24 Mart 2010 00:00

Fark edilmesi için çalacaklardı

Bir sanat kurumu, kamuya ait bir heykeli neden çalmak ister? Kulağa bir hayli garip geliyor değil mi?

Paylaş

Bir sanat kurumu, kamuya ait bir heykeli neden çalmak ister? Kulağa bir hayli garip geliyor değil mi? Hafriyat Grubu, Yeni Sinemacılar ve Hazzavuzu ile ortaklaşa, Tophane’de bulunan işçi heykelini yerinden alıp Hafriyat’ın mekanında “alıkoymak” için kazma ve kürekle, kamyon ve vinçle, geçtiğimiz hafta pazartesi (15 Mart) gecesi heykelin başındaydı. Heykelin yakınında hiç hesapta olmayan bir trafik çevirme noktasının bulunması ve belediye meclis üyesinin yakınlarda futbol maçı izlemesi, eylem planlarını altüst etti.
1973 yılında tasarlanan yirmi projenin, bugüne kalan 8 heykelinden biri olan Muzaffer Ertoran’ın (1922-2007) “İşçi Heykeli”, yerleştirildiği günden bu yana sayısız saldırıya hedef olur. Bugünkü hali bir molozu andıran heykeli görünür hale getirmek isteyen sanatçı grubu, kamuya ait bir heykelin yok oluşu karşısında sessiz kalan sorumluların, bir sabah heykeli yerinde göremediklerinde neler yapacaklarını merak eder. Yok oluşu üzerine sessizce ortaklaşılan heykelin görünür hale gelmesi, akıbeti ile ilgili bir kamuoyu oluşması için heykeli “çalmaya” karar veren sanatçılar, bunu başaramamış olmalarını başarısızlık saymıyorlar. Hafriyatçılar, projelerinin sonlanmadığını, sadece virgül koyduklarını söylüyor.
HEYKEL KİME AİT?
Heykel kime ait? Kamu kim? Tahrip edilirken neredeydiler? Bu hale gelmesinin sorumlusu kim? Hafriyat Grubu’ndan Antonio Cosentino, eylemlerinin bu soruları tartışan bir kamuoyu yaratmasını hedeflediklerini söylüyor. Heykelin ne olacağının belli olmadığını belirten Cosentino, “Kamuya mı yoksa belediyeye mi ait? Belli değil. Heykelin akıbetini takip etmek için onu yerinden almaya karar verdik” diyor. İşçinin bir artık beden, naaşını kaldırırken otopsi yapmayacağın bir beden olduğunu söyleyen Cosentino, “Bir işçi heykelinin de işçiyle aynı kaderi yaşaması ironik. Heykelin başına gelenler incitici. Heykelin bugüne kadar yaşadıklarının yarattığı imgenin yanına kendi imgemizi dahil ediyoruz. Bu konuda bir bilinç oluşturmak istiyoruz” diyor.
ÇÜNKÜ RESMİ DEĞİL
Hafriyatçılar, yıllarca Karaköy’deki mekanlarında sergiler yaptıklarını, bu nedenle kendilerinin de Tophaneli olduklarını, heykele karşı bu yönüyle de bir sorumluluk hissettiklerini vurguluyorlar. Hafriyat’tan İnci Furni’ye göre heykelin başına gelenlerin bir nedeni de bir devlet organizasyonu olmasına rağmen, kamusal alanda sanata dair ilk sivil örneklerden sayabileceğimiz heykelin sivil karakteri. Furni, resmi ideolojinin heykellerine dokunulmadığına dikkat çekiyor.
PROJE SONLANMADI
Eylemlerini toplumsal bir hafıza oluşturmaya dönük bir proje olarak tasarlayan Hafriyat Grubu, toplumsal hafızaya dönük farkındalık yaratmak için “anı-bellek” çalışması olarak bakılabilecek projede, heykelin bugün bulunduğu yerden gizlice kaldırılarak, kamu ve resmi kurumların bu duruma yaklaşımlarını, tepkilerini izleyerek; her tür yayın, haber, bilgi ve belgelerde yansımalar kaydedilmesi esasından hareket ediyor. Grup bu ucu açık süreçte, konunun kendisine tüm bağlamlarıyla görünürlük sağlamak için “işçi” heykelinin görünmezliğini kullanıyor.
Hafriyat’tan Murat Akagündüz, projenin sonlanmadığını; içinde ya da dışında yer alacakları her şeyi kayıt altına alacaklarını, eylemlerinin heykelin önüne geçmesini değil, heykelin eylemlerinin önüne geçmesini istediklerini belirtiyor.


GÖÇMEN İŞÇİLERİN EMANETİ HEYKEL

Cumhuriyet’in kuruluşunun 50. yılı kutlamaları anısına 1973 yılında tasarlanan yirmi projeden, bugüne kalan sekiz heykelden biri Muzaffer Ertoran’ın (1922-2007) “İşçi Heykeli”dir. Ertoran, sınırlı bütçeyle ve beton malzeme kullanarak yaptığı işçi heykelini, Tophane’deki bugünkü yerine 1973’te diker. O yıllar Almanya’ya işçi göçünün yoğun olduğu yıllardır. İş Kurumu ise Tophane’dedir. Anadolu’nun birçok yerinden akın akın gelen insanlar, gece gündüz demeden günlerce umutla İş Kurumu çevresinde, Tophane Parkı’nda bekleşirler. Sanatçı ise o dönemde akademiye gitmek için her gün önünden geçtiği ve tanık olduğu bu bekleyişe ve Almanya’ya giden işçilerin geride bıraktıkları ailelerinin dramatik ayrılıklarına tanık olur. Ertoran, bu tanıklıktan etkilenerek yaptığı işçi heykelini, işçilere adar. Elinde balyoz tutan ve arkasında bir çark olan bu iki metrelik figür heykel, ideolojik bir simge olarak algılandığı için saldırıya uğrar. Sanatçı, heykelini onarsa da, bu saldırılar ara ara devam eder ve heykel bugün, hiçbir şeye benzemeyen bir beton parçasına dönüştürülür. Ne yazık ki bu yirmi heykelden sekiz tanesi bugüne ulaşabilmiştir. Bunlardan bazıları ise işçi heykeli gibi tahrip olmuş haldedir. Diğerleri de; kimi değerli malzemesinden dolayı çalınmış, kimi politikacılar, cuntacı belediye başkanı albaylar tarafından sürgüne yollanmış ve kırdırılmıştır.
Ertoran, heykelinin başına gelenlerle ilgili şu açıklamaları yapmış: “Daha heykel bir yılını doldurmadan, önce parmaklarını kırdılar, sonra balyozun sapını. Yetmedi, ziftle yüzünü boyadılar. Sonra, zifti silmek bahanesiyle yüzünü yok ettiler. Birkaç kez tamir ettim. Ama artık bıraktım yakasını. Kaç yıldır, her gün bir yerini kırıyorlar. Yine de tükenmedi. Ne zaman bir makine gelip kökünden söküp götürse, ‘oh tükendi’ diyeceğim...”
Devrim Büyükacaroğlu
ÖNCEKİ HABER

GÖZLEMEVİ

SONRAKİ HABER

Balçova'da kadın hakları tartışıldı

Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa