Onay; ‘Kum saati uyarıyor, vakit geçiyor’

Onay; ‘Kum saati uyarıyor, vakit geçiyor’

Su Gösteri Sanatları Sahnesi Mask-Kara Tiyatrosu, 2010’un Dünya Tiyatro Günü’nü ve bu günü kapsayan haftayı, usta tiyatro insanı Yılmaz Onay’a armağan etti.


Su Gösteri Sanatları Sahnesi Mask-Kara Tiyatrosu, 2010’un Dünya Tiyatro Günü’nü ve bu günü kapsayan haftayı, usta tiyatro insanı Yılmaz Onay’a armağan etti. Önceki akşam, Yılmaz Onay’ın yazıp yönettiği “Karadul Efsanesi” isimli oyunun galasında, Özlem Kristal’in işçileri kendi elleriyle hazırladıkları plaketi, yıllarca İşçi Tiyatrosu alanında çalışmalar yapmış Yılmaz Onay’a sundular. Türk Tiyatrosuna Yazar, Çevirmen, Dramaturg ve Yönetmen olarak yıllardır emek veren Usta Sanatçı Yılmaz Onay’ın üç önemli eserini repertuvarında bulunduran tiyatro, usta sanatçının sinema perdesine aktarılmış diğer eserlerini de izleyenlerle buluşturdu. Sahnede duygusal anlar yaşayan Yılmaz Onay, plaketi alırken, “Emek için yaptık. Bu ödülü onurlu bir mücadele sürdüren, simgeleşen, hepimiz için mücadele eden TEKEL işçileri için alıyorum. Emeğe saygıyla…” diye konuştu.
YANLIZLIKTAN KURTULMALI
Karadul bir örümcek efsanesi, içinde çok şey barındırıyor, diziler, politika, savaş, serbest piyasa ekonomisi, taş atan çocuklar. Seyirciye ya da kendi kendine belli aralıklarla soruyor aktör, “Beyninizde donma, uyuşma, gevşeme var mı?” Don Kişot, sesleniyor seyirciye, “Bana gülmeyin, siz her zaman beni yalnız bıraktınız”.
Yılmaz Onay, “Toplum tek yüzlü hale, kendini seçer hale gelememiştir daha” diye açıklıyor. “Sosyalizmin insanlığın kendisini seçmesi, çok gelişmesi lazım”, finaldeki intiharın aslında kapitalizmin sonunda kendini bitirmesi olduğunu da ekliyor. Hitler imgesinin aslında badem bıyık olmadığını, kapitalizmin her zaman faşizme hazır olduğunu, bütün dünyanın ABD faşizmi altında olduğunu, bizimkilerin de taşeron faşizmi yaptığını söylüyor.
Türk tiyatrosunun oyuncu kapasitesi ve tiyatro yapmak açısından çok geliştiğini ama orijinal metin kaynaklarının eksik olduğunu anlatıyor. “Karadul Efsanesi” çağla hesaplaşan metinlerin, mümkün olduğunu gösteriyor. Çok üretmek lazım, modern olacak diye bir şey anlatmamayı seçiyorlar, boşa gidiyor o enerji. İstekleri var ama seyirci kaygıları da var, bizim de böyle kaygılarımız var ama seyirci bizim oyunumuzla buluşsa, bunu görmek ister. Fakat organizasyon ve duyuru meselesi tabi. Bu tür seyircinin meselesine direk giren oyunlar olsa seyirci tiyatroyu bin defa sever ve anlar. Onlar anlamaz diye bir sorun yok. Televizyon faşizmin eline geçti, biliyorlar ve tam istedikleri gibi kullanıyorlar ama Hayat Televizyonu, gereği gibi kullanılırsa, küçümsenmeyecek çok önemli bir olanak.
Sinemada ise, Yılmaz Güney’in Umut filminin düzeyini göremediğini söyleyen Onay, “Türk Sineması’nın “İtalyan Neorealizmi”ne ihtiyacı var. İşsizlik ortamı set işçilerinin de sömürülmesine sebep oluyor. İşsizlik işçiyi en esir duruma getiren ortamdır. Bu yüzden işsizlik durumunu korumak istiyorlar.” diyor. Oyunda geçen bir replik “Örümceklik bölünmüş yalnızlıktır” lafında, yalnız olmaya rağmen direnmek gerektiğini ama her zaman birleşmeye çalışmak, yalnızlıktan kurtulmaya çalışmak gerektiğini açıklıyor. “Kum saati uyarıyor, vakit geçiyor” diye ekliyor.
GİZLENİP DURMAKTANSA, BAŞLASIN KAVGA
“İnsan öldü.” Belki de sanatçıya ya da dünya politikasına seslenilen bir replikte “Ya sen de benim gibi ipek doğuracaksın acılar içinde, ya da öleceksin intihar ederek” deniliyor. Oyunu, metaforik anlamda çok yüklü bir oyun olarak nitelendiren, Mask-Kara Tiyatrosu, Genel Sanat Yönetmeni Nazif Uslu, “Karadulun yani ABD emperyalizminin ağları ile dünyayı nasıl sardığını anlattık” diyor. Yılmaz Onay’ın sadece ülkemizde değil, dünyada önemli bir insan. Ankara’da başlayan serüveninden tutun, orada “İşçi Tiyatroları Derneği”ni kurmasından 1970’lerden bugüne, Türk Tiyatrosuna çok ciddi emekleri geçmiş büyük bir çevirmen, yazar ve yönetmendir. Yedisinde neyse yetmişinde de odur, aynı özveri ve duruşu ile yaşamını sürdürüyor, ürünlerini vermeye devam ediyor. Ankara Sanat Tiyatrosu AST’dan sonra usta ilk defa bir özel tiyatroda yönetmenlik yapıyor. 2010 kültür başkenti martavalına karşı, bu haftayı ona ithaf ederek, ustaya olan saygımızı gösterelim istedik.”
YILMAZ BİR SANAT EMEKÇİSİ YILMAZ ONAY
Yılmaz Onay’ın oyunlarında bir matematik ve hissediş olduğunu söyleyen Oyuncu Toygun Ateş, “Metinde öyle bir nağme var ki, öyle değil de böyle, farklı şekilde söylersen olmuyor. Oyun bütün toplumları yargılıyor, Adonis, Athena gibi onlarca kahramanla, bütün dünyayı gezinmesinin bir sebebi var, küresel ve ortak sorunları anlatıyor. Türkiye’de payına düşenleri alıyor. Aynı zamanda kişiyi birebir sorgulayarak, sorumluluk yüklüyor. Kişi oyundan sonra birçok şeyi sorgulayacaktır”. (İstanbul/EVRENSEL)

KARADUL EN ÇOK ABD’DE
Türkiye’de epik tiyatronun öncülerinden, “toplumcu gerçekçi” bir tiyatroyu benimseyen Yılmaz Onay’ın yazdığı”Karadul Efsanesi” tek kişilik bir oyun. Bir oyuncunun, oyunu okuyarak, oynamak istemesi, Yılmaz Onay’ın da en çok hoşuna giden şey olmuş, Oyunda, Bertolt Brecht, Cervantes, Edmond Rostant ve Mitolojiden alıntılarla Cyrano de Bercerac, Don Kişot, Hitler ve Nasrettin Hoca gibi karakterler yer alıyor. Sahne terk edilmiş bir tiyatro salonuna “Son sığınağım, gizli mabedim” diyen ve yaşamını orada geçiren “örümcek”le açılıyor. Örümcek ağları arasında, dört kollu kostümü ile havadan sahneye inen, aktör Toygun Ateş, izleyiciyi fark ettiği andan itibaren, kostümünden sıyrılarak, korkularını, kostümünü ve oraya sığınma nedenini açıklamaya başlıyor. “Yani ben değil de o işte! O değil de ben tabii ki” diyerek yer yer kostümünü, yer yer kendini eleştirerek, Dünyanın başına gelebilecek büyük bir belanın uyarıcısı oluyor.
Bütün provalarda olduğu gibi, oyunu da en arkada ayakta izleyen Yılmaz Onay, “Bu kadar çok ürünü ortaya çıkarmak ve gündeme getirmekle beni çok mutlu ettiler” diyor. “Karadul insan öldüren bir örümcek cinsi, ABD’de en çok bulunur, boşuna değil bu…” diyerek yorumluyor. “Bu günleri gördüm, daha sonrasını da görmek, daha da yaşamak istiyorum, AKP’nin sonunu görmek istiyorum. Daha fazla oyun üretmek istiyorum” diye konuştu.
Nisan’da Ankara “Uluslararası Tiyatro Festivali”nde sahne olacak oyunun müzikleri sahnede yer alan, yeri geldiği zaman oynayan ve Balalayka çalan Aleksandr Petuhov’a, Işık Tasarımı: Alev Topal, Dekor: Remzi Timur. Grafik: Süleyman Gürbüz, Işık Kumanda: Mehmet Bilen, Efektleri ise Erdoğan Aktepe’ye ait.
Cihan Bilgen
www.evrensel.net

0 yorum yapılmış

    Yorum yapın

    Yorum yapmak için üyelik gerekmemektedir. Yorumlar, editörlerimiz tarafından onaylandıktan sonra yayınlanır. Konuyla ilgisi olmayan, küfür içeren, tamamı büyük harfle yazılan yorumlar onaylanmamaktadır.