Tanrıların tek gözlü köleleri

Türkiye’ye döndüğüm gün İzlanda’da, buzlar altındaki “Eyfyallayökül” bölgesinden alev, toz, duman püskürdü dünyamıza... Kapitalizmin buyruğundaki teknolojiyi ve onu yönlendirenleri bile felç etti.

Türkiye’ye döndüğüm gün İzlanda’da, buzlar altındaki “Eyfyallayökül” bölgesinden alev, toz, duman püskürdü dünyamıza... Kapitalizmin buyruğundaki teknolojiyi ve onu yönlendirenleri bile felç etti. Aslında bu püsküren alev ve dumanlar, İskandivların “Troli’ler” dedikleri ve buzulların altında çalışan ağır işçilerin isyanından başka bir şey değildi... Ve bu ağır işçiler, karanlıklar içinde, yeraltlarında çalışan bütün dünya emekçilerinin kardeşleriydi... Buzulların altındaki emekçi Troliler’in öyküsü, bizim Akdeniz mitologyasındaki “Kikloplar” dediğimiz tek gözlü emekçilerin öyküsüyle örtüşüyordu...********Bizim Akdeniz kaynaklı öykümüze göre Baştanrı Zeus, emekçi Kiklopları, yeraltındaki maden ocaklarına, demirci atölyelerine kapatmıştı. Sırf kendilerinin ve de yeryüzünde el ele oldukları egemenlerin gereksinimlerini isyansız kavgasız karşılamaları için!.. Onlar da ha bire kazmayla çeşit çeşit madenler çıkarıyorlar, sonra da onları büyük fırınlarda eritip örs üstünde çekiçleriyle şekillendiriyorlardı. Her türden eritip çekiçledikleri bu madenleri; hem insanların kullanacağı alet ve eşyalara, hem de bir gün kendilerine yönelecek çeşit çeşit silahlara dönüştürüyorlardı... Ayrıca tanrıların girilmez sarayları için madeni eşyalar da dövüyorlardı örs üstünde; öfkeden alevler soluya soluya... Baştanrı Zeus’un bütün halkları susturan ve kendisine boyun eğdiren şimşek ve yıldırımlarını da onlar üretiyordu; haliyle hep karanlıklar içinde... Çünkü Baştanrı Zeus ve insan düşmanı bazı tanrılar, onların dünyayı görüp aydınlanmalarını istemiyorlardı. Onlar aydınlanırlarsa, bu kez de ürettiklerinden ve de dünya nimetlerinden pay istemeye kalkarlardı! İşte hep böyle karanlıkta çalıştıkları için ikinci gözleri işlevsizlikten körleşmişti... Haliyle bu ağır işçilerin öfkeyle soludukları alev ve dumanlar, dünyamızın bir yerinden zaman zaman püskürüyordu...Onların durumu binlerce yıl böylece sürüp giderken, Otto ve Efiyaltes adlarında tek gözlü iki isyancı yaramaz köle, yeraltındaki işlerinden kaçıp dünyaya ulaşabildiler... Orada kendilerine yasaklanmış güzellikleri görünce de, haliyle işlevsizlikten körleşmiş ikinci gözleri aniden açılıverdi!.. Birden aydınlanıp dünyayı çift gözleriyle görmeye ve orada hakları olan nimetlerden doya doya yararlanmaya başladılar... Haliyle o ana dek hiç hissetmedikleri yaşam sevinciyle dolup dolup coştular... Çok geçmeden de yeryüzündeki acımasız zorbalarla el ele olan tanrıların dayattığı korku ve keyfi yasalar yüzünden köleleşmiş insanlara yardım etme ve onlarla el ele olup dünya nimetlerini birlikte bölüşme tutkusuna kapıldılar. Çünkü kendileri de insanlar gibi ölümlüydü; üstelik onlarla ışık, toprak ve üretim kardeşiydiler. Bu güzel düşüncenin ışığında, bir avuç egemenin çıkarı uğruna insanları ha bire birbirlerine kırdıran Olimposlu savaş tanrısı Ares’i, ilk hedef olarak seçtiler. Ve aynı yazgıyı bölüştükleri insanları, gene savaşa kışkırttığı bir sırada, Ares’i yakapaça tutup kırılmaz zincirlerle bağladılar ve tunçtan bir kafese kapattılar!.. Haliyle yeryüzünde sürüp giden bütün savaşlar aniden duruverdi! Ne var ki, savaşların böyle aniden kesilmesi, Olimposlu tanrıların işine gelmedi... Daha doğrusu savaşsız bir dünyada artık hem kendilerinin, hem de el ele oldukları dünya egemenlerinin saltanatının biteceğini bildikleri için, savaş tanrısı iğrenç Ares’i zincirlerinden kurtardılar... Haliyle yeniden başladı dünyamızda savaşlar...Bir başka gün karşılarında gördükleri iki dağı üst üste koyup, bulutların üstünde Olimpos ülesindeki tanrıların saraylarına doğru tırmandılar. Tanrıların oradaki o dile gelmez şatafatlı törenler içindeki tasasız yaşamlarını bir süre izlediler... Haliyle çok şaşırdılar... Ne var ki, gökyüzüne tırmanmış iki dünyalının kendilerini izlediklerini gören Baştanrı Zeus, şaşkınlıktan ve öfkeden çılgına döndü! Çünkü onlar gidip diğer tek gözlü kölelere gördüklerini anlatırlarsa, onların da ikinci gözleri açılırdı! O yüzden Zeus, bu iki isyancı kardeşi yıldırımlarıyla vurmaya kalktı. Ama tehlikeyi anında sezen iki kafadar, hemen Ege Denizi’ne atlayıp canlarını kurtardılar!..Gerçekten de yeraltındaki karanlık işliklerinden kaçıp yeryüzüne çıkan ve orada kendi güçlerinin bilincine varan bu dev kardeş Otto ile Efiyaltes, Baştanrı Zeus’un korktuğu gibi, yeryüzündeki tek gözlü emekçi yoldaşlarını aydınlatıp ikinci gözlerinin açılmasına yardımcı olmaya başladılar... Böylece ikinci gözlerine kavuşan emekçiler, artık ürettiklerinden ve hakları olan dünya nimetlerinden paylarına düşeni istemeye başladılar... Bu yüzden de yeniden şekillendirecekleri ve Altınçağlarını yaşayacakları bir dünyaya doğru, el ele verip o büyük yürüyüşü başlattılar... Öykümüz burada bitse de, onların o sessiz ve büyük yürüyüşü, bütün heybetiyle sürmekteydi...
Yaşar Atan
www.evrensel.net