GERÇEĞİN GÖZÜYLE

GERÇEĞİN GÖZÜYLE

  • Dost meclislerinde olsun, çarşı-pazar alışverişlerinde yapılan ayaküstü sohbetlerde olsun söze hep “Ne olacak....?”


    Dost meclislerinde olsun, çarşı-pazar alışverişlerinde yapılan ayaküstü sohbetlerde olsun söze hep “Ne olacak....?” sorusuyla başlanması yadırganmıyor artık. Ülkenin insanına güven vermeyen genel halinden tutun da, yargı erki ile yürütme, muhalefetle iktidar arasındaki gerilime, demokratik bir anayasa üzerinde bırakın uzlaşmayı bir araya gelmeyi bile beceremeyen siyasilere, meslek ilkelerini paspas ederek kamplaşan medyaya, istatistiklerde ay be ay oranı giderek yükselen işsizler ordusuna, çözümü adeta gözden kaçırılmaya çalışılan Kürt, Ermeni açılımları ile Kıbrıs’a dek uzayan sorunlar yumağına yurttaş, gelecek kuşkusunu “Ne olacak “sorusuyla dile getirmekte haksız mı? Bir yanıt bekliyor elbet. Başbakan Erdoğan’ı dinliyor. Birbiri ardına değiştirdiği ülke gündemine akıl erdirmekte zorlanıyor. Haklar, özgürlükler, demokrasi üzerine söylemlerine katılıyor katılmasına ama uygulamada bu söylemlerin tam tersini yaşayınca hayal kırıklığı gecikmiyor. Kolluk güçlerinin yansız davranmadığını öğreniyor. Yargısız infazların sürdüğünü de. Adaletin bu denli geciktiği bir ortamda kendisini büsbütün yalnız ve savunmasız hissediyor. Ahmet Türk’e atılan yumruğa hoşgörü ile bakabilen gazete yazarlarının bulunduğu bir medyanın bu toplumu nereye götürmek istediğini sorgulamaya çalışıyor. Vatan sevgisi ile insan sevgisini ayrı tutan, insan hakları örgütlerini bölücü düşman belleyen, faşizme, ırkçılığa prim veren yazıların sahiplerine gazeteci denilmesinden üzüntü duyuyor elbet. Çünkü biliyor ki; evrensel belgeler ışığında hazırlanmış ve dört bini aşkın gazetecinin imzaları ile yayımlanmış Türkiye Gazetecileri Hak ve Sorumluluklar Bildirgesi gazetecinin temel görevlerini ve ilkelerini açık biçimde belirlemiştir. Üşenmez o maddeyi bir kez daha okur yurttaş: “Gazeteci; başta barış, demokrasi ve insan hakları olmak üzere, insanlığın evrensel değerlerini, çok sesliliği, farklılıkları saygıyı savunur. Milliyet, ırk, etnisite, cinsiyet, dil, din, sınıf ve felsefi inanç ayrımcılığı yapmadan, tüm ulusların, tüm halkların ve tüm bireylerin haklarını ve saygınlığını tanır. İnsanlar, topluluklar ve uluslar arasında nefreti, düşmanlığı körükleyici yayından kaçınır. Bir ulusun. bir topluluğun ve bireylerin kültürel değerlerini ve inançlarını (veya inançsızlığını) doğrudan saldırı konusu yapamaz. Gazeteci;her türden şiddeti haklı gösteren, özendiren, kışkırtan yayın yapamaz.”
    Meslek ilkeleri böyledir de gazeteciliği şovenizmle karıştıran, kendilerinden olmadığına inandıklarına, Kürtlere, azınlıklara, dini inanç taşımayanlara nefret kusan, onları hedef gösteren yazı sahiplerine ne demeli? Doğrusu yurttaş da onlara bir sıfat yakıştırmakta zorlanıyor.
    TURGAY OLCAYTO
    www.evrensel.net