Kırkıncı kapıyı açarsan…

Kırkıncı kapıyı açarsan…

“Kırkıncı Kapıyı Açarsan...” bir dans tiyatrosu, Dansçı ve Koreograf Talin Büyükkürkciyan’ın Hrant Dink’in anısına hazırladığı...


“Kırkıncı Kapıyı Açarsan...” bir dans tiyatrosu, Dansçı ve Koreograf Talin Büyükkürkciyan’ın Hrant Dink’in anısına hazırladığı, içinde hikayeler barındıran gösteri, Kumbaracı50’nin etkinliklerden biri olarak sahneleniyor. Çalışmalarında teatral bir teknik kullanan Koreograf Büyükkürkciyan, Fransız Yazar Charles Perrault’nun bir masalından esinlenmiş. Masala göre, zorba bir kral karısına şatosunun 40 anahtarını verir, sadece 40. kapıyı açmamasını ister. Kadın kapıları açmaya başlar, bir odada küpeler, bir odada elbiseler, makyaj malzemeleri, kek, çikolatalar, şapkalar, bilezikler, 39 odada envai çeşit şeyle karşılaşarak süslenir, giyinir, keyifle zaman geçirir ama 40. kapıyı da dayanamaz açar. Odanın duvarları kesik kadın başları ile doludur, kapının açıldığını anlayan koca, karısının başını da boş bir yere monteler. Talin Büyükkürkciyan’ın çocukken büyükanne ve büyükbabasından duyduğu tek masalın konusu bu imiş. Sus sorgulama, kurcalama, sana söylenen şey dışında başka bir şey yapma, yoksa başın belaya girer, diyen masalı sanatçı, “Aslında babaannem ne kadar hayattan korkuyormuş, yapılmaması gereken şeyleri yapmamamız gerektiğini anlatıyormuş bana sürekli” diyerek yorumluyor.
BİR İNSANIN İÇİNE KAÇ İNSAN SIĞAR
Oyun sanatçının beden performansları ile başlıyor. Kırmızılar içindeki bedenine bu denli hakim olması hayranlık uyandırıyor. Ardından, siyah-beyaz eskilerden gelen aile albümlerini izliyoruz, sanatçı kısa bilgiler veriyor. “En çok Paskalya ayinlerini severdim çünkü o gün kırmızı bir elbisem veya kırmızı bir eteğim ya da en azından kırmızı ayakkabılarım olurdu.”
Bir köşeden aldığı kırmızı bir bantla Hrant Dink’in yerde öldürülmüş bedenini çizen şeritler yapıştırıp, sorguluyor, “Bir insanın içine kaç insan sığar? Bir insanı kaç insan sevebilir? Bir insan kaç insan tarafından sevilebilir?” diye soruyor beden performansını gerçekleştirerek. Şeritleri söküyor, top yaparak başlıyor seyirciye atmaya, karşılıklı “ben” ile başlayan cümleler kuruluyor. “Ben açlık olmasın istiyorum” diyor katılımcılardan bir seyirci. Kimi seyirci ise güldü, kimisi bu karşılıklı bilgi paylaşımından hiç hoşlanmadı. Bir başka seyirci ise “Benim hiç umudum yok” diye attı topu sahnedeki sanatçıya. Sanatçı bu top oyununun ardından, gidenlerin anısına, seyircilerden bazılarını ağlatan bir dansa başlıyor, içli bir Ermeni şarkısı eşliğinde. Şarkı aslında gidenler ve gelmeyenlere bir ağıt olarak yakılmış. Öyle güzel dans ediyor ki bembeyaz elbisesi ile sanki o anda orada bir ayin sahneliyor, vedalaşıyor, merhabalaşıyor, acıları, gözyaşlarını, umutları, çaresizlikleri, aşkları anıyor. Beyaz elbisesinin dantel uçlarından yıllar, acılar ve yaşanmışlıklar seyircilerin arasına dağılıyor.
ACILARIN RENGİ KIRMIZI
Dans dersleri veren, Latin Dili ve Edebiyatı mezunu, İstanbullu Talin Büyükkürkciyan, Hollanda’da dans okurken, kendi üzerine, geçmişine gittiği bir solo yapmak istiyor, gösterisini yaparken çok konuştuğunu, aslında çok dolu olduğunu fark ediyor. Oyunu ilk oynadığında içindeki acılar gözyaşlarına dönüşüyor hüngür, hüngür ağlıyor. Bu gözyaşlarını biraz katartik bir şey olarak yorumluyor. Türkiye’ye geldiğinde başka koreografiler yapıyor, 2006 yılında tekrar kendi solosunun üzerine eğilmeye karar veriyor, çalışmalara başladığında Hrant Dink öldürülüyor, böylelikle Dink’in acısı da gösteriye katılmış oluyor. Çocukken sanatçıyı mutlu eden kırmızı rengi, büyüdükçe yer değiştiriyor, kanın ve acının rengi olarak hafızasında kalıyor. Oyundaki kırmızı top da “acının dönüşümünü” ve “benzer olduğumuzu” simgeliyor. Kırmızıyı dürüstçe paylaşıma nasıl katabilirim diye düşünen sanatçı böyle bir yol bulmuş. “Çünkü kendimi anlatıyorum, onlarda kendilerini anlatıyor, hepimiz aynıyız aslında, sevdiğimiz, sevmediğimiz şeyler benzer” diyen sanatçı, “Birbirimize çok benziyoruz aslında. O yerdeki kırmızı acı, dönüşerek bir yerlere gidiyor, herkes içinden geçenleri söylüyor, ne söyledikleri önemli” diye anlatıyor. Oyunda “Bir insanın içine kaç insan sığar? Bir insanı kaç insan sevebilir? Bir insan kaç insan tarafından sevilebilir?” diyerek sorgulayan sanatçı, sevgi aslında yürek açıklığıyla ilgili bir şey diyor, “Bir insanın yüreği ne kadar açıksa, o kadar çok insan sizi sevebiliyor. Hrant Dink, ne kadar açık yürekli bir insandı, ne kadar cömertti aslında, kendisini paylaşmak ve bir şeyleri söyleyebilmek adına. O yüzden insanlar dürüstlüğünü, paylaşımcılığını sevdiler. Benim derdim insanlıkla, paylaşmakla ve üzüntü ile ilgili” diyor.
(İstanbul/EVRENSEL)
www.evrensel.net