Başka çare yok

Başka çare yok

Yaklaşık 20 senelik Harb-İş Ankara Şubesi (yeni adı Ankara merkez şube) üyesiyim. Olağanüstü kongreler hariç tam altı olağan genel kurul yaşadım.


Yaklaşık 20 senelik Harb-İş Ankara Şubesi (yeni adı Ankara merkez şube) üyesiyim. Olağanüstü kongreler hariç tam altı olağan genel kurul yaşadım. Ankara şubesi eski başkanı Tevfik Ünver’in kürsüde fenalaşarak öldüğü genel kurul hariç hepsine katıldım. İzleyici olarak gördüğüm her genel kurulda gelecek adına, sınıf mücadelesi adına zayıf da olsa içimde bir umut yeşerirdi. 27 Şubat 2010’da yapılan genel kurulda, deyim yerindeyse içim karardı. Bunda tabii ki geçmişle birlikte son 6-7 aylık sürecin, özellikle TİS sürecinde yaşananların da payı var. TİS sürecinde yapılan eylemlerde işçilerin büyük kesiminin eylemlere omuz vermesine rağmen, konfederasyon olarak Türk-İş’in ve bağlı sendika genel merkezlerinin yeterince sahip çıkmamasıyla, TİS’ler kayıpla bağıtlandı. Bu süreçte sendikalara rağmen işçilerde bir duyarlılık oluşmuştu. Yanlış hatırlamıyorsam, temmuz ayıydı. Harb-İş üyesi işçiler olarak Batıkent Jandarma Kavşağı’ndan Çiftlik kavşağı’na kadar yaptığımız yürüyüşte işçi kararlılıkla İstanbul yolunu trafiğe kapatmak istiyor, zaman zaman da kapatıyor ama genel merkez yöneticileri ve şube yöneticileri ısrarla işçilerin bu kararlılığını bertaraf etmeye çalışıyorlar. Basın açıklamasını kör bir kuyuda yaptılar. Bunlar tansiyonu düşürmeye yönelik eylemlerdi. Hükümetle Türk-İş arasında yapılan protokole atılan imzayı söylemiyorum bile. O günler bu günlerin habercisiydi sanki.
20 yıllık sürece şöyle bir baktığımda, daha önceki genel kurullarda kürsüye çıkan delege arkadaşlar, sendikal mücadeleden tutun da Türkiye ve dünyanın ekonomik, politik, siyasal, sosyal ve kültürel sorunlarına kadar birçok konuyu kürsüde dile getirirlerdi. Bu genel kurulda kürsüye çıkan delegeler, Kızılcahamam eğitimi ve kişisel ve grup çıkarları doğrultusunda dedikodu yaptılar. Ne yazık ki bu defa basın bile çağrılmamıştı. Kimden miras kaldı? Delegeleri otelde sabahlatmak yok mu? Ve sabahlara kadar süren liste pazarlıkları... 130 tane delegen var ve seçim garanti olmasına rağmen oyunlar, yer vermeler, ön açmalar... İşyerlerinde delegelerle birer birer adam çağırmalar... Birilerini kendi adamı yapma çalışmaları, birilerini güçsüz düşürme çalışmaları, listeyi ona göre oluşturma çalışmaları, kendinden olmayanları ya da sorgucu kişileri listeye sokmak istememeler... Bu kadar Osmanlı oyununu filmlerde bile görmedim. Herhalde bütün bu uğraşlar sonucu yorgun düşmüş olacaklar ki, önümüzdeki sürecin sorunları ve bu sorunları aşmaya yönelik mücadeleye dair konuşulmadı.
Harb-İş genel kurullarında gelenektir. Şubelere emeği geçmiş eski şube yöneticileri davet edilir ve eski yöneticilere konuşma hakkı tanınır. Bu genel kurulda bu da yapılmadı. Genel başkanın konuşması güzel ve oturaklı bir konuşmaydı. Şöyle: “Önümüz zor günlere gebe, farklı sürece doğru gidiyoruz. Bizi teslim almaya, yok etmeye çalışan bir güç var. Hazırlanın beyler, at sahibine kişner. Süreç mücadele süreci, Türk-İş’in önündeki TEKEL işçilerinin başına gelen, sanmayın ki bizim başımıza gelmeyecek. 26 Mayıs’ta 24 bin Harb-İş işçisi ve bütün herkes alanda olmalı. Çocuklarımıza bir gelecek bırakacaksak hazır olmalıyız.”
Sayın genel başkanımız kürsülerde güzel konuşuyor. Mesela Ankara merkez şube üyelerinin, Türk-İş’in düzenlediği Ankara mitinginde TEKEL işçilerinin Kumlu’ya gösterdiği tepkiden sonra yaptığı konuşma gibi... Ne demişti orada? “Genel grev kararı çıkacak” demişti. Evet, 4 Şubat 2010’da genel grev kararı çıktı. Ama Gölcük Şubesi hariç hiçbir şubede tık yoktu. Bizim Ankara Merkez Şube ise delege seçimleri yapmakla meşguldü. Sanki işçiler ve işyerleri kaçıyor. Bir gün ara verseler çok şey kaybederler.
Hadi diyelim işkolu olarak grev ve iş bırakma hakkımız yok. Memurların da yok ama 25 Kasım’da ve 4 Şubat’ta iş bıraktılar. Her şey güzel konuşmayla çözülseydi, Başbakan da kürsüde zaman zaman güzel konuşuyor. Önümüzdeki süreçte bu konuşmaların ne kadar samimi olduğunu hep birlikte göreceğiz.
Genel kurula TEKEL işçileri çağrılamaz mıydı? Kürsüden kazanımlarını, mücadelelerini ve ne istediklerini; ne gibi zorluklarla karşı karşıya kaldıklarını, bizlerden isteklerini ve beklentilerini anlatmalarına olanak tanınamaz mıydı?
Türkiye’nin dört bir yanında 1 liranı TEKEL işçisiyle paylaş kampanyasını biz işyerimizde hayata geçirdik. Veren de oldu vermeyen de. Ama verenlerin hepsi de TEKEL işçisinin mücadelesine katkım olsun diye 1 liranın üstünde katkı sağladı. Gerek genel merkez, gerekse merkez şube öncülüğünde diğer işyerlerinde de bu ve buna benzer kampanyalar düzenlenemez miydi? Ama bizimkiler ne yapsınlar, seçim telaşı içindeydiler.
Ha diyeceksiniz ki “biz sendika olarak misafirhanemizi açtık, yemekhanemizi açtık, toplantı salonumuzu açtık, kumanyalar dağıttık”. Evet yapıldı, yapılmalıydı. Bir sınıf örgütü olarak sınıf mücadelesinde dayanışmayı daha da güçlendirmek ve pekiştirmek lazım.
Bu genel kurulda bir de çoğunluktan azınlığa düşmüşüz. Erimiş, erimeye mahkum, koskoca 11 yılımızı heba etmiş almış götürmüş yönetimin delegeleri vardı ki, evlere şenlik. Adamlar kürsüye çıkıp bir konuşuyorlar, sanki zemzem suyuyla yıkanmışlar, tertemizler. Çok iyi yönetmişler, işyerlerinde hiç sorun kalmamış. TİS tıkır tıkır işlemiş. Sendikanın hukuk bürosu harıl harıl tutulan uyuşmazlıkları mahkemelere taşıyor.
Kürsüde hep kişileri hedef alan konuşmalar... Size hiç mi sendikaların sorunları, sınıfın gündemi ve sorunları hakkında güzel laflar edin denmedi? Ama haklısınız. Sizin böyle bir sorununuz yok. Sizin sorununuz kaybettiğiniz koltukları geri alma sorunu. Umutlarınızı mahkeme kapılarına hakimin vereceği karara dikmişsiniz. Size tabanın “yeter artık, inin sırtımızdan” dediğini unutmayın!
Harb-İş üyesi arkadaşlar geçmişi mücadelelerle dolu bir işkolunda çalışıyoruz. En son TEKEL işçilerinin gösterdiği yoldan yürümekten başka çaremiz yok. Uzun süredir yaşadığımız sessizliği bozmanın, haklarımız için mücadele etmenin zamanıdır. TEKEL işçisi birleşti ve kazandı. Biz de her alanda birliğimizi sağlayarak, dayanışmayı güçlendirdiğimizde kazanacağımızdan emin olmalıyız. Kendi içimizdeki bölünmeler bize hep kaybettirdi. Ama artık kaybetmeye tahammülümüz yok.
Genel başkanın dediği gibi, önümüzdeki süreç zor bir süreç olacak. Sermayenin saldırıları her alanda olduğu gibi dolu dizgin devam ediyor, edecek. Eğer saldırılara karşı işçi sınıfının birleşik gücünü yaratamazsak, hepimiz kaybederiz. TEKEL işçileri nasıl inisiyatif aldı ve gösterdikleri kararlı tutumlarıyla herkesi etrafında birleştirdiyse, biz de yapabiliriz. Başka çare de yok gibi gözüküyor.
Ankara Deniz
Dikimevi’nden
Harb-İş üyesi bir işçi
www.evrensel.net