25 Mart 2010 00:00

MERCEK

AKP ve hükümetinin toplumsal sorunlara yaklaşımının başlıca iki özelliğinden söz etmek mümkündür...

Paylaş

AKP ve hükümetinin toplumsal sorunlara yaklaşımının başlıca iki özelliğinden söz etmek mümkündür: sorunlar üzerine konuşmak, “çözüm”e dair açıklamalar yapmak, kendi istem ve çıkarları yönünde maniple etmeyi ihmal etmeksizin bu açıklamalar odağında tartışmaların yürütülmesini sağlamak, böylece toplumsal bir ilgiyi üzerine çekmek birincisidir. İkinci özellik ise kendi içinde ayrıştırılabilir; a) yapılan açıklamalar halkın dolaysız talepleriyle ilgili ise onları tüm araç ve yöntemleri kullanarak geçiştirmek, kaçamak yollara başvurmak, gerekçeler bulmak ya da uydurmak, ‘zamana yayarak unutturmak’, “ipe un sermek”; ve b) halkın geniş kesimlerinin geleneksel yargı ve alışkanlıklarının istismarını da ihmal etmeksizin, devletin tüm organlarında, kurum ve kurullarında etkin olmasına yarayacak her şeyi devreye sokarak, aktüel durumu politikalarını gerçekleştirmek üzere kullanmak!
Kürt sorunu karşısındaki taktiği ve politikası böyledir. Ermeni sorunu ve Ermenistan-Türkiye ve Azerbaycan arasındaki ilişkileri ele alışı buna uygundur. ABD ve AB’nin başlıca güçlü devletleriyle ilişkileri, İsrail başta gelmek üzere Ortadoğu ülkeleriyle ilişkilerde izlediği dış politika taktiği ve onun içerideki toplumsal ilişkilere yansıtılması ikili karakter gösterir. Ülkenin ve halkın istemleri ve yararı doğrultusunda politikalar izlemekte olduğu görüntüsü verir; söylemleri de buna uygundur. Gerçekte olan ise tersidir.
Kürt sorunu, sorunun özünü örtmek üzere kullanılabilir bir iki küçük ve yüzeysel “iyileştirme”nin(!) ardına atılarak çözümsüzlüğü esas alan devlet politikasını esas alır/almaktadır. Kürt dili sözde serbesttir ama w-q-x’in Kürtçe yazımda kullanılması, polis-yargıç baskısı ve ceza nedenidir. Kadın da olsa, çocuk da olsa, yaşlı da olsa “Kürt Kürttür!” anlayışıyla ve cop-dipçik-kurşun-tank ve panzer paletiyle ve de zindanlara tıkılarak susturulmaya çalışılmaktadır.
Alevilerin “yoldan çıkarılmaları” ve devlete-sisteme yedeklenmeleri için “çalıştaylar” düzenlenir. Alevi “dedeleri” ve politikacılardan görüşler alınır, “kendi” aralarında kavgaya tutuşmuş kesimlerden bazılarının ‘elde edilmesi’yle, din istismarı ve inanç dayatma politikasına destek güçlendirilmeye çalışılır. Dine devlet müdahalesi ya da devlet eliyle din dayatmasının kurumu olan Diyanet, korumaya alınmakla kalınmaz; güçlendirilmesi için bütçeden kaynak aktarılır.
Hükümet ve partisinin karşısında en katı olarak durduğu kesim, işçiler-işçi sınıfıdır. “Benim işçim, benim köylüm, benim memurum” söylemiyle “gönüllere seslenme”yi ihmal etmeksizin işçi istemleri ve direnişleri karşısında “dik durmak”tadır! 2009 1 Mayıs’ı ve TEKEL işçilerinin Ankara’daki eylemine ve işçilerin özelleştirme-işten atma politikalarına direnişlerine gaddar saldırı, ‘polis devleti’ yönünde hayli ilerleme kaydetmiş hükümetin işçi politikasının aynasıdır. Gençler ve kadınların “kazanılması” için riyakar taktikleri çeşitlendirmekte, ancak en zorunlu temel taleplerini oya ve AKP militanlığına “pey” olarak ele almaktadır. Taleplerinde ısrarlı emekçi kadına ve uyanan gençlik kesimlerine karşı şiddet kullanımı, işten ve okuldan atma ile susturmaya çalışmaktan geri durmamaktadır. Küçük üreticiyi iflasa ve topraktan kopararak kentlerin yoksul semtlerinde bin türlü yoksunluk ve sosyal-psikolojik sorunla boğuşmaya sürükleyen politikadan taviz vermemektedir, vb. vs...
Politikalarını riyakar söylemiyle “şirin gösterme” taktiği izleyen hükümet, uzun süredir devlete devlet olmak için devletin ‘klasik kurumları’nın bir kesimiyle iktidar kavgası vermektedir. Bu kavgayı “demokrasi kavgası” olarak reklam eden hükümet, partisi ve bir bölüm liberal destekçi burjuva aydınları, hükümetin HSYK ve Anayasa Mahkemesi’ni de ele geçirme çabalarının ürünü bir “Anayasa değişikliği paketi”yle ortaya çıkmasını, ülkenin demokratikleşmesi çabası kapsamında göstermeye çalışıyorlar. HSYK gibi sistemin önemli kurumları arasında sayılan bir kurumun hükümet ve partisinin ‘dünya görüşü’ ve dayandığı güçlerin çıkarları yönünde ele geçirilmesi, “demokratikleşme”nin neredeyse en önemli hamlesi olarak gösteriliyor. Baskı aygıtının halka karşı şiddet ve cinayet politikalarını yürüten açık-gizli örgütleri, JİTEM-özel kuvvetler, korucular, özel güvenlik birimleri yeniden ve daha da güçlendirilerek örgütlenirken, hükümet muhalifi hakim-savcıların susturulması hedefi ve Anayasa Mahkemesi’nde etkili olma çabaları, cuntacıların zırhını oluşturan geçici 15. maddenin “iptali”, “memurlara grev ve toplusözleşme hakkı” ve parti kapatmanın “zorlaştırılması” gibi kitlesel destekli istemlere yer verilerek örtülmek istenmektedir. 15. madde kaldırılmalı, memurlara ve tüm işçilere grev ve toplusözleşme hakkı tanınmalıdır. Ama sorunun salt bunlar olmadığı oldukça açıktır ve hükümet eleştirisiyle yetinilemez.
İşçi ve emekçilerin, ilerici aydınlar ve işçi davasına sadık kalmış sendikacıların demokratik bir anayasa, cunta anayasasıyla halk karşıtı tüm gerici ceza yasalarının değiştirilmesi, halka karşı suç işleyenlerin cezalandırılmasına yol veren bir düzenleme yapılması; emekçilere söz, basın ve örgütlenme özgürlüğünün kısıtsız tanınması, seçim ve siyasi partiler yasasının demokratikleştirilmesi ve seçim barajının kaldırılması; halka karşı cinayet, suikast, sabotaj politikaları yürüten gizli-açık devlet örgütlenmelerinin lağvedilmesi, grev ve genel grev hakkının anayasal güvenceye alınması, genel sağlık sigortası ve her kademede demokratik ve karşılığı devletçe ödenen eğitim vb. talepleri, acil ve temel önemdedir.
“Demokratikleştirme” yönünde adım atılmasının kıstası, bu taleplerin karşılanmasıdır. Hükümet ve partisinin bunları istemeyeceği, isteyerek karşılamayacağı ise çok nettir. Bu taleplerin elde edilmesi için işçiler başta olmak üzere tüm emekçilerin, demokrat ilerici aydınların, gençlik ve emekçi kadın kitlelerinin mücadeleyi geliştirmelerine ihtiyaç vardır. AKP ve hükümetinden talep etmek yetmez, taleplerin gerçekleşmesi için onun kitle baskısına alınması gerekir. Sermaye ve hükümetine, halkın da yararlanacağı düzenlemeler yaptırmak başka türlü mümkün olmayacaktır.
A. Cihan Soylu
ÖNCEKİ HABER

İşçiler birlik
olmalı!

SONRAKİ HABER

Ceylanpınar'da patlama: 5 kişi yaralandı

Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa