AVRUPA GERÇEĞİ

  • Bugün Brüksel’de toplanacak AB Zirvesi öncesinde, Almanya ile diğer üye ülkeler arasında, Yunanistan’a yardım konusunda yoğun tartışmalar yaşandı ve büyük bir olasılıkla zirveye de bu tartışmalar damgasını vuracak.


    Bugün Brüksel’de toplanacak AB Zirvesi öncesinde, Almanya ile diğer üye ülkeler arasında, Yunanistan’a yardım konusunda yoğun tartışmalar yaşandı ve büyük bir olasılıkla zirveye de bu tartışmalar damgasını vuracak.
    Çünkü; AB Komisyonu ve AB Dönem Başkanı İspanya’nın yanı sıra Fransa, Luxemburg ve İtalya’nın da içinde olduğu pek çok ülke, bütçe açığı nedeniyle zor durumda olan Yunanistan’a gerekli maddi yardımın yapılmasını istiyordu.
    Bu ülkeler, daha çok da avronun istikrarı ve geleceği için maddi destek verilmesi gerektiğini savunuyor. Yani asıl dertleri, Yunanistan’dan çok kendileri...
    Ama AB’nin en büyük ülkesi Almanya, günlerdir başbakanı Angela Merkel’in ağzından yardım talebini kesin bir dille reddediyor ve Yunanistan’ın içine düştüğü durumdan “kendi gücüyle” çıkmasını istiyordu.
    Gerçi, Der Spiegel’in yazdığına göre bu konuda hükümet için tam bir görüş birliği bulunmuyor. Maliye Bakanı Wolfgang Schaeuble, Merkel ile aynı görüşü paylaşmıyormuş.
    Dolayısıyla, Yunanistan üzerinden AB, bir kez daha görüş ayrılığı ve kamplaşma aşamasına gelmiş bulunuyor.
    Aslına bakarsanız, Yunanistan’ın içine düştüğü durum doğrudan avronun geleceğini ciddi şekilde tehdit etmiş olsa idi, bütün ülkelerden önce Almanya gerekli yardımların yapılması için kesenin ağzını açar, üye ülkelere baskı yapardı.
    Peki o zaman; gerçekten Almanya, AB’nin “Yunanistan’ı iflastan kurtarması”nı neden ağırdan alıyor?
    Merkel ve Dışişleri Bakanı Westerwelle, bu sorunun yanıtını şu şekilde veriyorlar: “Eğer biz yardım edersek, Yunan hükümeti karar altına aldığı reformları uygulamaktan vazgeçer.”
    “Reform” dedikleri yoksulluğu dayatan “acı reçeteler”...
    Almanya bu yüzden, yardım için verilecek her senti “vitrine atılmış” sayıyor.
    Keza, Yunanistan’a yardım yapılması durumunda “domino etkisiyle” borç içindeki diğer üye ülkelerin de aynı yola başvurmasından endişe ediyor. Ancak asıl önemli faktör, avronun dolar karşısında değer kaybetmesinin, kesin olarak Almanya’nın dış ticaretine yaraması. Bunu, son birkaç gündür AB’nin diğer ülkelerinin liderleri açık bir şekilde telaffuz ediyor ve Merkel’e bu çıkarcı politikayı terk etmesi çağrısında bulunuyor.
    Bilindiği gibi Almanya, ihracat bakımından uzun süre dünya şampiyonluğunu elinde tutuyordu. Ekonomisi, bu yüzden diğer ülkelere göre daha güçlü.
    Avronun dolar karşısında değer kaybetmesi, doğal olarak Almanya’nın dış ticaretini cazip hale getiriyor. Çünkü, avro düştükçe ihracat mallarının değeri diğer para birimleri karşısında ucuzluyor ve böylece daha fazla mal satılıyor.
    Almanya’nın dış ticaretteki şampiyonluğu, asıl olarak ülke içindeki ücretlerin diğer üye ülkelere göre çok daha düşük olmasından kaynaklanıyor. Örneğin, AB genelinde ücretler 2008’de 2000’e göre yüzde 18.8 artarken, aynı yıllar arasında Almanya’da ücretler sadece yüzde 2.7 artmış. Yani; Almanya’nın Fransa’ya, İspanya’ya, İtalya’ya göre daha fazla ihracat yapmasının temelinde, ücretlerin düşük olması yatıyor.
    Bu durum, gelinen nokta itibariyle öyle bir hal aldı ki, Almanya karşısında büyük ihracat açığı veren üye ülkelerin bile, ücretlerin düşüklüğünden yakınmasına neden oldu.
    En son Fransa Maliye Bakanı Christine Legarde, Almanya’nın ihracatının çok fazla olmasını ücretlerin düşük tutulmasına bağlayarak, bu durumun diğer üye ülkelerin aleyhinde geliştiğini söyledi ve bu, her iki ülke arasındaki ilişkilerin gerilmesine neden oldu. Legarde’nin adının yeni kabinede dışişleri bakanlığı için geçmesi, Berlin’i şimdiden endişelendirmişe benziyor.
    Şu işe bakar mısınız: Bir burjuva politikacı olan Legarde, Almanya’da ücretlerin düşük olmasından yakınıyor.
    Konuşan sanki ekonomi bakanı değil, sendikacı. Bu gerçeğe vesile olan şey ise elbette, Fransız mallarının Alman malları karşısında rekabet gücünü yitirmesinden başka bir şey değil...
    Yani, bildiğimiz klasik pazar kapma kavgası.
    Tartışmalar ve gelişmeler, Almanya’nın ekonomik krizden yararlanarak diğer AB ülkeleri karşısında gücünü daha da artırdığını ve işi, kendisine duyduğu güvenle başkalarını yok saymaya kadar vardırdığını gösteriyor.
    Yunanistan’a yardım yapılıp yapılmayacağı konusunda Almanya’nın çok sayıda üye ülkeyi karşısına alarak tek başına hareket etmesi de bunun ifadesi.
    Ama bundan da önemlisi, son gelişmeler, Almanya’nın AB’yi kendi çıkarlarına bağlı olarak eskisine göre çok daha etkili bir şekilde biçimlendirmeye çalışacağını gösteriyor. Kendi çıkarlarını her şeyin üstünde tutuyor ve bütün ülkelerden ona göre hareket etmesini istiyor. Bu, AB içerisinde gün geçtikçe derinleşen çelişkilerin biraz daha keskinleşeceği anlamına geliyor.
    Yunanistan’ın bütçe açığı ekseninde yaşanan tartışmalar, sorunun, aslında bu ülkeyi aşıp AB’nin ve avronun geleceğini ilgilendirdiğini ortaya koyuyor. Bu yüzden de Luxemburg Dışişleri Bakanı Jean Asselborn’un “Burada söz konusu olan sadece Yunanistan değil, hepimiziz” şeklindeki sözleri, bir gerçeği özetliyor.
    Su almaya başlayan “Euroland” gemisinden, bakalım önce hangi fare kaçacak!?.
    YÜCEL ÖZDEMİR
    www.evrensel.net