Gözbebeğimiz, dünya derbimiz(!)

Gözbebeğimiz, dünya derbimiz(!)

Derbiler nasıl dünya çapında ilgi odağı olur?.. Her şeyden önce sahada sergilenen oyunun düzeyiyle. Sonra oyuncuların kalitesiyle... Yönetici konumundaki kişilerin, medyanın ve taraftarın futbolu algılayış biçimiyle... Kerameti kendinden menkul söylemler eşliğinde yüceltmeye çalıştığımız derbimizin gerçek çapını aslında hepimiz çok iyi biliyoruz. Zorlamanın bir anlamı yok. Böyle bir spor kültürden, spor anlayışından, spor ortamından dünyanın sayılı derbilerinden birisi çıkmaz...

Türlü yakıştırma ve nitelemelerle allayıp pullayıp yılmaz bir azimle dünyanın en çok ilgi toplayan derbileri arasına sokuşturmaya çalıştığımız bir Galatasaray-Fenerbahçe karşılaşması daha geride kaldı. Peki bu karşılaşmadan akıllarda ne kaldı?.. Kaybetmemeyi ön planda düşünen bir oyun anlayışıyla mücadele eden iki takımın, zerrece keyif vermeyen son derece yavan futbolu... Bu futbolla mı dünyanın sayılı derbileri arasında kendimize yer bulacağımızı sanıyoruz?.. Gülerler... Hani dünyanın diğer derbilerinde nasıl futbol oynandığını görmesek, bilmesek neyse... Bakalım foyamız iyice ortaya dökülmeden, kendi kendimizi kandırmayı daha ne kadar sürdüreceğiz?..Hatalı gol yiyen kalecisine moral vereceği yerde, onu daha da çökertip bitiren yıkıcı bir protestoyu tercih eden taraftarlarla mı dünya derbileri arasına gireceğiz?.. Yoksa galibiyet coşkusuyla kendinden geçen ve topu kıçıyla tutma şaklabanlığıyla aklınca rakibini aşağılamaya çalışan diğer takımın -aynı zamanda milli takımın- kalecisiyle mi?.. Ve her fırsatta ahlaki gelişmemişliğini sergilemekten çekinmeyen, sportmenlikten nasibini almamış kalecilerini uyarma zahmetinde bile bulunmayan yönetici takımıyla mı? Ya da öncesinde yaşanan gelişmeler dolayısıyla tansiyonu önemli oranda düşen maçta, bu görece sakinliğe rağmen Alex’in sırtında patlayan su bardağıyla mı?.. TARİH YETMEZDerbiler nasıl dünya çapında ilgi odağı olur?.. Her şeyden önce sahada sergilenen oyunun düzeyiyle... Sonra oyuncuların kalitesiyle... Yönetici konumundaki kişilerin ve taraftarın futbolu algılayış biçimiyle... Tiraj ve reyting hesapları içinde kıvranan medyanın, kerameti kendinden menkul söylemler üreterek yüceltmeye çalıştığı derbimizin gerçek çapını, aslında hepimiz çok iyi biliyoruz. Zorlamanın bir anlamı yok. Böyle bir spor kültüründen, spor anlayışından, spor ortamından, dünyanın sayılı derbilerinden birisi çıkmaz... Derbilerin 100 yılı aşan bir geçmişe sahip olmaları, onları özel kılmaya yetmiyor ne yazık ki. Çok daha farklı değerler ve duyarlılıklarla adımızdan söz ettirebilmeyi ve sahada yapılan hatalardan çok ahlaksızlıkları konu edinmeyi, sorgulamayı öğrenmediğimiz sürece, bu konuda yol almamız mümkün değil. Ülkenin en iyi futbolcularından birisi olarak kabul edilen Arda’nın futbola bakış açımızla ilgili olarak “Tam Saha” dergisinde dile getirdiği düşünceler de, bir anlamda ne kadar garabet bir futbol kültürü ve ortamına sahip olduğumuzun itirafı...Genç futbolcu, bir yandan futbolla ilgili bazı önemli teknik bilgileri daha yeni -o da milli takımda- öğrendiğini söylerken, diğer yandan medyanın ve taraftarların futbolculara yönelik yıpratıcı tutumundan yakınıyor. Düşünsenize, Galatasaray’ın kaptanlığını yapacak aşamaya gelmiş bir milli takım oyuncusu, futbolla ilgili bazı temel teknik bilgilerden daha yeni haberdar oluyor. Sonra bu futbolcuları, önlerine büyük hedefler koyarak, daha 8-10 yaşında futbolun her türlü bilgisiyle donatılmaya başlanan rakipleriyle yarıştırıyor ve başarı bekliyoruz... Bu durum, zaman zaman elde edilen başarıların neden bir türlü kalıcı ve istikrarlı hale gelemediğini açıklamıyor mu?Ama iş taraftarın ve medyanın tutumundan şikayet etmeye gelince, Arda’nın öncelikle kendisini sorgulaması gerekiyor. Bu bağlamda futbolcuların, özellikle taraftarlarla aralarına doğru mesafe koyabilmeleri önem taşıyor. Taraftarlarla iyi günde amigo düzeyinde ilişki kurmak, kötü günlerde geri tepebiliyor. Anlaşıldığı üzere, futbolcunun yaptığı işin sınırlarını bilmesinde yarar var.Derbiye dönecek olursak... Değil 90 dakika, 90 saat oynansa gol olma olasılığı çok zayıf görünen derbi, tuhaf bir golle Galatasaray’ın gelenekselleşen ezikliğini bir kez daha ortaya koyan bir skorla sonuçlandı. Aslında Galatasaray ile Fenerbahçe arasındaki derbilerde, sarı-lacivertlilerin galip gelmek için fazla bir çaba harcamasına gerek yok. Fenerbahçe yenmeye fazla niyetli gibi görünmese de, Galatasaray bir şekilde yenilmeyi beceriyor. İşin psikolojik boyutu o kadar ağır basmaya başladı ki, taraflardan biri yılların birikimi yüksek bir özgüvenle maçı kazanacağından zerrece kuşku duymazken, diğeri ezikliğin pençesinde telaşlı ve alabildiğine özgüvensiz haliyle kaçınılmaz yazgısını bekliyor... Bu arada medyadaki derbi yorumları, işin başka bir renkli(!) yanıydı. “Skora göre yorum” mantığının pek çok örneğine tanık olduk yine. Maç golsüz bitse yapılacak yorumlar -ki bu maça uygun yorumlar böyle olmalıydı- hemen bir kenara fırlatılıp, skora uygun zorlama yorumlar döktürüldü. Ne de olsa, galibiyete gerekçe bulup altını doldurmak gerekiyor ya... Yok Fenerbahçe daha akıllı oynamış, yok orta sahanın kontrolünü eline geçirmiş, vs... Oysa Daum bile düzenlediği basın toplantısında, galibiyeti “Şans bizden yanaydı” sözüyle açıklama ihtiyacı hissetmişti. Kuşkusuz galibiyeti salt şansla açıklamak da doğru değil. Sonuçta futbol, az hata yapanın galibiyete daha yakın olduğu bir oyun. O gün de maçın sonucuna etki edecek büyüklükte hatayı yapan takım Galatasaray olmuştu.ADNAN POLAT DEVREDEDerbi yenilgisiyle şampiyonluk yarışında ağır yara alan Galatasaray’da, başkan Adnan Polat, son kozunu oynamak üzere devreye girmekte gecikmedi.Bu son kozun, yarışta avantajını yitiren takımların yönetici ve başkanlarının artık geleneksel hale getirdikleri, hakemler üzerinde baskı yaratma çabası biçiminde gerçekleştiğini söylemeye gerek var mı? Ama bu konuda dengeli bir üslup tutturabilmek çok önemli. Bir yandan federasyonun ve hakemlerin gönlünü okşarken, diğer yandan hakemlerin yönetiminden duyduğunuz hoşnutsuzluğu ortaya koyan hafif tehditkar bir söylemden de uzak düşmeyeceksiniz. Bugüne kadar hiçbir maçtan sonra hakemleri rencide edecek, kıracak açıklamalar yapmadığınızı söylemeyi unutmayacaksınız. (Bu bir anlamda, son gelinen noktada işlerin artık iyiden iyiye zora girdiğinin ve bu tür açıklamalarla devreye girmenin kaçınılmaz hale geldiğinin itirafıdır aynı zamanda.) Seslerini yükseltenlerin bu işte avantaj sağladığına dikkat çekip, kendi sessizliğinizin federasyona olan güveninizden, saygınızdan ve efendiliğinizden kaynaklandığını belirteceksiniz. Ardından da, “Hakem atamalarında, Merkez Hakem Kurulu’nun daha dikkatli davranmasını istiyoruz. Ligde son 3 haftada yapılan atamaların hiçbirinden memnun olmadığımızı açıkça söyleyeyim” uyarısıyla bombayı patlatacaksınız. Gerçekten de bu sözler, federasyona duyulan güven, saygı ve efendiliğin doruk noktası(!) olsa gerek. Tabii derbide kazanan taraf Galatasaray olsaydı, hiç kuşkumuz yok ki benzer açıklamaları Fenerbahçe Başkanı Aziz Yıldırım’ın ağzından duyacaktık. İşte, bıkıp usanmadan parlatmaya çalıştığımız dünya derbimizden(!) aklımızda kalanlar!.. Değişen bir şey var mı?..
Mehmet Özyazanlar
www.evrensel.net