Her derbi başka bir eğlence(!)

Her derbi başka bir eğlence(!)

Bizim için spor, sadece ve sadece kazanmak anlamına geliyor. Hem de ne pahasına olursa olsun... Spor karşılaşmalarının, “Sonucu 3 ihtimalli bir etkinlik” olduğunu bir türlü içimize sindiremedik. Yöneticisi, teknik adamı, futbolcusu, taraftarı ve medyasıyla kazanmak dışındaki sonuçlara karşı son derece tahammülsüzüz. Kazanmak uğruna; insani ve sportif ahlak değerlerini çiğnemekte hiçbir sakınca görmüyor; yozlaşmada, yabancılaşmada sınır tanımıyoruz. Gözü dönmüşçesine bir hırsla ne pahasına olursa olsun kazanmayı ilke edinen anlayış, bırakın rahatsızlık vermeyi, övgüyle karşılanıyor artık.

Bizim için spor, sadece ve sadece kazanmak anlamına geliyor. Hem de ne pahasına olursa olsun... Spor karşılaşmalarının, “Sonucu 3 ihtimalli bir etkinlik” olduğunu bir türlü içimize sindiremedik. Yöneticisi, teknik adamı, futbolcusu, taraftarı ve medyasıyla kazanmak dışındaki sonuçlara karşı son derece tahammülsüzüz. Kazanmak uğruna; insani ve sportif ahlak değerlerini çiğnemekte hiçbir sakınca görmüyor; yozlaşmada, yabancılaşmada sınır tanımıyoruz. Gözü dönmüşçesine bir hırsla ne pahasına olursa olsun kazanmayı ilke edinen anlayış, bırakın rahatsızlık vermeyi, övgüyle karşılanıyor artık.Futbol ailesinin(!) tüm unsurları üzerlerine düşeni yapınca da futbolumuzun genel düzeyi net bir biçimde ortaya çıkıyor. Fenerbahçe ile Beşiktaş arasında oynanan son karşılaşmanın öncesinde, karşılaşma sırasında ve sonrasında yaşananlar bunun örneklerini fazlasıyla sundu.Derbi öncesinde sahne yöneticilerindi. Beşiktaş Başkanı Yıldırım Demirören’in, hakemler üzerinde baskı yaratma ve hakemleri etkileme amaçlı klasik taktiği bu kez geri tepti. Çünkü maç Kadıköy’deydi ve Saracoğlu’nda sahaya çıkacak hakemleri Fenerbahçe aleyhine koşullandırabilmek hiç de kolay değildi. Fenerbahçe cephesi bunun bilincinde olduğu için, fazladan bir çabaya gerek duymadı. Onlar sakince maçı beklediler.Bir zamanların unutulmaz(!) “anchorman”larından (ana haber sunucusu) olan ve şimdilerde ışıltılı zekasını(!) futbolun hizmetine verdiği anlaşılan Reha Muhtar son derbiyi derinlemesine(!) analiz edenlerin başında geliyor. Ona göre federasyon, bu karşılaşma öncesinde Beşiktaş’ın istemediği hakem olan Hüseyin Göçek’i değiştirmeliydi. Ve federasyon, derbi sonrasında bu iki takımın oynayacağı ilk maçlara ise istemedikleri hakemleri atamalıydı. Federasyon böyle yapsaymış, otoritesini koruyabilirmiş. Peki, federasyon, Beşiktaş’ın “Bu hakemi istemiyoruz” lafıyla hakemi değiştirseydi otoritesini korumuş mu olacaktı yani? Diyelim Beşiktaş’ın isteğiyle hakem değiştirildi ve yeni atanan hakemin Fenerbahçe aleyhine yaptığı kritik hatalar sonucunda (Tıpkı maçta Beşiktaş aleyhine yapılan hatalar gibi) Beşiktaş maçı kazandı. Böyle bir durumda Fenerbahçe’nin nasıl bir tepki vereceğini tahmin etmek herhalde hiç zor değil. Acaba o zaman ortada federasyon kalabilir miydi?..Yakın geçmişte Beşiktaş’ta yöneticilik de yapmış olan bu zat, bir dedektif titizliğiyle sürdürdüğü istihbarat çalışmalarının sonucunda Galatasaray ile Fenerbahçe arasında oynanan önceki derbide de burnuna pis kokular geldiğini söylemişti. Galatasaray kalecisi Leo Franco’nun bu maçta şike yapmış olabileceğini ima etmiş hatta bununla yetinmeyip işi ırkçı boyuta taşıyarak, Güney Amerikalı futbolcuların “maç satmaya” yatkın karaktere sahip oldukları yönünde parlak(!) bir tez bile ileri sürmüştü. Allah’tan külyutmaz bir Muhtar’ımız var. Onun sayesinde dönen dolaplardan, kurulan tezgahlardan haberdar olabiliyoruz...“İnsanları bu kadar pervasızca lekelemeye çalışmak ancak lekelilerin işidir” desek yanılır mıyız?..Medyadaki diğer yorumcuların da Muhtar’dan farkı yok elbette. Herkes gelişmeleri, desteklediği takımın çıkarını kollama kaygısıyla yorumlayıp değerlendiriyor. Objektifliğin zerresinin bulunmadığı, buram buram fanatizm kokan yazılara, konuşmalara kim inanır? HER ŞEY GALİBİYET İÇİNFenerbahçe-Beşiktaş derbisine dönelim... Saha içinde futbolcuların birbirlerine ve hakemlere yönelik tavrını nasıl açıklamalı?.. Kendi aralarında sürekli bir itiş kakış, hakemin her kararına itiraz gibi çirkeflikler yetmezmiş gibi bir de futbol tarihinde eşi benzeri görülmemiş bir kazı çalışmasına tanıklık ettik. Yöneticiler, teknik adamlar “motivasyon” adına futbolcuların ruh sağlığını bozduklarının farkında değiller mi? Zaten, ev sahibi ekibin futbolcularının bir amacı da, taraftarları kışkırtarak, rakip oyuncular ve hakemler üzerinde baskı unsuru haline getirmek. Bunun için her türlü sportmenlik dışı davranışı sergilemeyi göze alabiliyorlar. Dünyadaki hangi hakem cazgırlık yapmayı marifet bellemiş futbolcuların yer aldığı bir maçı makul sayıda hatayla tamamlayabilir?Ama tabii böylesi ahlaksızlıklar, yöneticiler ve teknik adamların gözünde olumsuz bir anlam taşımıyor. Yeter ki maçtan galip ayrılsınlar. Hatta hemen basın toplantısı düzenleyip, gülünç gerekçeler üreterek futbolcularına sahip çıkmayı, bir anlamda ödüllendirip daha da cesaretlendirmeyi ihmal etmiyorlar. Tabii maçı kaybeden takımın taraftarları da stattan hiçbir şey yapmadan paşa paşa ayrılacak değil ya. Sahada kaybetseler bile rakibe hasar(!) verecek başka alanlar var. Stat koltukları ya da tuvaletlerdeki klozetler, pisuvarlar, lavabolar, aynalar, musluklar, borular ne güne duruyor?.. Vandalizmden izler bırakmadan rakip stattan ayrılmak futbol cengaverlerine yakışır mı?.. “Yenildik ama biz de onların stadına hasar verdik” anlayışı bu güruh için hem gurur hem de teselli kaynağı... Beşiktaşlı yöneticilerin, maçın hükmen galibi ilan edilmeleri gerektiği yolundaki talepleri de bütün bu yaşananların üstüne tüy dikecek cinsten bir gülünçlük örneği. Hadi maçın tekrarını isteseler, bu biraz zorlama da olsa anlaşılır bir şey... Ama hükmen galibiyet?.. Biraz daha büyük düşünüp federasyonun kendilerini şampiyon ilan etmesini niye istemediler ki?Ne diyelim?.. Böyle yöneticilere, böyle teknik adamlara, böyle taraftara, böyle medyaya, böyle futbol çok bile...
www.evrensel.net