BAŞYAZI

BAŞYAZI

  • Eğer ki en karanlık güç odakları, “Şu TEKEL işçilerinin eylemlerini kamuoyu gözünden nasıl düşürürüm; hükümeti ve işçi düşmanlığını nasıl mazur gösteririm” diye planlar yapsa bu kadarını yapabilir miydi; çok şüphelidir!


    Eğer ki en karanlık güç odakları, “Şu TEKEL işçilerinin eylemlerini kamuoyu gözünden nasıl düşürürüm; hükümeti ve işçi düşmanlığını nasıl mazur gösteririm” diye planlar yapsa bu kadarını yapabilir miydi; çok şüphelidir!
    Evet, “bu kadarı”ndan kast edilen; 1 Nisan günü Ankara’da Tek Gıda-İş Başkanı Mustafa Türkel’in bir basın açıklamasıyla, TEKEL mücadelesinde eylem takvimini açıklamasından sonra; “Eylemi bitiriyoruz. Herkes memleketine dönsün!” çağrısına, arkasından Türkel’e ve Tek Gıda-İş yöneticilerine yönelik oradaki kalabalık içinden küçük bir grubun (20 kişi dolayında ve içlerinden bir kaçı TEKEL işçisi) “Kahrolsun sendika ağaları” sloganı atarak arbede çıkarmasıdır. Burada en üzücü şeylerden birisi de aylardır işçilerin önünde yürüyen bir sendikanın yöneticilerinin “Polis tarafından korunarak götürülmesi” tablosudur. Bunu yaratanlar acaba, şapkalarını önlerine koyarak; “Biz ne yapıyoruz; bu tutumumuzla kime hizmet etmiş oluyoruz!” diye düşünecekler midir, bilmiyoruz. Ama dünkü sermaye gazetelerine bakmaları ne yaptıklarını görmeleri için yeterlidir. Eğer ki gerçekleri görme niyetleri varsa tabii! Onlar gazetelere bakmasalar da; zaten önümüzdeki günlerde, ne zaman TEKEL işçilerinin talepleri gündeme gelse; Başbakan ve AKP propagandası, keyifle, “Biz demedik mi; bunlar işçi değil!” diye 1 Nisan’da olanları hatırlatacaktır!
    Protestocuların çok azının işçi olması, işçi mücadelesine verilen zararı azaltıcı değildir. Çükü sermaye propagandacıları bu sefer de TEKEL eylemini işçilerin değil “sol” çevrelerin yaptığını propaganda edecek, sendikayı da onlara alet olmakla suçlayacaktır!
    Evet, TEKEL mücadelesi son yılların, hatta Türkiye işçi sınıfı tarihinin en önemli ve kamuoyunda meşruiyeti en tartışılmaz eylemlerinden birisidir. Ama bu eyleme övgüler yağdıran bazı siyasi çevrelerin, “Eylemin daha ileri götürülmesi” adına, çoğunluğun durumunu ve kamuoyu gözündeki meşruiyet çizgisini gözetmeyen, kendi siyasi gruplarının amaçlarını sendikaya ve işçiye dayatan tutumları, buna yandaşları bazı işçileri de teşvik etmeleri, bir zamandan beri gözleniyordu. Örneğin Türk-İş önündeki “açlık grevi” ve açlık grevine sendika tarafından son verildiğinin açıklanmasından sonra da bu grevin sürdürülmek istenmesi, kimi illerden Ankara’ya yürünerek gidilmesi girişimleri, orada burada her vesileyle, bazı işçilerin herkesten daha mücadeleci olduklarını göstermek için özel gayret göstermeleri, ... gözleniyordu.
    Ancak tüm dünyanın gözü bu açıklamadayken ve başından beri mücadelenin en başında olmaya çalışan bir yönetimin protesto edilmesi ne anlaşılırdır ne görmezden gelinebilir ne de mazur görülebilirdir. Elbette işçiler arasında bazı işçiler siyasi görüşlerinden dolayı bazı siyasi çevrelerle yakınlık duyabilir, onların görüşlerini benimseyebilir. Ancak onlara da düşen sendikalarını böyle hırpalamak, kamuoyunda küçük düşürecek, işçiler arasında güvensizlik yayılmasına yol açacak yöntemlerle protesto etmek değil, sendikanın kendi mekanizmaları içinde kendi görüşlerini egemen kılacak bir mücadele vermektir. Aksi halde; daha keskin eylem biçimleri önermek; hadi önerdi diyelim, küçük bir azınlıkla bu eylemleri yapmaya yönelmek, bu eylemlere uymayan sendika ve işçi çoğunluğu ile ayrışmak, çatışmak işçi sınıfına yabancı bir tutumdur.
    Açıktır ki bu anlayışla birlikte işçi sınıfı mücadelesi bir adım ileri gidemez.
    Yığın mücadelesi içinde bölücülük de her zaman eylemi geriye çekerek olamaz. Tersine çoğu zaman da sanki daha ileri bir mevzie geçmek isteme adına işçi çoğunluğu ve eylemin meşruiyet çizgisini görmezden gelerek yapılır ki; 1 Nisan’da olan da budur!
    Kısacası mevcut koşullar içinde, Tek Gıda-İş’in genel başkanını, yöneticilerini protesto etmek sadece; TEKEL eylemini bölmek, onun hakkında şaibeler uyandırarak kamuoyunda itibarını zedelemek isteyenlerin işine yaramıştır.
    Bu, “sol”, “emekten yana” olma adına yapılmışsa daha da utanç verici bir durumdur.
    Niyetin ne olduğunun da hiçbir önemi yoktur!
    İHSAN ÇARALAN
    www.evrensel.net

    0 yorum yapılmış

      Yorum yapın

      Yorum yapmak için üyelik gerekmemektedir. Yorumlar, editörlerimiz tarafından onaylandıktan sonra yayınlanır. Konuyla ilgisi olmayan, küfür içeren, tamamı büyük harfle yazılan yorumlar onaylanmamaktadır.