SADEDE GELELİM

SADEDE GELELİM

  • Burjuva partilerinin anayasanın bazı maddelerini değiştirme süreci siyasî gündemimizi doldurdu. Bu değişiklikler toplumun geneli için ne ifade ediyor? Değiştirilen maddelerden bazısı görünürde emekçileri doğrudan ilgilendirmektedir. Ne var ki pratikte emekçiler açısından kanunlar kadar, hatta kanunlardan ziyade, bunların tatbikatı önemli.


    Burjuva partilerinin anayasanın bazı maddelerini değiştirme süreci siyasî gündemimizi doldurdu. Bu değişiklikler toplumun geneli için ne ifade ediyor? Değiştirilen maddelerden bazısı görünürde emekçileri doğrudan ilgilendirmektedir. Ne var ki pratikte emekçiler açısından kanunlar kadar, hatta kanunlardan ziyade, bunların tatbikatı önemli. Tatbikat da sınıf mücadelesine, sınıflar arası dengeye bağlı. Danıştay, hükümetin Tekel işçilerine 4-C statüsüne geçmek için koyduğu sürenin yürütmesini durdurduğunda, hukukî gerekçeye kim baktı? Tekel işçileri uzun süre kışta ayazda sokakta geceleyip kamuoyunun desteğini kazanmasa idi bu noktada hukuk onlardan yana işler miydi? İhtimal hükûmet üyeleri dahi içlerinde Danıştayın kararından memnun oldu. Çünkü işçiler toplumdan bu kadar destek gördükten sonra Ankara’nın göbeğinde polisi işçilerin üzerine salmak hükûmetin işine gelmezdi. Keza, genel grev yasağına rağmen yapılan birkaç ‘üretimden gelen gücünü kullanma’ teşebbüsünü ve bunu tekrarlama niyet beyanlarını idarî makamlar görmezden geldi ve gelmektedir. Mevzuatta değişiklik yapmaksızın Kürtçe konuşma, yazma, isim verme vs. hürriyetinin bazı mahkemelerin kararlarıyla genişletilmesi de mücadeleyle tatbikatı değiştirtmeye başka bir örnektir. Muradım şu ki, hukukun emekçilere etkisini kuralların lafzı kadar, hatta lafzından ziyade yargıçların ve idarecilerin kuralları okuma şeklini etkileyen sınıf mücadelesi belirlemektedir.
    Anayasa reformu, burjuva hiziplerinin devlet kurumları üzerindeki hâkimiyet paylaşımını etkileyecektir. Sınıflar arası güç dengesini etkilemez.
    Anayasa reformunu tartışanlar gelişmiş ülkelerin anayasa düzenlerine, ‘çağdaş medeniyete’ atıf yapmaktadır. Yunanistan buhranı gelişmiş ülkelerin temsil ettiği ‘çağdaş demokrasinin’ emekçilerin başına ne gibi çoraplar örebildiğini göstermektedir.
    Yunan hükûmeti dilene dilene Avrupa Birliği (AB) devletlerinden ve Uluslar Arası Para Fonundan (IMF) kredi taahhüdü aldı. Yunan hükûmeti finans piyasalarından borçlanmamaya çalışmaktadır. Çünkü finans piyasalarındaki vurguncu bankalar, şirketler vs. Yunan devlet tahvillerini, bonolarını satın almak için risk primi adı altında anormal faizler talep etmektedir. Bu yüksek faizler Yunanistan’ın dış borcunu katmerleyip Yunan devletini (dolayısı ile Yunan emekçilerini) yıllarca borç ödemeye mecbur edebilir. Ama Yunan devletine nispeten ucuz kredi vermeyi kabul eden AB ve IMF de Yunan devletinden emekçilerin hayatını karartacak tasarruf tedbirleri almasını şart koşmaktadır.
    Yunanistan emekçi örgütleri Yunan devletinin dış borçlarını ödememesini talep etmektedir. Diyorlar ki, alacaklı bankalar faiz konuşurken talep ettikleri, faiz haddini şişiren bu risk primi nedir? Borçlunun iflas ihtimaline karşı talep ettikleri bir karşılık değil midir? İşte istenmeyen olay olmuş; Yunanistan devleti borcunu ödeyememektedir; çünkü Yunan emekçileri ödemek istememektedir. Alacaklı bankalar şimdiye kadar risk primleriyle şişirilmiş faiz geliri kazanmadı mı? Bu faiz gelirleri, şimdi alacaklarını kaybetmekle uğrayacakları zararların karşılığıydı. Yunan halkı hesabı silelim diyor. AB devletleri (AB burjuva sınıfları) Yunanistan devletine kredi verirken mülâyim davranırsa, Yunan halkına taviz vermiş görünüp öteki ülke emekçilerine ‘kötü örnek’ vermek istemiyor. Öte yandan AB devletleri, kamu borcunu çevirme sıkıntısına düşen Yunan devletine yardım etmez iseler, bankaların buna bakarak ayyuka kadar kamu borcu olan İspanya, İtalya ve Portekiz’e de borç faizlerini artırıp bunları da borçlarını ödeyemez hâle getireceğinden çekinmektedir. Yunanistan’da halkın direnişi bu ülkelere de yayılırsa AB iktisadî buhranın ötesinde, siyasî bunalıma girebilir.
    Yunan halkının dış borçlara ilişkin tutumu başka bir örneği getirmektedir: Arjantin ekonomisi 2001’de döviz buhranına girdiğinde Aralık ayında emekçiler ayaklandı. 2002’de Arjantin devleti dış borçlarını ödemeyi kesti. 2005’te Arjantin devleti yabancı alacaklılarını devlet tahvillerinin yüzde 76sını yenileriyle değiştirmeye mecbur etti. Arjantin devleti, eski bir liralık tahviller karşılığında vadesi iyice uzatılmış, değeri 25 ilâ 35 kuruş arasında yeni tahviller verdi. Yani Arjantin devletinin dış borcunun yüzde 65 ilâ yüzde 75 arasında bir kısmı bir işlemle silindi. Emekçiler ağırlığını koyunca, borçlar hukuku, mukavelenin kutsiyeti falan unutuldu.
    2001 buhranından sonra Arjantin’de işçilerine yol veren, iflas eden bazı iş yerlerini işçiler işgal edip, kendi iş yeri yönetimlerini teşkil ederek bunları işletmeye başladı. Devlet bu işgallere son vermek için zor kullandı ise de emekçilerin genel desteğiyle işçilerin el koyup kurtardığı iş yerlerinin sayısı çoğaldı. Yargı, ardından yasama bu işgal eylemlerinin meşruiyetini tanımağa mecbur kaldı. 2001’de büyük bir özel seramik fabrikasında patronlar işçileri işten çıkarınca işçiler iş yerini işgal edip işletmeye başladı. Fabrika 8 yıl işgal altında işçi yönetiminde işledikten sonra 2009’da eyalet meclisi yasa çıkararak seramik fabrikasının mülkiyetini işçi kooperatifine devretti. Hukuk toplumsal gerçeğe uydu.
    CEM SOMEL
    www.evrensel.net