24 Mart 2010 00:00

Yusuf Öğretmen’ime söyleyeceklerim var

Ben Kartal ilçesine bağlı Soğanlık Mahallesi Didem Pasajı’nda çay ocağı işletmeciliği yapan bir esnafım.

Paylaş

Ben Kartal ilçesine bağlı Soğanlık Mahallesi Didem Pasajı’nda çay ocağı işletmeciliği yapan bir esnafım. Yıllardır çay ocağı işletmeciliği yaparken çok şeye tanıklık ettim. Gerici, tarikatçı, faşişt düşünceli insanlarla zorunlu bir arada oldum. Ülke meselelerini çekinmeden tartıştım. Zaten Soğanlık’ın muhafazakar, tarikatçı bir yapısı var. Göç edip buraya yerleşen Doğu ve Güneydoğulu insanlarımızın bir kısmı bile MHP’ye, Ülkü Ocaklarına takılıyor. Onların ideolojik düşüncesinin etkisinde. Buna çok üzülüyorum. Bir gerçek var ki kapitalist üretim ilişkileri geliştikçe, gerici bağnaz, yobaz bazı şeyler parçalanıyor. Soğanlık’ta da yavaş yavaş muhafazakar, faşişt, gerici hava dağılmaya yüz tutmaya başladı. Onca esnaf krizin etkisiyle iş yapamaz, çekleri ve ödemeleri ödeyemez noktada icra kıskacı yaşarken, eski yani bir canlı tarih olan mücadeleci hocam var. O bazen bana uğrar. Onda çok şey görüyorum ve bana büyük bir moral oluyor. Bu duygularımı ve düşüncelerimi siz Evrensel okurları ile paylaşmak istedim.
Sen gelince şu küçük sehpa, beş altı sandalyelerden ibaret daracık mekanıma yıldızsız, güneşsiz, havasız tek düze yaşam için sığındığım on adımlık beton yığını umutla, yıldızla, güneşle doluyor. Umut senden önce giriyor, önüne katmışsın umudu insanların yüreğine itekliyorsun. Seni kapıda, yolda, yoldan ötede gördüğümde ‘geliyor işte ‘ diyorum inancın, mücadelenin, insanın, sevginin, vefanın direnmenin simgesi.
Bir ulu çınar, kökleri Spartaküslere uzanıyor. Paris komününe, vuruluyor yaralarını Kışlık Sarayı’nda sarıyor. Madritte no pasaran çekiyor. Moskova önlerinde Nazilere ateş kusuyor, Japonya da Hiroşima da yanıp kül olan kız çocuğuna göz yaşı döküyor. Taksim’e akan insan selinin içinde beni gördün mü orada hocam, şaşkındım, ürkektim şimdi olduğum gibi. Sen ağladın mı otuz dört canımıza, ben ağladım günlerce. Sen dimdik çıktın mücadelenin içinden, ben paramparça. Çünkü ben hocam yaralı bir yürekle kanadı kırık bir kuş gibi atıldım mücadeleye uçamadım bir türlü. Şimdi de uçamıyorum. Artık kırık kanatlarım da yok. Yalnız hocam, sen yanıma gelince, seni görünce kanatlarım var sanıyorum, kayalardan bırakıyorum kendimi, uçmak istiyorum. Süzülmek istiyorum 1 Mayıs meydanlarına doğru, sonra kanatlarımın olmadığını hatırlıyorum.
Bir gün hocam, sana veda edemeden, bu kanatsız kuş uçmak isteyip çakıldığında, tek bir söz söyle benim için. O devrimi çok sevdi. Bu bana yeter. Yusuf Hoca ve onun gibileri gerek. Kapitalizmi yıkmak için inançlı hocalar, aydınlar, işçi sınıfı davasına adanmış insanlar gerek. TEKEL işçileri, bize bunu gösterdi. İşte Yusuf Hoca ve onun inancını taşıyanlar için bunları yazdım. Saygılarımla.
Dilaver Toktaş (Esnaf-Soğanlık-Kartal/İstanbul)
ÖNCEKİ HABER

Karanlıklar aydınlatılsın!

SONRAKİ HABER

Eğitim Sen İstanbul ve Samsun'da 23 Kasım Ankara mitingine çağrı yaptı

Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa