MERCEK

  • “Ben MHP’li biriydim. Greve önceden çok önyargılı bakıyordum. Ankaralı emekçiler bize çok sahip çıktı...


    “Ben MHP’li biriydim. Greve önceden çok önyargılı bakıyordum. Ankaralı emekçiler bize çok sahip çıktı... ODTܒlü öğrencilerin elbise, çorap getirmesi, bir annemizin battaniye getirmesi, bir başkasının ekmek getirmesi; bunlar güzel olaylardı. Diyarbakır’dan, Batman’dan arkadaşlar o soğukta copa, soğuk su tazyikine dayandılar. İşte size açılım! Ben hayatımda böyle bir dayanışma, kardeşlik görmedim. Doğuluları hep potansiyel suçlu olarak görüyorduk önceden. Ama iş değişti. Ben emekten yana herkesle kardeşim.” (Yakup Küçükgöz)
    “Sergilediğimiz mücadelenin sonucunda Türkiye’deki ezilenlerin, işsizlerin, yoksulların ve emeğin bir umudu haline gelmeye başladık. Bu da yükümüzü oldukça ağırlaştırdı.” (Cemal Doğrul)
    “Yola çıktığımız noktada aslında TEKEL işçileri idik, şimdi Türkiye olduk, dünya olduk. Dünyanın yaklaşık yüz ülkesinden destekler yağıyor...” (Mustafa Türkel)
    “Biz işçiler olarak, yaptığımız eylemin, sadece TEKEL işçilerinin değil işçi sınıfının mücadelesi haline geldiğini düşünüyoruz.” (Cemalettin Özden)
    “Bu mücadele bize sınıfın birliğini, dayanışmayı, insanlar arasındaki diyalogu öğretti. Sınıf dayanışmasını daha iyi öğrendik...” (Nezir Çal)
    “Sadece kendimi temsil etmiyorum artık. Onurlu ve haklı emekçi kitlesinin sorumluluğunu da üstlendim. Biz emekçi kadınlar, büyük işçi sınıfının bir yarısı olarak bu meydanda, bu çadırlarda direniyoruz. Birleşmiş gücün ne olduğunu bir kez daha anlamış, öğrenmiş olarak…” (Birnaz Kaya)
    TEKEL direnişine katılan, direnişi örgütleyen ve sürdüren işçi ve sendikacılardan birkaçının duygu ve değerlendirmelerinden alınan bu ‘birkaç satır’, toplumsal yaşam ve ‘toplumsal tarih’in, aslında herkesin gözü önünde sürüp gitmekte olan sınıf çatışmaları gerçeğine, işçi sınıfı cephesinden yapılmış bir dikkat çekmenin ifadesidir. İşçi sınıfı ile kent ve kırın yoksullarının tarihsel hareketin ‘girdabı’ndaki yeri, rolü, hali ve değişiminin bir tür ifadesi!
    Ama biliyoruz ki; tarihin, işçi sınıfını sömürüden kurtuluş mücadelesine atılmaya ve sömürüyü tasfiye ederek yeni bir toplumsal yaşamı var etmeye “iteklemesi”ne, “sürme”sine, proletaryanın eliyle ve ondan yana bir değişim ve hareketin doğuşu ve hakim hale gelişini kaçınılmaz kılmasına itiraz var. Hem de sağlı-“sol”lu itiraz(lar)!..
    Nuray Mert, örneğin birkaç gün önce ve bağlantı kurmak için hayli zorlanmayı da göze alarak, “Tarihin zorunlu bir seyir izlediği ve kimsenin bu seyrin önünde duramayacağı” fikrini(!), “otoriter bakış açılarının dışavurumu, otoriter siyasal söylemlerin mayası” olarak yorumladı ve böyle bir “fikrin”, “tarihi değişimde bireyin özne olarak rolü ve siyasal tartışmanın önemini görmezden” gelerek, “bunları ‘tarihin seyri’ denilen metafizik bir akışa” tabi kıldığını ileri sürdü. (28 Mart tarihli makale)
    Sadece Mert de değil! Son dönemlerde “tarih”, “tarihsel gidişat”, “değişim” ve “birey öznenin rolü” üzerine görüşler açıklama gereksinimi duyan “sol” liberal, muhafazakar ya da sağ görüşlü yazar-gazeteciler, sözü bir biçimde materyalist-Marksist tarih görüşüne getirerek, önce onu “mistik”, “metafizik”, “kaderci” ve “indirgemeci” olarak suçluyor; ardından da bu “fikrin” “bireyin özne olarak rolü”nü görmezden geldiğini ileri sürerek, ‘aydın-entelektüel birey’i bu görüş ve mücadelesine uzak tutmaya çalışıyorlar. Bir proleter devriminin, sınıf mücadelelerinin tarihi de demek olan toplumsal tarihin ürünü olarak gündeme gelmesine, sözüm ona kapıları kapatmak için “tarihin zorunlu seyri” fikri(!)ne itiraz eden bu yazar-gazeteci-politikacılardan hiçbiri, bugüne dek tarihi değişim ve hareketin neden örneğin kapitalizmin “küresel” koşullarında çakılıp kalmak zorunda olduğunu açıklamış değillerdir.
    Sadece bu da değil. Spartakus’un adını ve onun adıyla birlikte tarihe geçen köle ayaklanmalarının köleci ‘toplumsal sistem’in yıkımını getirdiğini okumuş-duymuşlardır. Toplumsal tarihin feodal sistem koşullarına takılıp kalmadığını, feodalizmin iç çelişkileri tarafından yıkıma zorunlu ve mahkum hale getirildiğini; onun yerini neredeyse üç yüz yıldır kapitalizme bıraktığını, kapitalizmin de önceli sınıflı toplumlar gibi uzlaşmaz karşıtların çatışmasını doğurarak proleterya-burjuvazi arasında bugün ve gelecek kavgasını gündeme getirdiğini; dahası, bir (birçok demek daha doğru) devrimle yıkılmasına da tarihin tanıklık ettiğini inkar etmeleri ise ancak inkar olur, o kadar...
    Yukarıya alınan işçilerin sözlerini “bir anlık” ya da dönemsel bir değişimin işareti olarak da, tarihsel hareketin zorunlu seyrinin işareti olarak da almak mümkün. Her halükarda “tarihsel gidişat”, tarihin seyri, sermaye dünyasını “ezelden ebede” kadim ve “baki” göstererek ya da aynı anlama gelmek üzere bir proleter devriminin kaçınılamazlığını reddederek kapitalizmin “mukadderatı”nı değiştirmeye çalışanları açığa düşürüyor. Tarih, ister “kahramanların eseri” olarak “birey” üzerinden ve metafizik-idealist tarzda izah edilsin, isterse gerçekte olduğu üzere sınıf mücadelelerinin tarihi olarak algılansın, üretim araçları mülkiyetini elinde bulunduran bir azınlığın, toplumun geri kalanları üzerindeki hakimiyetine dayanan tüm sistemlerin yıkıma doğru yol almasının kaçınılmazlığına tanıklık ediyor! Kendileri de hareket ve mücadele içinde değişime uğrayan ve sınıf bilinci edinen işçilerin yukarıdaki “basit” ve özlü sözleri de, işte böyle bir değişime; tarihin seyrine işaret ediyor.
    www.evrensel.net