25 Mart 2010 00:00

GÖZLEM

Kapitalist sistem, dünyada ve Türkiye’de ekonomik-toplumsal ilişkileri durmaksızın kendi...

Paylaş

Kapitalist sistem, dünyada ve Türkiye’de ekonomik-toplumsal ilişkileri durmaksızın kendi çıkarları doğrultusunda düzenlerken, siyasal alanda da, emekçilerin kazanımlarını ortadan kaldıran genel bir saldırısını sürdürüyor. Emekçilerin örgütlü olma beceresi gösteren kesimleri dört bir yandan kuşatılarak, birbiriyle yarıştırılarak, rekabet içine itilerek ve hepsinden önemlisi kendi içinde parçalanarak daha kolay ‘yönetilebilir’ ve ‘yönlendirilebilir’ hale getiriliyor.
Bugüne kadar yaşanan onca örneğe ve deneyimlere rağmen hâlâ sadece üyelerinin çıkarları doğrultusunda ‘sendikacılık’ yapan, kendisi dışında bir eylem ya da direniş olduğunda ucu kendi üyelerine dokunmadığı sürece ‘kılını kıpırdatmayan’ geniş bir kesim var. İçinden geçmekte olduğumuz dönemde kazanılmış haklarının elinden alınmaya başlamasıyla birlikte geçmişte bu şekilde düşünerek yanıldığına inanan sendikacıların sayısı artmış olsa da, bu genel tespitin halen geçerliliğini sürdürdüğü söylenebilir.
Uzunca bir süredir emek örgütleri günümüzdeki kadar yoğun baskı ve denetim altında tutularak bu kadar büyük bir kuşatma içine alınmamıştır herhalde. Bu durumun, yaşanan tüm olumlu mücadele örneklerine rağmen, büyük ölçüde sınıf hareketinin örgütsel dağınıklığı ve güçsüzlüğünden kaynaklandığı tartışmasız bir gerçek. Üstelik emekçilere ve onların haklarına yönelik olarak gerçekleştirilen kuşatma, işçi sınıfının tarihsel-geleneksel örgütlerini içeriden ve dışarıdan müdahalelerle ve adım adım yapılmaya çalışılıyor. Sermaye, bir yandan işçi sınıfını bölerek, örgütlenmesini engelleyerek, bazen zorla dağıtarak açık saldırısını sürdürürken, diğer yandan da uluslararası sendikacılık literatürüne girmeye aday ‘yandaş sendikacılık’ uygulamalarıyla sınıfın içinde siyasal tahakküm üzerinden yeni itaat ilişkileri geliştirmeyi ihmal etmiyor.
Emekçiler kendi içinde ne kadar parçalanmış, sınıf bilinci ne kadar geriletilmiş, sendikaların önemli bir bölümü her ne kadar birer ‘sosyal denetim’ aracı haline getirilmiş olsa da, işçi sınıfının her geçen gün sayıca büyüyen ve genişleyen yapısı karşısında bu tür sendikacılık uygulamalarının daha etkisini fazla sürdürmesi mümkün değil.
İşçi sınıfının içinde bulunduğu durum, tek tek işyerlerinden başlayarak somut ve acil taleplerin gerçekleşebilmesi üzerinden örgütlenme zorunluluğunu dayatıyor. O yüzden uzunca bir zamandır ülkenin dört bir yanında sendikalaştığı için işten atılan, patron baskısına maruz kalan işçilerin hikayelerini dinliyor, mücadelelerine şahit oluyoruz. Örgütlenme talebi, örgütlülük bilinci geçmişte ne kadar yara almış olursa olsun, bir taraftan gittikçe genişleyen bir kesim açısından kendisini zorunlu kılarken, diğer taraftan hak arama mücadelesi sendikal örgütlülüğün yeniden ve daha güçlü araçlarla oluşturulmasını dayatıyor.
Emekçilerin hak ve kazanımlarının sınıfın genelinin talebi olarak savunulması, mevcut hakları korumanın ve kalıcı hale getirmenin en önemli güvencesi olarak bilinir. Sendikaların ve sendikalaşma mücadelesi veren işçilerin içinde bulunduğu kuşatılmışlık halinden çıkışın tek yolu, söz konusu kuşatmanın ancak içeriden, yani mücadeleyi fiilen yürütenler ile dışarıdan, yani yürütülen mücadeleyi şu ya da bu şekilde haklı ve doğru bulanların birlikte yapacağı kararlı ve örgütlü müdahalelerle parçalanmasıdır.
Hak mücadelesi içinde yaşanan her şey, kuşkusuz sınıf savaşımının acımasız kuralsızlığı içinde, yaşanan kuşatılmışlığın şiddetine paralel olarak gerçekleşiyor. İnsanca yaşam ve güvenceli çalışma talepleri sendikal örgütlenme çalışmaları ve direnişler üzerinden gerçekleştirilmeye çalışılıyor. Sermayenin zaman içinde şiddeti artan saldırıları sonucunda işçi sınıfının parçalanan birlik ve örgütlülüğü, diğer yanıyla gelecek için yeni bir güç birikimini de hazırlıyor.
ERKAN AYDOĞANOĞLU
ÖNCEKİ HABER

Yüzde 35’lik ücret gaspı yetmedi

SONRAKİ HABER

Çanakkale'de ağaç katliamına ve siyanürle maden aramaya tepki büyüyor!

Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa