Yatıyos, kalkıyos, atıyos…

Yatıyos, kalkıyos, atıyos…

Seçkin basınımızın bir çalışanı, geçtiğimiz günlerde oynanan iki büyük karşılaşma arasında büyüklerden birinin başarısını teknolojik gelişmelere bağlayınca, benim de bir kez daha bir büyük(!) karşılaşma ile ilgili olarak yazasım tuttu. Sözü dolandırmayayım da adamın söylediğini kısa alıntılarla söyleyivereyim.

Seçkin basınımızın bir çalışanı, geçtiğimiz günlerde oynanan iki büyük karşılaşma arasında büyüklerden birinin başarısını teknolojik gelişmelere bağlayınca, benim de bir kez daha bir büyük(!) karşılaşma ile ilgili olarak yazasım tuttu. Sözü dolandırmayayım da adamın söylediğini kısa alıntılarla söyleyivereyim. “F.Bahçe Teknik Direktörü Daum, Samandıra’yı öyle bir teknolojik aletle tanıştırdı ki, Kanarya’nın çehresi değişti… Fakat baba-oğulun F.Bahçe için Türkiye’ye getirdiği ‘Archos’ adlı bigisayar, tüm farkı yaratan gerçek detay.Ve bu aletin ilk meyvaları da G.Saray derbisiyle başladı… Karşılaşmayı da 1-0 kazanarak şampiyonluk yürüyüşüne başladılar. Şimdi futbolcular, Beşiktaş derbisine de Archos’la hazırlanıyor…” deniliyordu ana çizgileriyle. Bilindiği gibi Kanarya, o karşılaşmayı 1-0 kazanmıştı. Nasıl kazandığı da çok iyi biliniyordur kuşkusuz…Gittikçe endüstrileşen ayaktopundan, umulan getiriyi sağlayabilmek için teknolojiden yararlanmak, çalışmaları bilimsel verilere oturtmak, her babayiğidin yapması gereken çağdaş bir uygulama. Ama o karşılaşmada, 45 metre öteden tıngır mıngır gelen topa bir güzel(!) atlayış yaparak topu tutamayan Leo Franco’nun çabasını yadsıyıp, günlerce tartışıp bütün her şeyi Archos’a bağlamak, nasıl bir çağdaşlıktır anlayamadım gitti. Franco’nun yedeğe çekilmesinin nedeninin Archos olduğuna Archos bile güler sanırım. Archos diyos, yatıyos, kalkıyos, atıyos; ama tutturamıyos… Habere göre Kartal’a da Archos’la hazırlanan(!) Kanarya, o karşılaşmayı da aynı sonuçla alıyor. Daha yakından ve daha hızlı da olsa uzaktan atılan topa, Rüştü’nün Franco benzeri atlayamayışıyla sonlanıyor bu karşılaşma da. Bu K(aleci)’ların tümü de K(anarya)’dan mı yana K(ardeşim) diyesi geliyor insanın. Diyeceğim, Aslan karşılaşmasını Rüştüleşmiş Franco, Kartal karşılaşmasını ise Francolaşmış Rüştü ile kazandı Kanarya da, Archos’a ne oluyor? Archos diyos, yatıyos, kalkıyos, atıyos; ama tutturamıyos… Katkısını bir türlü anlayamadığım bu Archos’tan birer tane de basın yayın organlarının yetkililerine vermeli ki, yorumcularına, ne yaptıklarını ya da ne yapamadıklarını bir güzel göstersinler. Söz gelimi TRT’nin Stadyum’unda, Kartal’ın on birini beğenmeyen Ömer Üründül’e ya da Sayın Üründül’e, sonrasında da Ömer abiye. Çünkü Üründül, “Ernst, Finks gibi oyuncular…” diye başlarken söze, Fink’i Ernstleştirmeye kalkıştığı gözleniyordu. Ömer abiyi bilenler onun Inzagi’ye Ingazi dediğini de bilirler. İşin ilginç yanı, Hakan Şükür de satır aralarında Ömer abinin konuşmalarını beğenmediğini söylüyor gibiydi. Ömer abiyi doğrulamak, ona katıldığını söylemek için başladığı her sözün içinde “Ömer abinin de söylemeye çalıştığı...” açıklaması kesinlikle bulunuyordu. “…söylediği...” demiyor, “söylemeye çalıştığı...” diyordu ısrarla. Yani, vardı oğlanın bir bildiği. Bildiklerinin yanında bilmedikleri de var Hakan’ın. O da Ömer abisine benzemeye başladığıdır. Bu durumu üzüm üzüme baka baka kararır, körle yatan şaşı kalkar gibi sözlerle açıklamak olası. “Alex’in attığı golle doğru orantılı bir şey anlatacağım” demesi, Ömer abisinin “Darbeyle orantılı kanama” sözünü anımsattı bana. Her iki sözde de orantıyı sökemedim ben. “Bağlantı” ile bağlanacaktı sözler birbirine de, orantısız bir dil kullanılınca orantı girivermiş sözün içine gibi geldi bana. Sağdan yapılan ortaya acıların çocuğunun sağ ayakla yaptığı vuruşta top dışarı gidiyor ve yılların golcüsü, bu topa sol ayakla vurulması gerektiğini ileri sürüyordu. Çünkü, sağ ayakla vurulursa “kaçma şansı çok yüksektir” diyordu gerekçe olarak da. Bu nasıl bir şanssa(!..) Atamayanın mı, atılamayanın mı, yoksa topun mu şansıydı bu? Golcü Şükür’ün söylemeye çalıştığı “kaçma olasılığı” mıydı, yoksa şanssızlık mı?Oysa eski takımının, bir gün önce oynadığı karşılaşmada benzeri bir atakta sağ ayakla vurulmuştu topa ve atma ya da kaçırmama şansı yakalanıp gol yapılmıştı. Demek ki, topun becerikli birine gelmesi atma şansıyla, beceriksiz birine gelmesi ise kaçırma şansıyla doğru orantılıydı. Yanlış sözcükleri yanlış yerde kullanan Şükür, izlenceyi de yönlendirmeye çalışıyordu ufaktan. Ama yanlışlıklarla... “Bu ne perhiz, bu ne lahana turşusu diye bir kelime vardır” diyordu örneğin. Yedi sözcükten oluşan bir söyleme tümce denir olağan koşullarda. Ya da söz... Ama bir de özel durumu varsa o sözün, ona da güzel söz, atasözü ya da deyim deniliyor genellikle. Herkese bir Archossss!.. Yatıyos, kalkıyos, atıyos; ama yine de tutturamıyos!..
www.evrensel.net