20 Mart 2010 04:00

YOLCULAR İÇİN EL AYNASI

Bir yolcu gördüm,Onu gördüğüm yer, uzun sürmüş bir yolculuğun son demlerindeki duraktı. Buraya kadar birlikte gelmiştik.

Paylaş

Bir yolcu gördüm,
Onu gördüğüm yer, uzun sürmüş bir yolculuğun son demlerindeki duraktı. Buraya kadar birlikte gelmiştik.
Yalnız değildik, büyük bir grubun içindeydik. Bütün bir grup, sanki tek bir beden gibi aştığımız yolların tüm izlerini hep birlikte üstümüzde taşıyorduk. Hayatlarımız birbirinin içine geçmiş, ayrılamayacak şekilde sıkıca örülmüştü. Sadece aynı yollardan aynı yerlere gitmekle kalmıyor, bir an olsun ayrı düşmeyi bile göze alamıyorduk. Belki de bu yüzden, yaptığımız yolculuklar hakkındaki anlatılardan gittikçe daha fazla hoşlanmaya başlamıştık.
Geçip geldiğimiz yerleri, oralarda olan bitenleri içimizden biri anlatırken, diğerleri sanki hiç görmediği bir yeri, hiç yaşamadığı bir olayı ilk defa duyuyormuş gibi pür dikkat kesiliyor, lafa karışmadan sonuna kadar dinliyordu. Sadece arada bir kendini kaptıranlardan birinin iç geçirdiğini ya da kesik sevinç çığlıkları attığını işitiyorduk. Sadece bizim anlayabileceğimiz kaçamak bakışlar ise anlatı boyunca aramızda fasılasız dolaşıyordu.
Bizi birbirimize iyice bağlayan ve çok geçmeden hepimizi çözümsüz bir muammanın orta yerine sürükleyen ise hiçbir söze gerek bırakmayan bu bakışlardı galiba. Bakışarak gittikçe daha fazla şey anlatır, duygularımızı daha açık seçik iletebilir olmuştuk.
Bir başka sebep ise yola çıktıktan bir süre sonra her yerde birlikte olmakla kalmayıp, daima aynı şeylere baktığımızı, aynı şeyleri gördüğümüzü ve aynı duyguları ürettiğimizi çok geç fark etmemizdi. Belki işin başında fark etmiş olsak tedbir alır, aramızdaki bağlar kopmayacak hale gelmeden önce birbirimizden ayrılırdık. İşte bu iki nedenle, herkes birbirine baktığı zaman sadece kendini görebiliyordu artık. Birinin içinden geçenler, karşısındakinin bakışlarında bütün ayrıntılarıyla yansıyordu. Bu kalabalığın ortasında çıldırtıcı bir yalnızlığa mahkum olmuştuk her birimiz. Lakin geri dönüş için artık çok geçti.
Evet çok geç... Fark ettiğimiz zaman artık başka türlü bir yolculuk tasarlamayı bir tarafa bırakalım, geldiğimiz yoldan geri dönecek cesaretimiz bile kalmamıştı. Biraz da bu yüzden olsa gerek, içimizden birinin anlattığı eski bir yol hikayesini, en küçük ayrıntısına kadar bildiğimiz halde, olur da belki bir farklılık bulabiliriz diye sonuna kadar, hem de her zamankinden daha büyük bir merak ve dikkatle dinlemeye başlamıştık.
Hepimiz birlikte tek bir yaşanmışlığın ifadesiydik artık. Sadece ifadesi değil aynı zamanda varlığımızın kanıtıydık. Bu kadar kaynaşmış, yaşadıkları yanı sıra kaygıları da bu kadar iç içe geçmiş yolcular topluluğu olarak, ne yazık ki sadece ve sadece hep birlikteyken var olduğumuzu ispat edebiliyorduk.
İçimizden birinin eksilmesi, halinde ne gördüklerimizin ne başımızdan geçenlerin inandırıcı bir yanı kalacaktı. İnandırmak bir yana, kimse bizi dinlenmeyecekti bile. En korktuğumuz şey buydu.
Yıllar önce birlikte yola çıkmamızın tek nedeni vardı, tek ortak amacımız oraya gitmekti.
Bazılarımızın içinde büyük bir alev halinde yanan; bazılarımızda küçük bir kıvılcım, birkaçımızda ise soğumaya yüz tutmuş köz halinde duran arzu, o zamanlar tek ortak yanımızdı. Aynı yere varmak istiyorduk.
Yola çıktıktan bir süre sonra, biricik arzumuzun etrafında yepyeni bir kimlik yaratmış, her birimiz ona uygun kişilikler kurmuştuk kendimize.
Aradan çok zaman geçti; yolumuzun düşmediği bayır, aşmadığımız doruk, ıslanmadığımız su kalmamış, dünyanın bütün güneşlerinde ısınmıştık.
Sonunda vakit geldi. Rüya artık gerçekleşmek üzereydi. Onca badireden sonra nihayet ulaşmak istediğimiz yere varmıştık. Tek bir kapı kalmıştı geçmemiz gereken. Son birkaç basamağı çıkmadan önce biraz soluklanmak için bekliyorduk.
Herkesi heyecan sarmış, gördüklerini daha sonra bütün canlılığıyla anlatabilmek için neler söyleyeceğini, hangi cümlelerle nasıl tasvirler çizeceğini tasarlarken düşüncelere dalmıştı. Hepimiz, zihnimizin bir köşesine her anı kazıyabilmek için dikkat kesilmiştik.
Tam o sırada içimizden biri, kimsenin beklemediği bir şey yaptı; olmayacak bir laf etti.
Birlikte geçtiğimiz yolları büyük bir hevesle, heyecanla aşan, bütün meşakkatler karşısında bir bardak su içer gibi davranan o, “Buraya kadar” dedi tam eşikte; “benim yolculuğum bitti. Bu kapıdan geçmeyeceğim...”
Geçmedi.
Benim gibi diğerleri de, onu işte o zaman gördü.
Bir anlık duraklamadan sonra, teker teker herkes içeri girdi.
O ise kararını değiştirmedi. Girenlerin geri gelmesini bekledi. Dışarı çıkan herkes bir başınaydı artık.
Herkes kendi yoluna gitti...
ÖZCAN YURDALAN
ÖNCEKİ HABER

‘Değişim’in ilk adımı sahnede

SONRAKİ HABER

“ABD'nin kullandığı uranyum nedeniyle Irak’ta kusurlu doğumlar yaşandı”

Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa