MEDYATİK

MEDYATİK

  • Geçen haftanın medyatik gündemi, -olaydan habersiz- ölü bir çellist ve -birbirinden habersiz- iki köşeli yazar arasındaki vaka idi:


    Geçen haftanın medyatik gündemi, -olaydan habersiz- ölü bir çellist ve -birbirinden habersiz- iki köşeli yazar arasındaki vaka idi: Elbette bu ‘zulme’ kayıtsız kalamazdım… Medyanın medya olalı beri ördüğü zulüm zincirine eklenen bu parlak halka, değerli bir yazıcımızı, köşecimizi kaybetmemize neden oldu. (Muhtemelen geçici olarak… Kim bilir belki Ece Temelkuran’ı kaybetmiş Milliyet’te ya da genç kadınların gönül telini titretecek bir ikinci keman olarak Habertürk’te okumaya devam ederiz…)
    Her şey Tuna Kiremitçi’nin ‘Jacqueline ve Ben’ yazısıyla başladı. “Jacqueline ve ben, sakin bir hayatı seçtik: Akşamları o çellosunu çalıyor, ben romanıma çalışıyorum. Kendisi, hayatımda gördüğüm en uyumlu hayat arkadaşı” diye başlayan bu yazıda, Kiremitçi, uzun uzun Jacqueline’i övüyor ve onunla nasıl mutlu olduğunu, Jacqueline’in nasıl da eski sevgililerine benzemediğini anlatıyordu.
    Vatan gazetesinin bir diğer yazarı ve Tuna Kiremitçi’nin eski eşi İclal Aydın, kendisiyle ilişki kurarak bu duruma bozuldu ve ‘Ayar çekerim görürsün!’ başlığıyla sert bir köşe yazısı kaleme aldı. Yazının yayınlandığı sabah twitter alemi karıştı, Kiremitçi’nin Jacqueline diye bahsettiği kişinin, 1987 yılında ölen çellist Jacqueline du Pré olduğu ortaya çıktı. Yani Tuna Kiremitçi, evinde albümlerini dinlediği ölmüş bir çellisti, yaşayan eski sevgililerinden daha uyumlu bir eş olarak tanımlamıştı.
    Sonrası, medya mahallesinin İclal Aydın’ın üzerine çullanması; “Ha hah haa, ölmüş Jacqueline du Pré’yi Tuna’nın sevgilisi sanmış!” tweet’leri, medya dedikodusu sitelerinde ‘İclal Aydın eski kocasını yerin dibine soktu’ başlıklarının ‘İclal Aydın rezil oldu’ başlıklarına dönüşmesi, falan filan...
    Bu topa girip, İclal Aydın’la akılları sıra dalga geçenlere üç-beş soru sormak, umarım yersiz olmaz: Mesela; ‘Bir müzik aleti olarak çello ve bir virtüöz olarak Jacqueline du Pré ne zamandır repertuvarınızda?’, ‘Yaşayan ‘eski’ kadınların yerine, ‘ölmüş’ birini en uyumlu hayat arkadaşı diye tanımlamış olmak, neden ‘eski’ kadını sinirlendirmesin?’ ve hatta yazanın ve yazının amacı o olmasa dahi, ‘‘Eski kadın’ olarak değersizleştirildiğiniz bir noktada tepki vermek yargılanabilir mi?’ gibi...
    Bu tepkiyi ortaya koymak veya susmak tercihtir elbette, ama susmak daha erdemli ve tepki göstermek düşüklük mü?
    Mazlumun zulmünün başladığı yere geliyoruz. Bu böyle olunca; beri tarafta kendini mazlum hisseden -bu kez amaçlı olarak- kendi aralarındaki ayrıntıları afişe mi etmeli?
    Bu konunun, onların kendi arasındaki bir konu olması gerekir: Birbiri için ‘iki eski eş’ olan iki insanın arasındaki bir durumu değil, bu tür bir durumun içindeki etiği anlamaya çalışıyoruz...
    Gerçi Wittgenstein -mealen-, ‘Etikte tümce bulunamaz. Çünkü kelimeler yüksek hiçbir şeyi dile getiremez’ demiş olsa da, ‘medya leşkerliği’nin makus talihi, son derece düşük şeyleri kelimelerle ifade etmeye çalışmakla maluldür…
    Burada ölü bir çellist -aslında varoluş hedefleri arasında hiç de yokken- iki insan arasındaki özel konular üzerinden, linç için her an tetikte bekleyenlere bilgi yarışması malzemesi oluyor.
    Sanki Kenan Işık’ın sorduğu basit bir soruya verilmiş yanlış bir cevapmışçasına, meselenin, “İyi de o kadın ölü ve yaşayan kadın bunu bilmiyor...” alayına döndürülmesi ve gerçekten çok önemli bir sanatçının, genel kültürü ilkokul sıralarında kalmış ‘şöhret takipçilerine’ meze olması da, iç acıtıcı değil mi?
    Elbette bir burjuva kurumu olarak evlilik/ayrılık sürecinde bu tür duygusal kazaların yaşanması muhtemel. Ancak burada mesele, konunun içindeki iki kişiden birinin tepkisinin, bayağı bir bilgi/bilgisizlik ikilemine indirgenmesi.
    Üstelik İclal Aydın’ın söylediğine göre onu asıl kızdıran, eski eşinin bütün kadınlara aynı şeyi yazıyor olması. O kadınların yaşıyor olup olmaması değil...
    Tuna Kiremitçi, Vatan gazetesine gönderdiği istifa mektubunda; “Efsanevi çello sanatçısı Jacqueline du Pré hakkında kaleme aldığım metne, gazetemizin bir yazarından yanıt geldi. Yanıtın içeriği ve düzeyi, kabul edemeyeceğim bir irtifayı sergiliyor. Üç yıldır kendimi evimde hissetmemi sağlayan Vatan ailesine bu nedenle teşekkür ediyor ve izninizi istiyorum” demiş.
    ‘Bir yazar’ diyerek ötekileştirdiği eski eşine hakaret de ederek, ‘Kabul edemeyeceğim bir irtifayı sergiliyor’ dediğinde oluşan irtifa; ‘kabul edilebilir’in de altında kalmıyor mu?
    Belki de Galatasaray adabını almış, tahsilli, rafine zevkleri olan, alicenap, şehirli bir beyefendi olarak, eski kadınlarından özür de dilemesi, o istifa mektubuna bir zarafet katabilirdi… Ve tabii Jacqueline’den de…

    twitter.com/mkuleli
    MUSTAFA KULELİ
    www.evrensel.net