Arızlı OHAL’inde kadınlar en önde

Arızlı OHAL’inde kadınlar en önde

Kocaeli Arızlı’da depremzedelerin uzun zamandır devam eden mücadelesinin en önünde kadınlar var. Tıpkı TEKEL’de olduğu gibi...


Kocaeli Arızlı’da depremzedelerin uzun zamandır devam eden mücadelesinin en önünde kadınlar var. Tıpkı TEKEL’de olduğu gibi... İlk defa polisle karşı karşıya geldiler. Çocuklarının önünde polisten dayak yediler. Gözaltına alındılar... Ve hâlâ polis çemberi altında, bir Olağanüstü Hal durumunda yaşamaya, evlerine sahip çıkmaya çalışıyorlar.
Arızlılı kadınlarla bir araya gelip yaşadıklarını konuşmak istemek kolay değil. Çünkü bölge bir Olağanüstü Hal Bölgesi haline dönüştürülmüş durumda. Kapıda polisler, giren çıkanın kimliğini “kontrol” ediyor. Burada oturmayanları, basın mensupları da dahil, içeri almıyorlar. Yasal hiçbir gerekçesi olmayan bu işlemi de “Yukarıdan gelen emir” olarak tanımlıyorlar.
OHAL’DEN İÇERİ....
Büyük tartışmalar sonucu içeri girdiğimizde ise kadınlar alkışlarla karşılıyor bizi. Hemen sohbete geçiyoruz, malum başımızda polisler var. Engellemek için ellerinden geleni yapıyorlar. Ama biz devam ediyoruz. İlk sözü, uzun zamandır evleri için verdikleri mücadelede en çok öne çıkan Çisem Uğur alıyor. Uğur, yaşadıklarını şöyle özetliyor: “Biz Arızlılı kadınlar, mücadelenin içinde olmak zorundaydık. Seçme sansımız yoktu. Bizim barınma hakkımızı, yani evimizi elimizden almaya çalışıyorlar. Bir kadın; çocuklarına, evine bir saldırı olduğu zaman, o belgesellerde izlediğimiz dişi kaplanlar gibi hırçın olur. İşte biz o dişi kaplanlar gibi evimize, çocuklarımıza sahip çıkıyoruz. Ortada büyük haksızlıklar var. Yabancı bir devlet hibe etmiş bana evleri. Ben enkazda kaldım, abim ve babamı kaybettim. Burada bütün insanlar bedel ödedi. Şimdi depremzedeleri çıkarıp ‘yoksul bürokratları’ yerleştirmeye çalışıyorlar!”
KORKMUYORUM, SONUNA KADAR DEVAM EDECEĞİM
“Ne polis baskısı, ne vali tehdidi ne de diğer şeyler yıldırmayacak bizi” diyerek söze başlayan bir başka Arızlılı depremzede de Ülkü Karahan. Arızlı’da kadın olmanın sadece kimlikte kaldığını belirterek “Bizi öyle bir noktaya getirdiler ki; yani kadınlıktan öte, dışarı çıkıp başka şeylere maruz kaldık. Kadınların karşılaşmaması gereken şeyler. Dışarıdan bakınca ‘kadına bakın’ diyorlar. Oysa ben onurlu bir şekilde barınma hakkı mücadelesi veren bir kadınım. Çocuğumla sokakta kalmamak için bu savaşı veriyorum” dedi. Karahan, yaşanan tüm sorun ve sıkıntılara rağmen mücadeleden güç kazandığını aktararak, “Yaşananlar ne olursa olsun ben onurumla hakkımı savunuyorum. Ve ne olursa olsun; beni dövseler de, ki zaten yapıyorlar ve hiç de kadın erkek diye ayırmıyorlar, ben bu mücadeleden vazgeçmeyeceğim. Söz konusu olan benim ve çocuklarımın geleceği, o yüzden hiçbir şeyden korkmuyorum. Sonuna kadar devam edeceğiz” şeklinde konuştu.
EKMEĞİMİN HESABINI SORACAĞIM
Nurten Gülpınar, dul aylığıyla geçinmeye çalışıyor. “Benim dul ve yetim aylığıma göz dikti bunlar” diyen Gülpınar, ekliyor: “Yani ekmek parama.. Yasalar var, mahkemeler karar veriyor alamazsın diye, onlar kira alıyor. Üstüne bir de ödeyemeyenlere haciz gönderiyorlar. Benim kızım var, o da işsiz. Benim kaybedecek bir şeyim yok. Bir evim var, onu da elimden almaya çalışıyorlar. Ama vermeyeceğim, yedirmeyeceğim onlara.”
Bu esnada yeniden polislerin uyarısıyla karşı karşıya kalıyoruz. Aba altından sopa göstererek, gözdağı vermeye çalışarak bizi dışarı çıkarma girişimleri devam ediyor. Kadınlar araya girerek “Siz karışamazsınız” deseler de, röportajımız bitene kadar başımızdan ayrılmıyorlar.
HASTANELİK ETTİLER
Geçtiğimiz günlerde Arızlı’da polis müdahalesi sonrası fenalık geçiren Aynur Uğur, ilerlemiş yaşına rağmen mücadelenin en dinç yüzü. Her fırsatta vazgeçmeden evine sahip çıkacağını vurgulayan Uğur, “Hem kadınım hem erkeğim, mücadeleden asla vazgeçmeyeceğim. Bana yaptıkları tüm haksızlıkların hesabını vereceler. Benim kızım basın açıklaması yaparken yumruk attılar. Akşama kadar hastanede kaldık. Şimdi bunun da hesabını vermek zorundalar” şeklinde konuştu.
ÇOCUĞUMUN GÖZÜ ÖNÜNDE DÖVDÜLER
Handan Çakmak ise yaşadığı süreci şöyle özetledi: “Arızlı’da yaşamak, burada kadın olmak gerçekten zor. Polis baskısı var. Her an evlerimizden atılacağız korkusu var. Kamyonlar kapıya gelecek mi kaygısı var. Biz kadınlığımızı unuttuk. Yeri geliyor merdiven silerek geçimimi sağlamaya çalışıyorum. Bazen iş bulamıyorum. Fakat benim sorunlarım ne kadar büyük olursa olsun, bu mücadelemizde ayakta durmayı, haksızlığa karşı direnerek kazanmayı öğreniyoruz. Ben hayatımda polisle karşı karşıya gelmiş insan değilim. Çocuğumun gözü önünde beni yere yatırarak tekmelediler. Çocuğumla beraber polis arabasıyla karakola gittim. Her gece çocuğum benim karnımı okşuyor, ‘Anne acıyor mu’ diye soruyor. Bir annenin kucağında çocuğu varken bir polisin ona tekme atmasına ne denilebilir ki?! Biz buraya gelirken bedellerimizi ödeyerek geldik. Herkes de şunu iyi bellesin; gerekirse çıkarken de aynı bedelleri öderiz...”
Remziye Lekesiz, 17 Ağustos depreminde annesini ve kız kardeşini kaybetmiş. Kardeşinin cesedini bile bulamadığını ifade eden Lekesiz, “10 senedir ne çektiğimi karanlıklar bilir. Yetmezmiş gibi devlet, valiyi, polisi salıyor üstümüze. Benim hiçbir gelirim yok, ne yapayım öleyim mi ben? Ya bize bu devlet, bu vali, polislerden nefret etmeyi öğreti. Ne deyim ben başka?” şeklinde konuştu.
ARTIK KUZU DEĞİLİM
Yaşadıkları sorunlara karşı mücadelenin onlara neler öğrettiğini sorduğumuzda, Meryem Kavşut alıyor sözü. Bu süreçte önce haklarını savunmayı öğrendiklerini ifade eden Kavşut, “Gece 2’de kalkıp polis coplarıyla nasıl mücadele edeceğimizi öğrendik. Korkmuyoruz. Ölenlerimizden kıymetli değiliz. Ben yavrumu kaybettim. Benim geleceğimle, hayallerimle oynadılar. Beni kuzu kuzu getirdiler, öyle de göndereceklerini zannediyorlardı. Ama gördüler ki o kuzu artık kurt oldu. Gerekirse onları pençelerimle parça parça yaparım. Evleri bombalasalar ben bu evlerden çıkmam, hakkımı kimseye yedirmem” dedi.
TEKEL İŞÇİSİ KADINLAR GİBİ...
Burada sözü tekrar alan Çisem Uğur, geçtiğimiz günlerde Arızlı’da polisin müdahalesiyle yaşanan arbedeyi hatırlatarak, “Biz geçenlerde dayanışma çadırı kurduk. Saldırıp çadırımızı kaldırdılar. Çadır bir bez parçasıdır, onu kaldırabilirler ama beni buradan kaldıramayacaklar. Belki bunun için çok zorlanacağız, acılı mücadeleler vereceğiz ama ne olursa olsun buradan kaldıramayacaklar bizi. Buradayız, mücadelemize devam edeceğiz. Ben TEKEL işçilerinden şunu gördüm; polis işçilere müdahale edecekken, kadınlar ‘Çekilin erkekler’ diyerek polisin önüne atlamışlardı. İşte biz Arızlılı kadınlar da bunu yapıyoruz. Bizde mücadele eden, direnen kadınlar daha fazla. Biz de TEKEL işçisi kadınlar gibi mücadelemize devam edeceğiz. Tabii haklarımızı alana kadar, evlerimizde rahat oturana kadar...” şeklinde konuştu.
Bu süreçte öğrendikleriyle “üniversite okumuş kadar” olduğunu ifade eden Ülkü Karahan, “Onlar zannetmesinler ki ilk günlerdeki gibiyiz. Çok şey öğrendik bu süreçte ve onlara kesinlikle pabuç bırakmayacağız. Görecekler. Ne yapabilirler artık? Bizi cezaeviyle mi korkutacaklar? Bak bir gün gidiyoruz, sabah çıkıyoruz. Mücadeleye devam. İsterlerse 6 ay tutsunlar, 10 yıl tutsunlar, ömrüm elverdiğince mücadele etmeye devam edeceğim” dedi.
ERKEKLERİ BİLMEM AMA BİZ BIRAKMAYIZ
Selma Çuvalcı, kadınların tüm kararlı mücadelesini de özetliyor: “Bizde bir slogan var ‘Ölmek var dönmek yok’ diye. Erkekleri bilmem ama biz Arızlılı kadınlar, ölmek var dönmek yok diyerek sonuna kadar devam edeceğiz.” Yaşananlara çok öfkelenen Meryem Kavşut da mücadeleden asla vazgeçmeyeceklerini belirterek, “Sonuna kadar devam ediyoruz, dönmek yok diyoruz, bilsek ki bura da öleceğiz yine de dönmeyeceğiz” dedi.
Sohbetimizin ardından yine polislerin baskıları eşliğinde çıkıyoruz Arızlı’dan. Biz çıkarken sivil polis memurunun söyledikleri ise dikkat çekici: “Gel bakalım, sen bir daha girersin buraya!..”
Dışarıya çıktığımızda manzarayı gösteren Çisem Uğur, “İşte bize, depremzedeye layık görmedikleri manzara. Bize ne oturduğumuz evi ne de bu manzarayı layık görüyorlar. Biz zaten tadını çıkaramadık buranın on yıldır. Ama onlara da yedirmeyeceğiz, depremzedelerin kemikleri üzerinde saltanat süremeyecekler” sözleriyle sonlandırıyor konuşmasını.
(Kocaeli/EVRENSEL)

ARIZLI NERESİ?




Irak Hükümeti, 17 Ağustos 1999’da gerçekleşen Gölcük Depremi’nden sonra depremzedelere para hibe etti ve bu parayla Irak Arızlı Konutları inşa edilerek yakınlarını yitiren, evsiz kalan depremzedeler buraya yerleştirildi. Ancak devlet bir süre sonra halkı bu konutlardan çıkartarak, buraya bazı bürokratları yerleştirmek istedi. Gidecek yerleri olmayan, daha depremde kaybettiklerinin yaralarını bile sarma zamanı bulamayan Arızlı sakinleri ise, kendilerine hibe edilen bu evler için uzun zamandır mücadele ediyorlar. Polisin saldırılarına dayanan halk, evlerine sahip çıkmakta kararlı.

ANNE YİNE DAYAK MI YİYECEKSİN?

Sohbetimiz boyunca polisler başımızda bekleyerek bizleri bazen açık, bazen kapalı şekilde tehdit ediyorlar. Bu durumu “İşte Arızlı’da kadın olmak bu... Görüyorsunuz arkanızdakileri. Biz sürekli böyle yaşıyoruz” sözleriyle eleştiren depremzede Selma Çuvalcı şöyle devam ediyor: “Arızlı’da kadın olmak gerçekten çok zor. Biz her şeyi artık bıraktık. İşlerimizi bıraktık. Sadece mücadele ediyoruz. Sadece barınma hakkını bize versinler istiyoruz. Biz de evimizde huzurlu oturmayı istiyoruz ama bırakmıyorlar. Burada herkesin psikolojisi bozuldu. En başta çocuklarımızın. Çocuklar polis gördüklerinde diyor ki ‘anne ben bugün okula gideceğim sen yine mi dayak yiyeceksin?’ Biz bunların hiç birini hak etmiyoruz, bu yüzden hepsinin hesabını teker teker verecekler”.
Meltem Akyol
www.evrensel.net

0 yorum yapılmış

    Yorum yapın

    Yorum yapmak için üyelik gerekmemektedir. Yorumlar, editörlerimiz tarafından onaylandıktan sonra yayınlanır. Konuyla ilgisi olmayan, küfür içeren, tamamı büyük harfle yazılan yorumlar onaylanmamaktadır.