaştırmak ve/veya terfi etmek, daha iyi ücret alabilmek amacıyla estetik operasyon yaptırıyor.” “Çalışanın ‘dış görünüşü’ ve ‘hoş görünmesi’ işyerindeki başarısında ne kadar etkilidir” sorusunun patronlar için cevabı: “yüzde 93 oranında çok kritiktir.” Çalışanlarıyla ilgili beklentileri “düzgün görünüşlü” olmalarıyla sınırlı kalmayan, onların “çekici, güzel, yakışıklı” olmalarını bekleyen işverenler, böyle çalışanlara daha yüksek maddi kazanç sağlıyor, daha iyi iş geleceği vaat ediyor. Peki ya “ötekiler”, yani toplumun güzel normlarına uymayanlar?.. Makale, bu soruya etik bir cevap bulmanın peşinde.
Sevda Karaca
www.evrensel.net