ÖRGÜTLÜ BASIN

ÖRGÜTLÜ BASIN

  • Medyada kurulan yeni bir dernek, kurucuları ve destekleyen medya kuruluşları itibariyle bakıldığında, yeni bir “kartel” mi kuşkusunu akla getiriyor.


    Medyada kurulan yeni bir dernek, kurucuları ve destekleyen medya kuruluşları itibariyle bakıldığında, yeni bir “kartel” mi kuşkusunu akla getiriyor.
    Türk medyasında bir kartel denemesi geçmişte yaşandı. O dönemin bir değerlendirmesini, TGS Ankara Şubesi Başkanı iken hazırladığımız 1998 tarihli Çalışma Raporu’ndan aynen aktarıyorum:
    “Günümüzde, dincisinden solcusuna, liberalinden milliyetçisine, hangi siyasal çizgide yayın politikası izlerse izlesin, basın-yayın kuruluşlarının hemen hemen tümü sermayenin egemenliği altına girmiştir. Yayın söylemi ne olursa olsun, gazetecilik sektöründeki bir işletmenin çalışma esasları, piyasa koşullarına uygun vahşi kapitalist yöntemlerdir.
    Basın-yayın sektöründeki rekabet ‘tekelci rekabettir’ (oligopol piyasa); iki patron (Dinç Bilgin ve Aydın Doğan) üç büyük gazetenin (Sabah ve Hürriyet-Milliyet) ve aynı şirketler grubuna ait televizyonların (ATV ve Kanal-D) sahibidir. Bu iki grup toplumun yüzde 80’inin haber alma hakkını kontrol altında tutarken, sayıları yüzlerle ifade edilen bir boyuta ulaşan diğer gazete ve televizyonların varlığının basın özgürlüğü anlamına geldiğini ileri sürmek son derece yanıltıcı olacaktır.
    Böyle bir piyasada, pazar payının çoğunluğunu elde tutan grupların yayınları, haberleri ve yorumları da, gazetecilik mesleğinin de tanımlanmasında belirleyici olmaktadır. Diğerleri arasında doğruyu yapan dahi olsa, gazetecilik, bu tekelci sermayenin sahibi olduğu basın-yayın organlarının yanlışlıkları, yozlaşması, meslek ahlakıyla bağdaşmayan tavırları ile anılmakta, özdeşleştirilmektedir.
    Bu arada, oligopol piyasaların bir özelliği olarak, sektörde egemen olan iki grup, bir yandan birbirleriyle kıyasıya rekabet ederken (promosyon ve ansiklopedi savaşları) diğer yandan ortak çıkarları doğrultusunda gizliden ya da açıktan işbirliği yapmaktadırlar.
    İki grup arasında, kendilerinden ayrılan bir gazetecinin diğer grubun yayın organlarında istihdam edilmemesine ilişkin gizli bir anlaşma vardır. Bu, gazetecilerin yani işgücünün serbestçe dolaşım hakkını engellemekte, ücretleri baskı altında tutmaktadır.
    Bu işbirliği, tekelci rekabet özelliğindeki gazetecilik sektörünü ‘kartelleşmeye’ doğru götürmektedir. Halen, Doğan ve Bilgin grupları reklam ve dağıtım alanında iki ayrı kartel oluşturmuş durumdadırlar.
    İki grup, reklam pastasından azami yararlanabilmek için kendi aralarında bir kartel kurmuşlardır. BİMAŞ Birleşik Medya Pazarlama AŞ, reklam yoluyla elde edilecek gelirlerin tek elden paylaşımını amaçlamaktadır.
    Yayıncılıktaki tekelci rekabet, gazetelerin dağıtımı alanında yerini tam anlamıyla başka bir kartele bırakmıştır. Doğan grubuna ait YAYSAT ile Bilgin grubuna ait Birleşik Basım Dağıtım şirketleri 1996 yılında BİRYAY adlı bir kartel oluşturdular. Dağıtımını yaptıkları gazetelerin sözleşmelerini iptal edip kendilerine yeni koşullar dayattılar. Birçok yayın organı bu koşulları kabul etmek zorunda kalırken, kimi gazeteler sözleşme şartlarını reddedip kapanmayı göze aldı ya da başka dağıtım yolları arayarak yaşamını sürdürmeye çalıştı.”
    ***
    Kendi ticari çıkarlarının kaygısına kapılarak, sahip oldukları medya kuruluşlarını siyasi iktidarların güdümüne sokanların, hükümetlerle kredi ve ihale pazarlıkları yapanların, medya-siyaset-ticaret kirli ilişkiler ağını kuranların günümüzde içine düştükleri durum gözler önünde.
    Birisi, içine düşürüldüğü borç batağında mali kıskaç altında inim inim inletiliyor; diğeri tüm medya kuruluşları elinden alındıktan sonra geç kalmış öz eleştiriler vererek, tutunacak bir dal arıyor, yeni beklentilerle çırpınıyor.
    Geçmişi irdeleyip, geleceğinizi görmüyor musunuz?
    ERCAN İPEKÇİ
    www.evrensel.net