22 Mart 2010 00:00

EKONOMİ VE POLİTİKA

Hatırlanacağı üzere, geçen haftaki yazıda toplumsal ve ekonomik dinamiklerin anlaşılması ile siyasal...

Paylaş

Hatırlanacağı üzere, geçen haftaki yazıda toplumsal ve ekonomik dinamiklerin anlaşılması ile siyasal iktidarın niteliği ve gücü yorumlanabileceği gibi kamu kurumları arasında yaşanan çatışmaların da netleştirilebileceği ve ileriye yönelik bazı tahminlerde bulunmanın da olası olabileceğini ifade ettikten sonra, bu konunun açılımını bu haftaya bırakmış idim.
Bu konunun irdelenmesi, öncelikle küreselleşmenin gözden geçirilmesini gerektirir. Çağdaş emperyalizm olan küreselleşme, merkez ekonomilere kaynak aktarımı yaparken çevre ekonomileri yoksullaştırmaktadır. Hal böyle olunca, çevre ekonomilerde merkez ekonomilere dost, kendi ulusuyla iktisat dışı alanlarda uzlaşmacı bir iktidarın işbaşında bulunması gerekmektedir. Ancak böyle bir iltidar ile merkez tarafından sömürülen bir çevre ekonomisi, bu soygunun farkına varamaz ve iktisat dışı alanlarda uzlaşma içinde olduğu siyasal kadrolara destek verir. Bu ulus, böyle bir iktidara verdiği destekle, aslında emperyalistlere destek verdiğinin farkında olamaz. Aslında, bir çevre ekonominin siyasal liderinin herhangi bir merkez ülke tarafından benimsenmesi, bazı payelerle taltif ediliyor olması, sömürü altındaki ulusa çok anlamlı bir mesaj olmakla beraber, ekonomik körlük ya da miyop durumu, bu manzaranın algılanmasını ve yorumlanmasını engeller.
Böyle bir senaryo ile siyasal iktidar koltuğa oturtulduktan ve yeri oldukça sağlamlaştırıldıktan sonra, sıra ulus devlet konumunda yapılanmış olan bürokrasinin, yargı erkinin ve silahlı kuvvetlerin hizaya getirilmesine gelir. Söz konusu yapılar, konumları itibariyle, emperyalizmi algılayabildikleri gibi yüzleri emperyalistlere değil halka dönük olup, emperyalistlerle doğrudan ilişki içinde bulunmayıp, geri safta konumlanmış olduklarından dolayı; emperyalistlere karşı, uluslararası temaslarda veya doğrudan birebir ilişkilerde bulunan siyasilerin gösterdikleri zaafı göstermek durumunda kalmamaktalar. Emperyalistlerle karşı karşıya ilişkide bulunmanın siyasilerde yarattığı dezavantaja karşın, siyaset dışı kamu kurumları geri planda kalmanın avantajına sahip bulunmaktadır. Siyasilerle çeşitli kamu kuruluşlarının arasındaki sürtüşmede emperyalizme karşı konumlanışlarındaki farklılığın büyük rolü bulunmaktadır.
Emperyalizmin saldırgan tavrı ve çevreye yaptığı tazyik, bazı durumlarda borçluluğun koz olarak kullanılmasıyla, bazı durumlarda ülkeye para sokularak yapay müreffeh görüntü yaratılmasıyla, bazı durumlarda ise fiili silahlı müdahale ile gerçekleştirilebilir. Bu ve benzeri yöntemlerle yaratılan tedhiş havası, siyasal iktidarları, geri planda kalan kamu kurumu yöneticilerine oranla daha fazla tedirgin eder ve ürkütür. Zira, yaşanabilecek bir aksiliğin faturası siyasilere çıkarılacağından dolayı, siyasal erk, dış baskılara karşı daima daha duyarlı ve teslimiyetçi olmak zorunda kalır.
Görülüyor ki, buraya kadar emperyalistlerle çevre ülke siyasileri arasında yaşanan hiyerarşik ilişkide, siyasileri tümüyle aklamamakla beraber, genellikle objektif ögelerin ön plana çıktığı söylenebilir. Ancak bu durum, tablonun tümünü yansıtmamaktadır. Zira, siyasal iktidar, özellikle de siyasal lider konumundaki kişiler, başta meclis olmak üzere bürokrası, yargı kurumları, üniversiteler ve silahlı kuvvetler gibi tüm kamu kurumlarını ellerinin tersiyle iter; tek kişi olarak emperyalistlerin karşısına çıkarsa, emperyalistler bu “lider zehabına kapılan kişi”yi pohpohlar ve teslim alır. Oysa, siyasal temas ve kararlarda siyasal kişi, tüm kamu kuruluşları ile tam bir ittifak halinde emperyalistlerle karşı karşı karşıya geldiğinde; o lider, “emperyalistlerin ajan-lideri” değil “halkın gerçek lideri” olabilir. İşte, bu noktada ve böylesi davranışlarda siyasiler kesinlikle suçludur.
Kamu kurumları arasındaki sürtüşme ve zaman zaman yaşanan çatışmalar, içsel dinamiklerin akıl, basiret ve gücünü aşan bir görüntü sergilerken; bu proje ile emperyalistlerin hedefinin sorgulanması, bize iyi bir zihin idmanı sağlar. Emperyalistler, var olan durumdan hoşnut olmakla beraber, geleceği de garanti altına almak ister. Bu amaçla, sadece siyasileri kendi emelleri doğrultusunda güdümlemek, diğer kamu kurumlarını kendi haline bırakmak, emperyalistlerin işine gelmez. Emperyalislerce yapılması gereken, dünya konjonktüründen ve içte siyasal erkin kuşkularından yararlanarak, tüm kamu kurumlarını aynı orkestranın içine sokmaktır. Bu sürecin gerektirdiği akıl ve güç, emperyalistlerde vardır. İçerideki iş birlikçileri ise işi daha da kolaylaştırmaktadır.
İZZETTİN ÖNDER
ÖNCEKİ HABER

‘BAŞBUĞ SUÇ İŞLİYOR’

SONRAKİ HABER

Kosta Rika'da 19 kişi sahte içkiden zehirlendi: 30 bin şişe toplatıldı

Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa