Taciz, sömürü, ayrımcılık

Taciz, sömürü, ayrımcılık

Kadınların en çok çalıştığı sektörlerden biri de tekstil işçiliği.


Kadınların en çok çalıştığı sektörlerden biri de tekstil işçiliği. Kuralsız çalışma ve yoğun iş saatleri ile kadınların hayatları çekilmez hale geliyor. İstanbul Çağlayan’da, tekstil işçisi kadınlarla çalışma koşullarını konuştuk.
İSTANBULA GELDİM ERTESİ GÜN İŞE GİTTİM
Şükran Öner 23 yaşında. 17 yaşından beri tekstil işçiliği yapıyor. “Ekonomik nedenlerden dolayı çalışmam gerekiyordu. Önümüze başka seçenek konulmadı. Ailem istediği için tekstile girdim” diyen Şükran, ortaokulu bitirdikten sonra ailesi ile birlikte İstanbul’ a gelmiş. Ailesinden kimse ona okula devem et dememiş, o da hiç sorma gereği duymamış. İlk iş gününü çok iyi hatırlıyor: “İnsan İstanbul’a geldiğinde ne kadar okumuş olursa olsun büyük şehrin büyüsüne kapılıyor. İstanbul ‘a ilk geldiğim gecenin sabahı kalktım işe gittim. Gelen herkes ceketini asıyor, ayak ayak üzerine atıp, sigarasını yakıyordu. Zil çaldı patron ‘kalk iş başı oldu’ dedi. İşi bilmiyordum. İlk çizim yaparak başladım. Çok garip geliyordu. Tanıdıkların yanında çalışmama rağmen kendimi yabancı hissediyordum. İlk başladığımda çocuktum. Sorumluluğum yoktu. Üç ablam çalışıyordu. Evlendiler. Şu an ben ve ablam evi geçindiriyoruz”
İki kardeşini okutan Şükran “Sırtında bir yük var ise o yükü indirene kadar belin hep bükük geziyorsun” sözleriyle özetliyor hayatını.
Modelistlik kursuna başlayan Şükran, bunu “eziklikten” kurtulmak için ve işini kolaylaştırmak için yaptığını söylüyor: “Hem de parasal yönden yanı iyi. İlk işe girdiğim de önce kendime kıyafet alacağım diyordum ama onu hiç yapamadım. Bence tekstilde kız çocukları ortacı olarak çalıştırılmamalı. Tekstil kızlar için çok zor olan bir iş sahası”
Şükran evinden çok işyerinde yaşadığını belirterek sözlerini bitiriyor: “Evimizi otel gibi kullanıyoruz. Güneş bile göremiyoruz. Geleceğe dair hiçbir beklentim yok. Tek amacım kardeşlerim okusun kendilerine gelecek kursunlar diye çabam.”
10 YAŞINDA TEKSTİL İŞÇİSİ
10 yaşında tekstil işçiliğine başlayan Kader Yıldız, bugün 44 yaşında. “Lise birde okulu bıraktım. Annem ev işlerine gidiyordu. Bende ev işlerine gitmek istedim. Annem kabul etmedi arkadaşının yanına tekstile yolladı. İlk işe başladığımda çok seviniyordum. Hala da insanları giydirmek çok hoşuma gidiyor. Yine de o yaşta işe başlamak çok zordu. Hiç bir şey bilmiyorsun örgene kadar hem hor görüyorlardı hem de küçümsüyorlardı. Her gün tuvaletleri temizliyordum. Gün de onlarca kez bir maşrafa içme suyu için beş katı inip çıkıyordum. Tek sosyal yanım müzik dinlemekti. Tekstilde müzik bile dinleyemiyorduk. Ben Erol İvgin,Barış Manço, Aşık Veysel dinliyordum. Konfeksiyonlarda hep arabesk çalıyor. Ben hiç sevmezdim” sözleriyle tekstildeki ilk yıllarını anlatıyor Kader.
TACİZ SORUNU
Kader Yıldır, bu sektörün özellikle kadınlar için zor olduğunu belirtiyor. Kadın işçi olarak yaşadıklarını ise şöyle ifade ediyor: “Gençsen daha zor.Patronun sarkıyor, ustan sarkıyor, çalışan işçisi sarkıyor... Hepsinden korumak zorunda kalıyorsun kendini. Kadınsan ya eşinle ya da abin ile çalışmalısın, yoksa sana kötü gözle bakıyorlar. Kadın olduğun için sözün dinlenmiyor. Gençken çok uğraştım cahil insanlarla. Erkeklerden biraz fazla biliyorsan seni hor görürler. Ben bu kadar rahat konuşmak için 27 yıl uğraştım. Gerekirse cazgırlık yaptım .
Kadın olmak yaşamak için bir kat daha zorlaşıyor. Ben yıllardır sabah altıda kalkıyorum . kahvaltıyı hazırlarım. Eskiden çamaşır makinesi yoktu. Elde yıkıyordum. Evi toplar sobayı yakar koşa koşa işe giderdim. Akşam eve giderdi, yemek bulaşık derken yatana kadar da evde koştururdum Çocuklarıma hiç zaman ayıramazdım. Neyse ki annem artık çalışmıyor da çocuklarıma o bakıyor.”
Kader, kadın ve erkek işçinin işyerinde aynı sömürü koşullarında çalıştığını söylese de farklara da dikkat çekiyor: “Hiç bir hakkımız yok. Çalışma hayatında erkekler hep çalışmak zorunda. Kadınlar evlendiğinde bir çoğu eşleri tarafından çalıştırılmıyorlar. Ama kadınlar çalıştıklarında iki kat daha sömürülüyorlar. Biz kadınlar erkeklere göre daha düşük ücret alıyoruz. Erkekler bir iş yapıyor bizler birkaç işi birden yapıyoruz. Tuvaletleri temizliyoruz, paydoslarda çayı biz hazırlıyoruz. İş çıkışında biz atölyeyi toplayıp süpürüyoruz.erkekler işyerinden çıkıp kahveye gidiyorlar. Biz ise eve gidip iş yapmaya devam ediyoruz.
Biz kadınların çalışma saatleri daha az olmalı. Bir iki saat erken çıksak çocuklarımızla ilgilenebiliriz. En azından hafta sonları çalışmasak ev işlerimizi yapsak. Yaşamak çok zor. Ben artık çocuklarıma bakmak istiyorum, komşularımla zaman geçirmek istiyorum.Ama çalışmak zorundayım.
ÜNİVERSİTEYE GİTMEK İSTİYORDU
21 yaşındaki Cansu Taşçı ise 4 yıldır kalite kontrolcü olarak tekstilde çalışıyor. Lise mezunu olan Cansu, aslında üniversite eğitimi görmek istiyordu ancak annesi ile babası boşanınca bunu hayalini gerçekleştiremedi: “Babamla annem ayrıldılar. Annemin aldığı para ile geçinemiyoruz. Bu nedenle çalışmak zorundayım. Tekstilde haftalıklı çalışıyoruz. Ben de kendi ayaklarımın üzerinde durabilmek için çalışmak zorundayım. Hiçbir kültürel faaliyetim yok. Boş zaman bulabilirsem ders çalışıyorum.”
Bütün gün ayakta çalıştığını söyleyen Cansu, işyerindeki sorunları anlatıyor: “Yaptığımız işte bir hata yapınca azarlanıyoruz. Fazla mesaiye bırakılıyoruz. Mesai ücretini vermeyen işyerleri de var. Uzun saatler çalışıyoruz. Çay paydoslarında bile ancak beş dakika dinlenebiliyoruz. İş olunca mecburen saat dokuza, ona kadar mesaiye kalıyorsun. Sosyal hakkımız yok. Yemeğimiz bile yok. Sefer tasıyla işyerine yemek götürüyorum İlk tekstile girdiğimde ben bu işi yapabilirim diye düşünüyordum ama sonra işin içine iyice girdiğim zaman çok sevilecek bir iş olmadığını gördüm. Bence kızlar bu işte çalışmamalı. Burada kız olsan bile çuval taşıtıyorlar sana. Ben ortacı olarak çalışırken sırtımda iş taşıdım. Tekstilde her türlü insan çalışıyor. Genç kızlar için tekstilde çalışmak çok zor.Tekstil de kız çocuklarının tekstilde çalışmasını doğru bulmuyorum.Yaşı kaç olursa olsun tacize maruz kalıyor.” (İstanbul/EVRENSEL)
www.evrensel.net