MERCEK

MERCEK

  • AKP ve hükümetinin politikalarını, sözcülerinin vaatlerini ölçü alarak değerlendirenler, daha baştan esaslı bir yanılgıyla yüz yüze kalacaklardır.


    AKP ve hükümetinin politikalarını, sözcülerinin vaatlerini ölçü alarak değerlendirenler, daha baştan esaslı bir yanılgıyla yüz yüze kalacaklardır. İşçi sınıfı ve emekçiler açısından bu yanılgı ve yanıltma amaçlı burjuva ikiyüzlülüğü, bugüne dem olduğu gibi bundan sonra da ciddi bir tehdittir.
    AKP ve hükümet sözcülerinin, anayasa değişikliği, ordu ve devletin bazı diğer kurumları içindeki operasyonlar, 1 Mayıs ve işçilerin sömürülmesi gibi, kitlelerin şu ya da bu kesimlerinin istemleri, duyguları, talep ve haklarıyla dolaysız bağlı olan konulardaki açıklamaları, emekçileri, talep ve beklentilerinin istismarı üzerinden hükümet ve partisinin politikalarına yedeklemeyi esas almaktadır. Hükümet ve partisi ve onları ‘koltuklayan’ sermaye güçleri, kitlelerin istemlerini devlet yönetiminde daha fazla etkin olma ve kurumların tümünü ele geçirme operasyonuna güç katmak üzere istismarı esas alıyor, esasa ilişkin olmayan bazı kırıntı düzenlemelerle emekçileri yedeklemeye çalışıyorlar. Taktikleri, balık avcılarının aldatıcı yemlerini anımsatıyor. Hükümet, anayasa değişikliği ve olası “referandumu”na ve yürüttüğü sözüm ona demokratikleşme operasyonlarına destek için halkın istemlerini istismarı yoğunlaştırılmakta ve bu istemleri rüşvet-sadaka düzeyine çekmeye çalışmaktadır.
    Başbakan, örneğin “esnafa teşvik tedbirleri” toplantısında “Çok acımasızca emek sömürüsü yapılıyor” diye ‘ahkam keserek’, “özellikle tekstil sektöründe, özellikle kadınların istihdam edildiği yerlerde” bunun acımasızca sürdürüldüğünü belirtiyor, “Üzerine gidiyoruz, gideceğiz” diyor ve TOBB üyelerine seslenerek, 1 milyon 300 bin üyenin her birinin işyerine birer işçi almasını ve böylece işsizliği düşürmelerini “öğütlüyor”! İçişleri bakanı, “1 Mayıs’ı işçilerimize hediye ettik” buyurdu. 2010 1 Mayıs’ının Taksim’de kutlanmasına “izin vereceklerini” belirten Bakan Atalay, “Sendikalarımıza, işçilerimize olanca müsamaha gösterilecek, imkan sağlanacak ve destek verilecek” diyor. “Türkiye’nin demokratikleşme yönünden çok önemli adımlar attığını, hoşgörü ve barış mesajlarının en ileri seviyelere çıktığı dönemlerin yaşandığını”, “güçlü bir demokratik açılım paketinin” Meclis gündemine geldiğini, bu paketin “insan haklarıyla ilgili toplum iradesinin daha da güçlendirilmesi konusunda çok önemli olduğunu” ileri süren bakan, “Bu süreç içerisinde bütün günlerimizin bayram havasında, coşkuyla kutlanmasını istiyoruz. 1 Mayıs da bunlardan birisi” dedi ve bunun için “idareye yardımcı olunmasını” isteyerek, “Sadece işçilerimiz, sendikalarımız, federasyonlarımız birlikte olsunlar, biz de katılalım, birlikte kutlayalım” diye bir de “alicenaplık” gösterisi yapıyor!
    Yaratılan ve sürdürülmek istenen “intiba” şudur: AKP ve hükümeti, “bir değişim partisi ve hükümetidir, ülkeyi ve toplumsal yaşamı demokratikleştirmek için baskıcı-otoriter-militer güçlerden hesap sormaya çalışmakta,ancak bu statükocu güçler tarafından engellenmek istenmektedir. Bu durum, gadre uğramış, baskı görmüş, hakları ellerinden alınmış, kimlikleri tanınmamış, inançları horlanmış kim varsa, onların hükümete desteğini gerektiriyor. Destek ne kadar güçlü olursa ilerleme o kadar hızlı ve kapsamlı olacaktır...” (!)
    Söylenen, AKP ve hükümetinin sömürüye “bile karşı olduğu”, “demokrasiyi gerçekleştirmeye çalıştığı”, 1 Mayıs’ı “işçilere hediye ettiği” ve dahasıdır(!) Bunun “bir sonucunun olması gerektiği” düşünülerek, işçi sınıfı ve emekçilerin, Kürtlerin, Alevilerin ve baskı ve ayrımcılık politikalarından zarar gören tüm toplumsal kesimlerin, AKP ve hükümetin merkezinde durduğu sermaye güçlerinin yedeğinde durmaları beklenmekte ve istenmektedir.
    Başbakan, açıklamalarıyla yalnızca politikalarını aklamaya çalışmıyor, kapitalist sömürünün toplumun tüm hücrelerini teslim aldığı ve kapitalizm tasfiye edilmeksizin sömürünün ve işsizlik, yoksulluk gibi sonuçlarının ortadan kaldırılamayacağı gerçeğinin üzerine örtü çekmeye çalışıyor. Bakanı, emekçiler bugüne dek ne elde etmişlerse, kendi dirençleriyle kazandıkları gerçeğinin üzerini örtüyor. Halk kitlelerinden istenen, sınıf mücadelesini ve hak ve istemleri için direnmeyi unutmaları, “İslami sadaka kültürü”ne teslim olmalarıdır!
    Oysa ne işsizlik ve yoksulluk ne de siyasal-sosyal ve iktisadi diğer sorunlarda sağlanan iyileşme ve elde edilen haklar, burjuvazinin ve politik-askeri temsilcilerinin inayeti-yardımı ve gönüllüğüyle gerçekleşmiş değildir. İşçi ve emekçiler, acil iktisadi-politik olanları da dahil demokratik özgürlükler ve sosyal haklar alanında bugüne kadar ne elde etmişlerse, ancak sermaye güçlerinin dolaysız saldırılarına göğüs gererek ve bedeller ödeyerek elde etmişlerdir. 1 Mayıs’ın sermayeye karşı dişe diş mücadele içinde, işçilerin uluslararası mücadele, dayanışma ve birleşme günü olarak kabullenmesi ve siyasal temel haklarda sağlanan ilerlemeler başta olmak üzere, bu tüm emekçi kazanımları için böyle olmuştur. Mücadele ve direniş tutumunun zayıfladığı ve kitle hareketinin geriye püskürtüldüğü durumlarda ise haklarda gerileme, kazanımları kaybetme gündeme gelmiştir.
    Bu belirleyici ilişki tarzı ve biçimleri, bugün için de geçerli olmayı sürdürüyor. İşçi sınıfı ve emekçilere karşı çok yönlü bir sınıf savaşı sürdüren AKP ve hükümeti, gerçekleri altüst ederek hedefine ulaşmaya çalışıyor. İşçilerin, Kürtlerin, Alevilerin, kadın ve çocukların üzerine panzerlerle, polis ve jandarmayla yürüyen; gözaltı operasyonlarını aralıksız sürdüren, işçileri işsizliğe mahkum eden politikaları “acımasızca” uygulayan, en fazla özelleştirme yapmakla övünen, tekelci sermayenin çıkarlarına ücret ve vergi politikaları izleyen bir hükümet ve partisinin sözcülerinin, bu “emekten yana”(!), “sömürüye karşı”(!), “demokrat”(!) manevralarını “inanılır” gören, oltaya yakalanmakla kalmayacak; boğazından başlayarak yara bere içinde yıkıma sürüklenecek ve aynı politikaların daha da ağırlaşmış şekilde uygulanmasına yardımcı olma durumuna düşecektir.
    Gereken ise işçi sınıfı ve halkın tüm kesimlerinin talep ve haklarını esas alan yasal-anayasal düzenlemeler yapılmasını dayatmak ve bu mücadeleyi sömürü ve baskı sistemine karşı kurtuluş mücadelesiyle birleştirmeyi başarmaktır. AKP Hükümeti’nin 8 yıllık ‘icraatı’ ne yapmak istediğinin ‘aynası’ olarak alınabilir! Başka biçimde göremeyenler, bu ‘ayna’ya bakıp “perşembenin gelişi”ni hiç değilse tahmin etmeli ve tutumlarını buradan belirlemelidirler!
    A. Cihan Soylu
    www.evrensel.net