Kürt sorunu artık çözülmeli!

Kürt sorunu artık çözülmeli!

Eskişehir, 800 bine yaklaşan nüfusuyla Türkiye’nin önemli kentlerinden biri.


Eskişehir, 800 bine yaklaşan nüfusuyla Türkiye’nin önemli kentlerinden biri. İlçelerin nüfusu her geçen gün azalan Eskişehir’de, nüfus yoğunluğu merkezde toplanmış. Şehir yaşantısı dizilere, filmlere konu olan Eskişehir, kuruluşundan beri yoğun göç alan bir şehir olmuş. Eskişehir Organize Sanayi Bölgesi’nde çalışan işçilerle Kürt sorunu üzerine konuştuk.
Birçok sanayi kentinin tersine, Eskişehir’de yaşanan göçler genelde Türkiye sınırları dışından olmuş. Oldukça kozmopolit bir yapıya sahip olan Eskişehir’de Tatarlar, Bulgar ve Yunanistan göçmenleri, Çerkezler, Arnavutlar, ilk akla gelen topluluklar olarak ön plana çıkıyor. Eskişehir’in yerli halkına manavlar denilmekte. Tabii bir de önemli bir nüfusa sahip olan Afyonlular, özellikle Emirdağlıların, diğer topluluklarla beraber Eskişehir’in sosyal, ekonomik ve siyasal yaşantısına etkileri çok büyük. Büyük sanayi kentlerine yoğun göç etmiş ve yerleşmiş Kürt nüfus, Eskişehir’de bu karışık yapının arasında nüfus olarak az sayıda kalmakta. Erzincan ve Tunceli bölgesinden gelenlerin oturdukları birkaç mahalleyi saymazsak, Kürtlerin yoğun yaşadığı mahallelerden bahsetmek imkansız Eskişehir’de. Daha çok Eskişehir’in dışında birkaç köyde yerleşen Kürtler, şehir merkezinde de üniversite için dışarıdan gelen gençler içersinde bir nüfusa sahipler. Bu durum, Eskişehir’de Kürt sorununun anlaşılması ve Kürt halkının tanınmasını zorlaştıran bir etken yaratıyor. Eskişehir Organize Sanayi’de, konuşmadan Kürt olduğunu anlayamayacağınız çok az sayıda Kürt işçi çalışmakta. Büyük fabrikalarda Bulgar göçmeni ve Tatar işçiler ciddi bir kesim oluşturmaktalar. Tabii ki en büyük kesimi, Eskişehir’in ilçe ve köylerinden merkeze akın etmiş ve artık üçüncü kuşak işçi yetiştiren işçi aileleri oluşturmakta. Şehrin genel yapısının yarattığı, olanı koruma ve tek milletçi yaklaşım, birçok sosyal yapıya sirayet etmiş. Bu genel havadan fazlaca etkilenmiş olan Eskişehir’de, organize sanayinin işçileri ile Kürt sorununa ilişkin görüşmemizde öne çıkan vurgu, sorunun silahsız çözümünün sağlanması oldu.
BAŞKA BİR DİLLERİ VARDI...
SARAR’dan kadın ve erkek işçilerden oluşan bir grupla konuşuyoruz. Erkek işçilerden biri, fabrikada kendisine Kürt diyen birine rastlamadığını söyleyerek, “Öyle olunca da açıkçası Kürtler hakkında çok bilgim yok. Askerde tanımıştım Kürtleri, beni en çok etkileyen konuştukları dilleri olmuştu. Bizlere Kürtçe, Türkçenin bir kolu olarak anlatılmıştı. Ancak ben onların konuştuklarından hiçbir şey anlamıyordum. O zaman şöyle düşünmüştüm, bir Azerinin söylediklerinden birçok şey anlıyorum, bunlar nasıl bir Türk kolu ki dediklerinden hiçbir şey anlaşılmıyor. O zamanlar kendime, bunlar kesinlikle Türk değil demiştim. Şimdi artık hükümet bile kabul etti, Kürt diye bir şey var, ben bunu kendi yaşadıklarımdan anlamıştım” diyor.
TELEVİZYONLAR BİZİ ETKİLİYOR
Televizyonda izlediklerinin kendisini çok etkilediğini anlatan bir kadın işçi de, Kürt denince aklına hemen “bölücülük” geldiğini söylüyor. Mahallede Tuncelili olan komşularına önceleri tepkili olduklarını belirten kadın işçi, sonrasında yaşananları şöyle anlatıyor: “Ancak zamanla tanıştık ve kaynaştık, şimdi çok yakınız ailecek görüşüyoruz. Benim kocam işten çıkarılmıştı, o Tuncelili aile iş buldu eşime. Ailecek konuştukça anladık bölücü olmadıklarını. Onlar da bu ülkede birlikte yaşamak istediklerini söylediler bizlere. Önceleri çocuklarımızın oynamasına bile izin vermezdik, şimdi ailecek görüşüyoruz. Televizyonlar çok etkiliyor bizleri. Kürt, Türk, hepimiz biriz aslında ama bunu anlamak zaman alıyor.”
İNSAN NEDENSİZ ÖLÜP, ÖLDÜRÜR MÜ?
Kürtlerin belli haklara sahip olması gerektiğini düşünen bir başka erkek işçi, il dışında çalıştığı zamanlarda Kürt işçi arkadaşları olduğunu söylüyor. Devletin insanları şiddet yaratacak ortamlardan koruması gerektiğini belirten işçi, “Bugün birini öldürünce af geliyor çıkıyorsun. Ama siyasi suçluysan ömür boyu cezaevinde kalabilirsin. Devlet affedici ve bütünleştirici olmalı. Belli hakları verilince halen sorun olursa ve şiddet devam ederse, o zaman başka. Ama ben kimsenin bir nedeni olmadıkça ölmek ve öldürmekten yana olmayacağını düşünüyorum. Bunları böyle düşünen çok azınlıkta, çünkü kafaları karıştıran çok fazla unsur var. Biz birlikte bu sorundan kurtulursak daha güçlü bir ülke oluruz” diyor.
ÖLÜM SON BULSUN
“Kürtler bu ülkede tamam var, kimse artık yok demiyor” diyen bir başka kadın işçi de şöyle devam ediyor: “Ne kadar zor olsa da siyaset yapsınlar, beğenmem oy vermem o ayrı. Ama bu, dağlarda silahla gezmekle olmaz. Eskişehir’e şehit cenazelerine gittim ben. İnsanlar gerçekten orada sinir ve üzüntüye boğuluyor. Genel olarak bizde onları öldürelim diyen çok az ama... İçten içe sevmiyor insanlar Kürtleri, en büyük sorun da bence bu. Çünkü Kürt gençleri de ölüyor ve mutlaka onların anne babaları da aynı şeyleri hissediyordur. O yüzden ölme öldürme işleri bir son bulmalı diye düşünüyorum.”
HAKLARIMIZI İSTİYORUZ
ETİ’deki Kürt işçilerden biri söz alıyor: “Bizim toprakta ya da bayrakta gözümüz yok. Belli haklarımızın var olduğunu bilmek istiyoruz. Bugün hükümet paket açıklıyor. Demek ki bir sorun ve adaletsizlik var ki çözüm aranıyor. Eskişehir’de yaşıyorum. Eskişehirspor’un maçlarına hep birlikte gidiyoruz. Birçok arkadaşla aynı fabrikalarda çalışıyoruz. Şiddetten her kez bıktı, tabii ki barış olmalı. Herkes öncelikle de yöneticiler buna inanmalı...”
HAKLARI OLSUN AMA...
Kürtlerin varlığının artık kabul edildiğini belirten bir başka ETİ işçisi, “Her türlü hakları olsun ama ayrı devlet olmaz, ben buna sonuna kadar karşıyım” diyor. ETİ’den bir başka işçi, “Kürtlerle dağda çatışmaya girenler birbirinden ayrılmalı” diyerek, “Kürtler var ama her Kürt dağa çıkıp adam öldürmüyor. Bir sorun varsa siyaset ve konuşma yoluyla çözüm bulunmalı. Gencecik insanlarımız yok oldu gitti o dağlarda. Ne yöntem uygulayacaklarsa uygulasınlar. Bir bütün içinde ülkemiz bölünmeden, buna mutlak bir son verilmeli” diye konuşuyor.
Arçelik’ten genç bir işçi, “Yeter artık, bugün Avrupa Birliği denen şey; kaç devlet var, kaç dili var, birlikte hareket ediyorlar. Biz de kendi içimizde en azından bunu başarmalıyız. Kim ne isterse konuşsun, onu anlayayım o beni anlasın yeter” diyor. Sözlerini şöyle sürdürüyor; “Kesinlikle dağlardan inmeliler. İnsanlar yaşananlara çok tepkili, bir şehit cenazesi geldiği zaman kimseye bir şey anlatamazsın. Geçenlerde Güneşi Gördüm filmini izledik. Onlar da çocukları için ağlıyorlar. Bu, iki tarafta düşmanlık tohumları ekiyor, bu iş artık kesinlikle son bulmalı.” Arçelik’ten bir başka işçi sözü alıyor: “Biz burada kızıp küfredip, yeri geliyor oturuyoruz. Ancak ben daha önce İstanbul’da fabrikada çalıştım. Orada Türk ve Kürt işçiler bir arada çalışıyor. Yeri geliyor insan en yakın mesai arkadaşına düşman gibi bakıyor. Sonra bir sorunda bakıyorsun, aynı koşullardayız. Önyargı çok kötü, tehlikeli sonuçlar yaratıyor. Yeterince acı çekilmiş, artık kim taşın altına elini sokacaksa soksun, bu sorun bitsin.”
(Eskişehir/EVRENSEL)
Erdal Saran
www.evrensel.net