25 Mart 2010 00:00

Özdemir İnce’ye mektup

Sayın Özdemir İnce,

Paylaş

Sayın Özdemir İnce,
Geceyle gündüzün ve bütün ırkların eşitlendiği, Dünya Şiir Günü’nde aldığınız PEN Şiir Ödülü’nü biraz geç de olsa kutluyorum. Nice ödüllere. 21 şiir kitabı, dördü kuramsal olmak üzere 11 deneme kitabı ve sayısız ödül almış, şiir ve yazıları yine sayısız dile çevrilmiş bir şair için bile önemli bu ödül bence.
Bu mektubun asıl nedeni PEN Dünya Şiir Günü Bildirinizde “şairleri TEKEL emekçilerinin eylemi için yazmaya teşvik ettiğinizi” yazmanız oldu. Köşenizde nicedir böyle sözleri özlemiştik.
Sizli bizli yazmamı yadırgamayacağınızı umarım. Bir süredir benim için iki ayrı Özdemir İnce var. Biri Hürriyet’in Köşe Yazarı Özdemir İnce, öteki Şair Özdemir İnce. Son günlerde gerçi şöyle yazdınız: “Ben bir ‘Köşe Yazarı’ değilim. Ben ‘Fıkra’ ve ‘Makale’ yazarıyım. Sonra ‘Gazeteci-Yazar’ da değilim. Gazetede yazı yazan bir edebiyat yazarıyım. Bunları özellikle belirtiyorum. Çünkü bu iki yazma grubu arasında bir yığın etik farklar ve engeller vardır.” Ama sizin adınızı kullanan Hürriyet’in köşe yazarının şair ikizine uzun süre epey zararı dokunduğunu söyleyebilirim. Bir iki yıl önce Filistin’le ilgili yazdıklarınızı hatırlatmam belki yeterli olabilir. Bugünlerde o yazıyı hâlâ anımsayan ve bağışlamayan gencecik insanları tanıdım üstelik. Şiirleriniz siyasal etkinliklerin hızlandığı dönemlerde bile aşırılıklara düşmese de toplumsal sorunlara yönelmeyi kendi bildiğince sürdürürken yazılarınızın tökezlediğini söylediler. Ve böyle bir ikilemi reddettiler.
Oysa siz “Ey oğul bir gün yazıcı olursan/gözü gözünde yüreği yüreğinde eli elinde/inancın tadını söyle ülkemin çocuklarına” diyendiniz. Filistinlilerin kendileri yerine çocuklarını öne sürdüğüne gerçekten inanıyor musunuz? Sanmıyorum. Bir şair inanamaz buna. Yoksa yazdığınız bir yürek yangınının yarattığı öfkenin sonucu muydu? Buna inanabilirim ama incinmemi sağaltmaz.
Şiirinizden başka bir şeyi önemsememeniz elbette güzel. Ama asıl güzel olan Siyasetname adlı uzun şiirinizden şu dizeniz:
“Gümüştür ozanın sözü, susması altın değildir”.
“Devlet mülkünü tartışan sözün payına mızrağın ucu, palanın ağzı” düşer, yazdınız ve yazılmıştır tarihimizde. Siz çocuğunuzun gözü önünde götürülmeyi yaşadınız, görülmüştür. Ama ikiziniz sanki hiç yaşamamış 12 Mart’ı .
Bir kutlama mektubuna uygun değil bu sözler. Bağışlayın, biz reayadanız, ve reayanındır mülk bizim anlayışımızca, saygı sıra unuturuz.
Şairlerin bir loncası yoktur belki de. Çünkü lonca bir örgütlenmenin ağırlığını taşır omuzlarında. Saygı sıra gerektirir, ve gençler çırak da olsa sorusuz yer alır orada. Şairlerin örgütlenmesi bir loca da değil, her şairin huyuna suyuna göre yer aldığı loncalar dizisinde olabilir olsa olsa. Ve sizin loncanızın tek üyesi vardır. Çok az şairin böyle loncası vardır, çeliği iyidir bu şairlerin ve güceniktirler. Değerlerini bilinmedi sayarlar. Birlikte su içtikleri, aynı yola gittikleri kalabalıklardan çok azını anımsarlar, anımsadıkları da kendilerine benzer has şairlerdir. Zamanın akıp gittiğini de bilirler, dağ taşın değiştiğini de. Temel çürürken, demir paslanırken, kalemi alıp yazdıkları en gerçek söz okunmayı bekler.
Ben bu mektubu Mersinli Özdemir İnce’ye yazdım. Doğduğu toprakların çayırlarını, otlarını özleyişini, içten bir oburlukla bir akşam anlattığı bir şair olarak. Benim özlediğim, belki pek çok kişinin özlediği Şair Özdemir İnce’dir. Şair Özdemir’i kucaklıyorum, izninizle.
Sennur Sezer
ÖNCEKİ HABER

Evrim kuramının ince çizgileri

SONRAKİ HABER

Çavuşoğlu’dan AB’nin yaptırım kararına yanıt: Ciddiye almaya gerek yok

Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa