ROJEV

ROJEV

  • CHP lideri Baykal ve MHP lideri Bahçeli, hafta sonu bölgedeydi. Başbakan Erdoğan’ın “Sivas’ın ötesine geçemezler”...


    CHP lideri Baykal ve MHP lideri Bahçeli, hafta sonu bölgedeydi. Başbakan Erdoğan’ın “Sivas’ın ötesine geçemezler” dediği iki lider, bölgede farklı milliyetlerin bir arada yaşadığı Siirt ve Ş.Urfa’daydı. Bu kentler; halklar, farklı milliyetler arasında yaratılmaya çalışılan gerilimler üzerinden, CHP ve MHP’nin Kürt olmayan nüfus üzerinde az da olsa etkili olabildiği kentler olarak dikkat çekiyor. Gerçi Baykal ve Bahçeli’ye ‘Gidemezler’ diyen Başbakan Erdoğan ve bakanlarının Kürt sorununda uyguladıkları politikalar nedeniyle, durumunun bu liderlerden pek de parlak olmadığını; başta Diyarbakır olmak üzere bölge kentlerinde boş sokaklar ve kapalı kepenklerle karşılandığını da hatırlatmak gerekiyor. Bir de Kürt sorununu çözme adına geliştirilen ‘açılım’ politikasının, bölgede halkın siyasi temsilcilerine, ulusal demokratik mücadelesine karşı baskı ve tutuklama politikası olarak uygulanmasından sonra, Başbakan’ın bölgedeki işinin dünden de zor olacağı kesin.
    Şimdi Baykal ve Bahçeli’nin bölgedeki salon toplantılarında söylediklerine bir bakalım. Düşünün ki; bir ülkede dili, varlığı, kültürü ve her türlü demokratik hakkı yok sayılan bir halk var. Ve bu yok sayma ve hak istemlerini zorla bastırma politikası nedeniyle, 30 yıldır çatışmalı bir süreç yaşanıyor. Hükümet, anayasa değişikliği diyor ama bu değişiklikte çatışmalı sürecin son bulmasını, Kürt sorununun barışçıl yollarla çözümünü sağlayacak düzenlemeler yok. Sadece hükümetin, kavgalı olduğu yüksek yargıyı denetim altına almasını sağlayacak düzenlemeler var. Yani hükümet, yine ihtiyacı olduğu yerde ve ihtiyacı olduğu kadar “demokrasi” diyor. Böyle bir ülkede ne yapar muhalefet?
    Bırakalım “demokratikleşme”yi, MHP lideri Bahçeli, Ş.Urfa’daki konuşmasında “Kürt” sözcüğünü bile ağzına almadı. Bahçeli, “Kürt” sözcüğünü ağzına almadan “Siz bu ülkenin yabancısı değil yerlisisiniz, bu devletin ortağı değil sahibisiniz” dedi. Yani aslında ne kadar ‘yok’ dese de, Kürtlere karşı ayrımcılığın ‘var’ olduğunu itiraf etmiş oldu. Değil mi ki, böyle bir sorun yoksa Bahçeli, neden olmayan sorundan söz etme gereği duyuyordu? Irkçı-şoven güçlerin ‘uç’ partisi bile, sorundan kaçmaya, sorunu inkar etmeye çalışırken, sorunun bir ‘ayrımcılık’ ve ‘eşit haklar’ sorunu olduğunu itiraf ediyordu.
    Ya “sosyal demokrat” ana muhalefet?
    İşte Baykal’ın Siirt’te söyledikleri: “Türkiye’de herkesin kendi kimliği var. Kimlik insanın şerefidir, onurudur. Bütün kimlikler de eşittir. Hiçbir kimlik öbürünün üzerinde ya da altında değildir, her birisi saygıyı hak eder.” Şimdi Baykal’ın bu konuda daha önce söylediklerini de bu sözlerin yanına koyalım: “Anayasanın bu ülkede yaşayan herkesin ‘Türk’ olduğunu söyleyen maddesi değiştirilemez; Kürtçe eğitim ülkeyi böler, milli birlik için herkes Türkçe eğitim görmelidir.” Kürt sorununun çözümü söz konusu edildiğinde, Baykal’ın her platformda dillendirdiği görüşleri böyle. Hem “Herkes eşit, kimlik şereftir” diyeceksiniz ama öte yandan anayasadaki ırkçı, milliyetçi zihniyetin değişmesine; Kürtlerin kendi dil ve kültürlerini özgürce kullanıp geliştirmelerine karşı çıkacaksınız. Baykal’ın yaptığı tam da budur!
    Baykal’ı dinlemeye devam edelim: “Ayrışma ne ile oluyor? Silahla, terörle oluyor. Onun için yapılması gereken şey, terörü kaldıralım, silahı kaldıralım. Masanın üstünde silah durmasın. Masanın üstünde silah durduğu anda barış olmuyor, kalkınma olmuyor. Terör ortadan kalktığı anda, bilin Türkiye’de asıl o zaman kardeşlik olur.” Baykal, “barış”, “kardeşlik” gibi sözleri kullanarak laf kalabalığı arasında meseleyi tersyüz ediyor. Seksen yıldır Kürt halkı inkar edildiği; baskı ve asimilasyon politikaları ile yok edilmeye çalışıldığı için, ülke çatışmalı sürece ve ayrışmaya doğru sürüklenmiştir. Kürt hareketi, KCK’nin şubat başlarında yaptığı son çağrı dahil, defalarca “ateşkes” ilan edip masada çözüm için her şeyi yapmaya hazır olduğunu açıkladığı halde; devlet, bu çağrılara hep operasyonlar ve baskı-tutuklamalarla yanıt verdi. Baykal şunu bilmelidir ki, masa olursa zaten silah olmaz. Ama Baykal bugüne kadar hiçbir zaman masa başında, diyalogla çözümün yanında yer almamış; “Terörle pazarlık olmaz” nakaratı eşliğinde, hep silahın sözcülüğünü yapmıştır. Karşınızda, şimdiye kadar yok saydığınız bir halkın içinden çıkmış binlerce silahlı militanı olan ve milyonların desteğini alan bir hareket varsa ve bu harekete karşı 30 yıldır süren çatışmalarla bir sonuca varamamışsanız, yapmanız gereken masaya oturmaktır. Ama Baykal, hem masadan bahsediyor hem de masanın karşı tarafını kabul etmiyor! Bu da Baykal’ın “sosyal demokratlığa” yeni açılımı olsa gerek!
    ÇETİN DİYAR
    www.evrensel.net