Seyyar satıcı ‘kassas’lar sahnede

Seyyar satıcı ‘kassas’lar sahnede

“BAŞKA İstanbul Var!” sloganıyla yola çıkan İstanbul 2010 Avrupa Kültür Başkenti Ajansı’nın desteğiyle garajistanbul tarafından hayata....


“BAŞKA İstanbul Var!” sloganıyla yola çıkan İstanbul 2010 Avrupa Kültür Başkenti Ajansı’nın desteğiyle garajistanbul tarafından hayata geçirilen “istanpoli”nin oyunu “Kassas”ta, Övül Avkıran ve Mustafa Avkıran; İstanbul’un hurdacısı, simitçisi, macuncusu, boyacısı, bayrakçısı, bozacısı, nohut-pilavcısı, midyecisi, hallacı, kalaycısı, falcısı, ciğercisi, bileyicisi ve daha fazlası ile aynı sahnede, aynı oyunda oynuyor. Kassas, eski bir kelime; boş inançlarla karışık, abuk sabuk hikayeler anlatan kişi demek. Kassas diye adlandırılan adamlar vardır İslamdan önce; kıssahanlar, ozanlar vardır, meddahlar vardır İstanbul’da. Bunlar sözlü anlatı geleneğini bugüne taşırlar; kendi bedenlerinde, kendi kültürleriyle, kültürlerinde. “Sokakta satış yapabilmenin tek bir koşulu var, iyi oynayabilmek, satacağın malı iyi pazarlamak, oyuncu gibi iyi bir performans sergilemek gerekiyor” diyen M. Avkıran, “Yoksa nasıl açıklarsınız ki aynı muzu birinin 5 kilo, diğerinin 40 kilo sattığını. Hepsinin kendine göre ritimleri, manileri var” diyor. “Sigarayı bırak esansa bak” diyen, onlarca mani okuyan 17 yıllık esansçı gibi çoğu satıcı, mesleğini 30-35 yıldır yapıyor. 3 ay seyyar satıcılıkla ilgili araştırma yaptıklarını anlatan projenin fikir annesi Övül Avkıran, “Sokak satıcıları çok kıymetli; biraz da değişti, ses hafızanızda olan bir şey, hatta kundakta başlıyorsunuz bozacının sesini duymaya ve öyle büyüyorsunuz” diye anlatıyor. “İstanbul onlarsız olmaz, içimizde yer etmişler” diyor.
ÇARE BULUN BU DERDİME, İSTANBUL SOKAKLARI
Yoksulun avukatı arzuhalciler, köçekler; mısırcı, PVC satıcıları, kestaneci, köfteci, eskici, kağıt helvacı, pamuk helvacı, börekçi, yoğurtçu, simitçi, şerbetçi, tavuk-pilavcı, bohçacıdırlar; İstanbul’u mahalle mahalle bilirler. Sokağa aittirler ve bir kültürü taşırlar sırtlarında, arabalarında. Günümüzde tükenen mesleklere inat, yüzlerce yıllık geleneği taşırlar; esnaf geleneğini... Mitinglerde simit, su, atkı, bayrak ve yağmurluk satan satıcıların en büyük derdi polisle, zabıtayla. Oyunda, ateş yakıp jiletle kendini yaralayarak eylem yaparak sesini duyurmaya çalışmaları, zabıtadan nasıl kaçtıkları, saniyede nasıl toparlandıkları, toplumsal göç, gözaltılar, coplarla meydan dayakları, sopalarla kavgaları ve direnişleri esnasında denize düşenler de anlatılıyor. Doğallığı yakalamak için barkovizyon görüntüleri tekrarsız bir kerede çekilmiş. Oyunda, darbuka çalan boyacıyı, sürekli kahkahalar atan şen çiçekçi teyzeyi, Cihangir’de yıllardır satış yapan bozacı ve “Bizi AB’ye almazlar, çünkü Müslümanız” diyen, atlı arabası ile tanıdık bir manavı görmek çok anlamlı. Seyyar satıcıların sorunlarına, karanlık dünyalarına çok fazla girmeleri halinde, seyircinin salondan ağlayarak çıkacağını söyleyen M. Avkıran, “Acındırma politikaları doğru değil, bu bir perspektif, bir sunum. Eğlence tiyatrosu deyince bu zenginlikte eğlenebilirsiniz, hakikaten bir eğlence kültürü var” diyor. “İstanbul’da yaşayan, ekmeğini kazanan, bu şehirde soluk alan herkes bizim için İstanbulludur. Oyunda gösterdiğimiz satıcılar, bütün Türkiye; her şehirden gelen var” diye anlatıyor.
BOĞAZ’A GİTSEM BOĞAZIM AÇ KALIR
Çeşitli gözlük ve yağmurluklarla dans ederek, adeta bir “anchorman” edası ile okudukları metinleri ile oynadıkları oyuna “Eğlencenin sunulduğu alandan bakmak istedik” diyen Ö. Avkıran, “Yazılmış bir metin yerine, TV’deki, gazetedeki haberleri okumaya, bir gözlükle bakmaya, satıcılara herkesin farklı gözlüklerle baktığını anlatmaya çalıştık. Merkeze satıcıların hikayelerini koyarak, kendi okumalarımızı daha geride bırakalım istedik” diyor. Seyyar satıcılardan biri, “Aşık olmadım, çalışmaktan başka bir şey görmedim; zabıta, polis, belediye dayak yiyoruz, emekli olmak istiyorum, dünyaya geldim geleli çalışıyorum” diye konuşuyor. Ortaköy’de macun satan satıcı, adeta bir turist rehberi edasıyla çevreyi ve camileri anlatarak, tek hayalinin zenginlik olduğunu söylüyor. Boğaz’ı görmemiş, Dolmabahçe ve Topkapı Sarayı’nı hiç gezmemiş; opera, tiyatro, bale, konser, sergiye gitmemiş ama çoğu sinemaya bir kere de olsa mutlaka gitmiş; satıcılardan biri, “Kira olmasa İstanbul kolay” diyor. “Bu şehir parası olana güzel, Boğaz’a gitsem, boğazım aç kalır. Piknik bile yapamıyorum. Her şey para” diyen iktidar yanlısı şerbetçi, futboldan ve halkların kardeşliğinden bahsediyor.
(İstanbul/ EVRENSEL)

YAZ KIŞ ÇALIŞAN SEYYAHLAR GARAJİSTANBUL’DA

garajistanbul, “Kassas”ı, “Taşı toprağı altın İstanbul’un satıcıları, bizim ilham kaynağımız. Dükkanları bedenleri, bedenleri dükkanları olan seyyarlar; hikayelere tanıklık eden, hikayeler anlatan, hayatları sokak olan, yaz kış demeden çalışan seyyahlar. Ozandır bu insanlar kimi zaman, satacakları mallara hikayeler uydururlar, hikayelerini manilerle, şarkılarla, şiirle anlatırlar. Abuk sabuk hikayeler de anlatırlar zaman zaman, kıssadan hisse de” diye anlatıyor. Oyun, garajistanbul’da bugün saat 20.30’da, yarın 15.00 ve 20.30’da, 6 Nisan 2010 Salı akşamı ise 20.30’da oynanacak. Tasarım ve Yönetim: Övül Avkıran - Mustafa Avkıran, Ses ve Müzik Tasarımı: Hakan Baycılı, Görüntü Yönetmeni: Barış Özbiçer, Işık Tasarımı: Yüksel Aymaz, Proje Asistanı: Gökhan Avkıran, Oynayanlar: İstanbul’un seyyar satıcıları, Övül ve Mustafa Avkıran.

Cihan Bilgen
www.evrensel.net