24 Mart 2010 00:00

UFUK

“Türkiye mevcut anayasa ile çağdaş uygarlık seviyesine ulaşamıyor.”

Paylaş

“Türkiye mevcut anayasa ile çağdaş uygarlık seviyesine ulaşamıyor.” Başbakan Erdoğan, dün partisinin grubunda yaptığı konuşmada hazırladıkları anayasa paketini bu sözlerle savunuyor.
Şimdi soralım, peki Türkiye, 1 Mayıs’ı kutlamak isteyen emekçiler üzerinde terör estiren bir hükümet ile bir başbakan ile çağdaş uygarlık seviyesine ulaşabilir mi?
Seçilmiş belediye başkanlarının kelepçelenerek cezaevlerine doldurulduğu, milletvekillerinin yasaklandığı, partilerin kapatıldığı dönemin başbakanı ile Türkiye çağdaş uygarlık hedefine ulaşabilir mi?
Türkiye, kendisini eleştiren köşe yazarlarının işine son vermesi için patronlara çağrı yapan bir başbakan ile çağdaş uygarlık hedefine ulaşabilir mi?
Türkiye, kendisine taleplerini iletmek isteyen bir çiftçiye ‘Ananı da al git’ diyerek fırça atan bir başbakan ile çağdaş uygarlık hedefine ulaşabilir mi?
Türkiye hakları için eylem yaparak demokratik haklarını kullanan TEKEL işçilerine polis müdahalesi tehdidinde bulunan, onları 4-c’ye mahkum eden bir başbakan ile çağdaş uygarlık yolunda hedeflediği yere ulaşabilir mi?
Türkiye, iki dönemdir yüzde 10 seçim barajının kaymağını yiyerek tek başına iktidar koltuğunda oturan ve bu süre içinde de seçim barajını düşürmek bir yana, Türkiye milletvekilliliği gibi kurnazlıklarla konumunu korumaya çalışan bir başbakanla çağdaş uygarlık düzeyine ulaşabilir mi?
Türkiye’de protesto gösterisi yapan Kürt yurttaşlarına karşı, ‘Kadın da olsa, çocuk da olsa gereği yapılacak’ diyen başbakanla çağdaş uygarlık seviyesine ulaşabilir mi?
Türkiye, Ankara’da otobüslere parasız binme eylemi yapanlara karşı, “Komünist kafa, hâlâ kurtulamadılar bu komünist kafadan!” diyerek çıkışan, böylesi bir kafaya ve üsluba sahip bir başbakanla çağdaş uygarlık seviyesine ulaşabilir mi?
Türkiye kendisine sorduğu soruları beğenmediği başbakanlık muhabirlerinin akreditasyonlarını iptal eden bir başbakanlıkla çağdaş uygarlık seviyesine ulaşabilir mi?
Bu liste çoğaltılabilir. Şimdi tekrar soralım, Türkiye böyle bir başbakanın önümüze koyduğu bir anayasa ile çağdaş uygarlık seviyesine ulaşabilir mi?
Emek ve demokrasi güçleri, aydınlar, demokrat hukuk çevreleri uzun bir süredir, darbe anayasasından vazgeçilerek, toplumun demokratikleşme ihtiyacını yanıt verecek bir anayasa talebini dile getiriyor ve bunun mücadelesini veriyorlar.
Geriye dönüp bakılsa, bugüne kadar çok sayıda anayasa sempozyumu yapıldığı da görülecektir.
Ancak şu ana kadar seçim barajının düşürülmesine bile yanaşmamış bir iktidar, şimdi karşımıza bir paket ile çıkıyor ve “Eğer benim yargıyla yaşadığım sıkıntıları aşmama yardımcı olarak düzenlemelere destek vermezseniz, o zaman 15. Madde de kalkmaz ve darbeciler yargılanamaz, sadece Ergenekon sürecinde görüldüğü gibi benim iktidarıma karşı darbe girişiminde bulunmuş olanlar yargılanır” diyor. Yeni anayasa paketi ile söylenen budur.
Memura toplusözleşme hakkının da ciddiye alınır bir tarafı olmadığı ortadadır. Türkiye, emekçilere grevli, toplusözleşmeli sendika hakkı tanıyan uluslararası düzenlemelere zaten imza koymuş durumda ve öncelikle bunları uygulaması gerekiyor. Ama bunları uygulamayıp, sadece ‘toplusözleşme’ hakkını, bugün ‘Çağdaş uygarlık seviyesine ulaşılmasını’ hedeflediği iddia edilen bir anayasa paketine koyarak destek istemek, herhalde sadece AKP’nin kendisini tanımladığı ‘muhafazakar demokratlık’ ile açıklanabilir.
Hükümet bu anayasa paketi ile, demokratik kamuoyundaki, darbecilerin yargılanması talebini, kamu emekçilerinin taleplerini ve benzer başka talepleri ‘rehin almış’ olarak, ‘Benim diğer taleplerime destek vermez iseniz, o zaman kendi taleplerinizin hayata geçmesi için de çok beklersiniz’ demiş oluyor.
Kimi liberal aydınların, solun dağınıklığı ve zayıflıklarını da gerekçe göstererek, ‘Statükonun devamı yerine kısmı de olsa değişiklik iyidir’ niyetiyle AKP’nin değişikliğine destek vermeye yönelmesi ise bir aydın tutumu açısından teslimiyetçilikten başka bir anlama gelmiyor. ‘Reel politikanın dengelerini’ gözetmek, ‘Statükoyu değiştirmek için darbe anayasasında gedik açmak’ gibi dahiyane (!) taktikler ise, daha baştan bu taktiğin sahiplerini bir etkisiz eleman durumuna düşürür.
Yapılması gereken 12 Eylül Anayasası’na makyaj değil, onun tamamen ortadan kaldırılmasıdır.
FATİH POLAT
ÖNCEKİ HABER

Öğretmen öğrencisine sahip çıktı

SONRAKİ HABER

YKS istatistikleri açıklandı, yabancı dilden 5 diğerlerinden 1'er birinci çıktı

Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa