19 Mart 2010 00:00

Beyaz türbanın eğreti hikayesi

Memleketin halleri az ya da çok sinemaya da yansıyor. Ama toplumsal filmler yapan damar biraz zayıf olduğu için acemilikler oluyor tabii.

Paylaş

Memleketin halleri az ya da çok sinemaya da yansıyor. Ama toplumsal filmler yapan damar biraz zayıf olduğu için acemilikler oluyor tabii.
Leman Çizeri Bahadır Boysal’ın çizgi kahramanı Büşra’nın sinema filmi, bu hafta sinema salonlarında olacak. Epeydir beklenen bir filmdi, herhalde hem bir çizgi kahramandan uyarlama olması ilginç bulunmuştu, hem de güncel meselesi.
‘AYRI DÜNYALAR’ MESELESİ
Zengin ve muhafazakar ailenin kızı Büşra’nın hikayesi şöyle: Büşra, gazeteci olmak istiyor ve bir gazeteye başvuruyor. Kabul edilmiyor ama orada beyaz Türk oğullarından Gazeteci Yaman ile tanışıyor. Yaman, piyasayı pek sevmeyen huysuz adamın biri. Büşra’dan yeni kitabı için yardım istiyor. Bir de diğer karakterler var. Büşra’nın koca adayı çatlak muhafazakar, “Kadına her istediğini vermeyeceksin” teorisyeni Ferit... Yaman’ın sevgilisi, yoga hocası ve saplantılı bir şekilde Yaman’ı bırakmamaya kararlı Alara. Sonunda Büşra ile Yaman arasındaki yakınlaşma, etrafı tedirgin eden bir hal alıyor.
Yani bir “ayrı dünyaların insanları” arasındaki aşk hikayesi. Bunu, türbanlı ile öz beyaz Türk arasına uyarlamışlar.
Filmin hikayesinden anlaşılan bir şey var. İki kesim, yani muhafazakar olanlar ile kendini “modern” sayanlar, birbirleri hakkında pek bir şey bilmiyorlar. Oysa birbirlerini anlamalarında fayda var. Bu, Büşra’dan çıkarması kolay bir cümle. Ama onun dışında Büşra’nın demek istediği şey ne, onu nasıl diyor, orası biraz daha karışık.
KARİKATÜR HAVASI
Filmi yapanlar, İslami çevreden gelen kişiler değiller. Bir iyi niyet çerçevesinde “Onlar”ı anlamaya çalışan bir iş yapmışlar daha çok. Ama bu tek başına, ortaya düzgün bir iş çıkmasına neden olmuyor.
Bir kere, karakterler bayağı karikatür seviyesinde kalmış. Zaten çizgi karakterlerden uyarlanmış olmaları bir savunma değil, çünkü film gayet ciddi iddialarla ortaya çıkıyor. Kaldı ki, çizgi olan her şey karikatür değil elbette.
Karakterler hakkında kesin olan bir tek şey var. Burjuvalar... Üst sınıftan insanlar... Yaman’ın takıldığı yerler, yaşadığı ev, hayat, gayet rahat. Büşra türban defilelerinde, Ferit yabancılarla iş bağlıyor...
Ama onun dışında, karakterlerin her birinde yerine oturmayan bir şeyler var. Büşra’yı entelektüel gibi göstermeye çalışıyorlar ama kızın birikimi Selvi Boylum Al Yazmalım’dan öteye gitmiyor. Yaman’ın liberal mi Kemalist mi olduğu belli değil, nihilist olduğu kesin. Piyasaya karşı ama konforundan vazgeçecek gözü yok. Alara’nın doğu felsefesine merakını, o ettiği lafları hayatına uygulayamayışını göstermek için kullanmışlar. Hele Ferit, anladık arıza bir tip ama yine de fazla fantastik bir arıza. Sürekli ayna karşısında kendisini övüp, Yaman’la “makul” sayılabilecek bir yüzleşme yaşayabiliyor.
Karakterlerle ilgili sorun, meselenin yeterince ayrıntılı bir araştırmaya konu yapılmamasıyla ilgili olsa gerek. Herkesin bildiği hikayeyi daha kolay anlatması, bir rastlantı değil, doğal olan. Bu tür meselelere el atan iki filmden örnek verilebilir. Biri Uzak İhtimal... Onu yapan Mahmut Fazıl Coşkun, zaten muhafazakar bir çevrenin insanıydı; az çok bildiği bir hikayeyi, en azından bildiği ruh hallerini gayet başarılı anlattı. Bir başka örnek, Takva. Yeni Sinemacılar muhafazakar çevrenin adamı falan değiller, ama aylarca, yıllarca süren araştırmalar yaptıklarını; başta Önder Çakar, filmin hikayesindeki bütün ayrıntılar üstünde uzun süre çalıştıklarını, filmin meraklıları biliyor.
Çalışmak her işin başı. Özellikle hassas bir konuda bir iş yaparken, daha da titiz olmak gerek.
DERDİ NEDİR?
Asıl büyük problem de, hikayenin kendisiyle ilgili. Anlatılmak istenen sadece “ayrı dünyaların insanları” arasında bir aşk hikayesi olsaydı, bunun az çok anlatılmış olduğu söylenebilirdi. Yine de sonunun biraz sorunlu bağlandığı belli. Ama mesele bundan ibaret de değil, memleketin güncel bir meselesine, toplumsal bir hadiseye ilişkin bir laf edilmek isteniyor. Peki, nedir o edilen laf? Orası pek belli değil. Filmden “Türbanı çıkarınca iyi olacak” sonucunu çıkaran da olabilir, “Aslında birbirinden çok farklı insanlarız” sonucuna varan da. Ne söylemek istediğine karar veremeyen filmin kaderi, hiçbir şey söyleyememek.
Filmde eğreti duran başka unsurlar da var. Anlatıcı gibi aralarda çıkan tinerciler, her gidilen boş mekanda yanıyor buldukları ışıklar, bir tuhaflık hissi veriyor sadece.
Oyunculuklar, bunlara rağmen başarılı sayılabilir. Büşra’da Mine Kılıç, özellikle de Ferit’te Coşku Cem Akkaya, izlemeye değerler.
Eğreti duran bir türban hikayesi anlatılınca, yine de anlatılmış sayılıyor mu?


Büşra
Yönetmen: Alper Çağlar
Senaryo: Alper Çağlar, Bahadır Boysal
Oyuncular: Mine Kılıç, Tayanç Ayaydın, Çiğdem Batur, Coşku Cem Akkaya

Belgesele bir köprü kurulsa...


Belgeselle kurmacanın iç içe geçmesi hayırlı bir iş. Sinemanın gerçekle ilişkisinin güçlenmesi her türlü hayırlıdır, zarar gelmez.
Ama sonda söyleyeceğimi başta söyleyeyim, Köprüdekiler bunun başarılı bir örneği değil.
Bir belgesel projesi olarak başlamış, yolu köprüden geçen üç insanın hikayesini bir araya getiren bir film. Biri gülcü Fikret, biri dolmuş şoförü Umut, diğeri de trafik polisi Murat. Büyük kentte sıkışmış hayatlar yaşayan insanlar olarak, karakterler iyi seçilmiş. Yani iyi bir belgesel çıkarmış. Fikret, mahallesinden kurtulmanın, bir yerlere gitmenin hayalini kuruyor; Murat evlenmek istiyor, Umut ve eşi de yeni bir eve taşınmanın derdinde. Yolları köprüden geçiyor ama bu üç kişinin hayatları kesişmiyor.
İşte bu iyi belgesel malzemesi, senaryo yazılıp kurmaca filme dönüşünce ortaya çıkan sonuç, olmamış. Hikaye anlatma konusunda çok parlak bir durum yok, çünkü birçok şey havada, neyin neden olduğunu anlamak güç. Ona verilen yanıt, “Onların hayatları öyle”... Yani, belgesel tarafı öne çıkarılıyor. Ama bu bir belgesel mi? Birçok sahneye bakarak anlıyoruz ki, değil.
Köprüdekiler’e En İyi Film ödülü veren İstanbul Film Festivali ve Adana Film Festivali jürilerinin ne bulduğunu insan merak etmiyor değil.
Yönetmen Aslı Özge, daha önce hem kurmaca hem belgesel filmler yapmış, Berlin-İstanbul hattında yaşayan biri. Filmin senaryosunu, kahramanların hayatlarından yola çıkarak yazmış. Onun için karakterlerin birçoğu, kendilerini oynamış. Tabii bolca doğaçlamaya ve senaryonun dışına çıkmaya açık şekilde çalışıldığı belli oluyor. Bir tek polis karakteri, memur olduğu ve izin alamadığı için kendini oynayamamış, onu kardeşi canlandırmış.
Aslında, işin kurmaca tarafı göz ardı edilerek daha keyifle izlenebilecek bir film olabilir karşımızda.

Köprüdekiler
Yönetmen: Aslı Özge
Oyuncular: Fikret Portakal, Murat Tokgöz, Umut İlker, Cemile İlker


Bir mahalle hikayesi

Sokakta geçen tavizsiz, şiddetli hikayeler, daha çok Latin Amerika sinemasıyla hatırlanan bir şey. Kara Köpekler Havlarken, yine oraların filmlerini çokça andıran ama epey bizden bir hikaye.
Sınıf atlamaya ya da kendi ifadeleriyle “yırtmaya” çalışan iki genç; Selim ile Çaça... Yaşadıkları mahalle, gençlerin işsiz olduğu, racon kestiği, karanlık adamlara “abi” çekerek tutturmaya çalıştıkları bir yer. Bu fotoğraf ve karakterler, filmin en başarılı yanı. Bizimkiler; Selim’le Çaça, bir güvenlik işi almaya çalışıyorlar. Ama daha büyük oyuncular da devreye girince, işler tatsız bir hal alıyor.
Karakterler ve diyaloglar ne kadar sahiciyse, ne kadar bizdense, hikayenin gidişatı o kadar klişe ve “kopya” duruyor. Yabancı filmlere haddinden fazla benziyor ve finaliyle de en “olmuş” karakterleri “olmamış” bir sona ulaştırıyor. İşte bunun en sorunlu yanı şu; iş sonunda, gençlerin o çıkmaza mahkum olduklarını söylemek istemese bile, iş oraya varıyor.
Yine de, bir ilk filmde bu kadar sahicilik varsa, o yol doğru yoldur.

Kara Köpekler Havlarken
Yönetmenler: Mehmet Bahadır Er, Maryna Gorbach
Oyuncular: Cemal Toktaş, Volga Sorgu, Erkan Can, Ayfer Dönmez
Çağdaş Günerbüyük
ÖNCEKİ HABER

Köprüdekiler izleyici karşısına çıkıyor

SONRAKİ HABER

Avcılar Belediyesinde işçilerin yıllar süren mücadelesi toplu sözleşmeyle sonuçlandı

Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa