AKP’nin turnusol kağıdı olarak TEKEL

AKP’nin turnusol kağıdı olarak TEKEL

Yine geldiler. Giderken sözleşmişlerdi. AKP’yi rahat bırakmayacak, her yeri direniş alanına çevireceklerdi.


Yine geldiler. Giderken sözleşmişlerdi. AKP’yi rahat bırakmayacak, her yeri direniş alanına çevireceklerdi. Daha Ankara’dan ayrılıp aylardır hasret kaldıkları yuvalarına ve sevdiklerine ulaşmadan soluğu İzmir’deki TARİŞ işçilerinin yanında aldıklarında niyetlerinin ciddi olduğu anlaşılmıştı. Bununla da kalmadılar. AKP kongrelerini bastılar; bakanları protesto ettiler ve her türlü toplumsal hareketle dayanışma içinde oldular. 78 günlük Ankara deneyimlerinden çıkardıkları en çarpıcı ders hak arayışında sınıf dayanışmasının önemi ve AKP açılımlarının bir “masaldan” ibaret olduğunun tamamen açığa çıkmasıydı.
Yine geldiler. Takvimler 1 Nisan’ı göstermesine rağmen hiç şaka kaldıracak halleri yoktu. Bu kez iktidar da işin ciddiyetini iyi kavramıştı. Anayasa açılımı ve referandum aracılığıyla halkı uyutmanın, anlamsız tartışma ve bölünmelerle enerjisini almanın önü açılmış, geçtiğimiz yılın son çeyreğindeki büyüme rakamları sanki yılın tamamına yayıldığı izlenimi yaratılmış, ekonominin yüzde 5’e varan oranlarda küçüldüğü ve bunun sonucu olarak kişi başına gelir düzeyinin yaklaşık 2 bin dolar azaldığı göz ardı edilmiş, resmi işsizlik rakamlarının tarihi rekorlara ulaştığı görmezden gelinmiş, yoksulluğun giderek yaygınlaşmasının üstü örtülmüşken, kısacası Başbakan’ın deyişiyle “Türkiye’de işler tam da iyi giderken” en olmadık zamanda ülkenin dört bir yanında otobüslere atlayıp yeniden Ankara’ya geldiler.
Bu kez, demokrasi söylemlerinin tavan yaptığı bir dönemde, şehre girişlerinden itibaren AKP’nin turnusol kağıdı oldular. 1 Nisan sabahı Ankara’nın bütün girişleri silahlı, kalkanlı ve özel giysili güvenlik kuvvetlerince tutuldu. Çoğunun şehre girişlerine izin verilmedi. Helikopter destekli operasyonlar yoluyla ve gaz bombaları kullanılarak işçilere ve işçilerin haklı mücadelesini destekleyen çeşitli kitle örgütlerine üye binlerce kişiye müdahale edildi. Müdahaleler sırasında gerginliği yükseltici, halkı bilinçli olarak paniğe sevk edici duyurular yapılmaktan çekinilmedi. Yüzü maskeli provokatörlerden, molotofkokteyli taşıyan marjinal guruplardan, cam çerçeve indirmeye hazırlananlardan, kanunsuz gösteri yapmak isteyenlerin Ankara’yı savaş alanına çevirdiğinden yakınıldı. Oysa, bunların hiçbiri gerçeği yansıtan bilgiler değildi. Yerleşik ideolojinin sürdürülmesi amacıyla kurgulanmış yalanlardı. Gerçek, seyahat özgürlüğünün kısılması, şehrin en merkezi bölgesine giriş çıkışların halka yasaklanmış olması, TEKEL işçilerinin konfederasyonlarına gidiş yollarının kapanması ve en meşru hak taleplerine zor kullanarak yanıt verilmiş olunmasıydı.
2010 yılı Nisan’ının ilk iki gününde Ankara’da yaşananlar 12 Eylül 1980 askeri rejimini aratır özelliklere sahipti. Yasaklar, kanunsuzluklar, tehditler, gaz bombaları, zor kullanımı, göz altına almalar olsa olsa sıkıyönetim ve darbe günleriyle karşılaştırılabilecek eylemlerdi. Bütün bunlar AKP Hükümeti’nin farklı isimler altındaki açılımlarından, anayasa değişiklik talebinden ve demokrasiden neyi anladığını açıkça gözler önüne sermekte, neden “fakir gurabanın” dostu olamayacağını anlatmakta, emeğiyle geçinmek isteyen geniş toplumsal sınıfların taleplerine nasıl duyarsız olduğunu kanıtlamaktadır. Bu aşamadan sonra hâlâ AKP’ye bir şans verilmesini talep eden ve onun demokratlığına vurgu yapanın iyi niyetinden kuşku duymak gerekmektedir.
Öte yandan, TEKEL işçilerinin direnişi sadece AKP’nin gerçek yüzünü ortaya çıkarmakla kalmamakta, AKP’ye yönelik dişe dokunur bir muhalefetin nasıl yapılması gerektiğinin de işaretlerini vermektedir. Gericilik, tutuculuk, atama krizleri, yüksek yargı bağımsızlığı, farklı isimler verilerek yürütülmekte olan operasyonlar kuşkusuz üzerinde hassasiyetle durulması gereken ve mevcut iktidarın niyetini açığa çıkarmaya yarayabilecek önemli konulardır.
Ancak AKP’nin “aşil topuğunun” çalışanlar ve işsizler olduğu, AKP karşıtı güçlü bir muhalefetin ancak sınıf hareketi üzerinden yürütülebileceği unutulmamalıdır. TEKEL işçilerinin kararlı direnişi bunu açıkça göstermektedir. Kısacası, sorun muhalefetin yetersizliği değil, sınıfsal boyutunun ve örgütlülük düzeyinin eksikliğinden kaynaklanmaktadır. Bu eksiklik giderilmediği sürece AKP’nin iktidarını sürdüreceği ve sermaye çevrelerinin de bundan hoşnut kalacağı açıktır. Çünkü diğer özellikleri bir yana, AKP’nin en belirgin özelliği emek karşıtı ve sermaye yanlısı bir siyasi oluşum olmasıdır.
HAKAN MIHCI Hacettepe Üniv., İktisat Bölümü Öğretim Üyesi
www.evrensel.net