Yalancıktan bayram ister misiniz?

Yalancıktan bayram ister misiniz?

3 Nisan yaklaşırken, bir gazeteden telefon edip, Türkiye’de çocukların sorunlarını bir paragrafta özetlememi istediler. Bu sorunların ciddi olduğunu ve bu sorunları ciddi bir şekilde ele almak için bir paragrafın yetmeyeceğini söyledim. Bir paragraftan daha uzun yazmamı kabul ettiler. Ama bu gazetenin kendisi, senelerdir çocukların sorunları arasında yer aldığı için yazdıklarımın ne kadarına yer verileceğini bilemiyorum. Hazır sorunları ele almışken, yazdıklarıma burada yer vermekte yarar görüyorum.

3 Nisan yaklaşırken, bir gazeteden telefon edip, Türkiye’de çocukların sorunlarını bir paragrafta özetlememi istediler. Bu sorunların ciddi olduğunu ve bu sorunları ciddi bir şekilde ele almak için bir paragrafın yetmeyeceğini söyledim. Bir paragraftan daha uzun yazmamı kabul ettiler. Ama bu gazetenin kendisi, senelerdir çocukların sorunları arasında yer aldığı için yazdıklarımın ne kadarına yer verileceğini bilemiyorum. Hazır sorunları ele almışken, yazdıklarıma burada yer vermekte yarar görüyorum.Çocuğun yararıTürkiye’de bildim bileli “her şey çocuklar için” deniyor ama çocukların durumu uzun süredir hep kötüye gidiyor. Sorunları Çocuk Hakları Sözleşmesi (ÇHS) ışığında sınıflamak gerekirse, ilk sırada çocuğun yararının gözetilmemesi geliyor. Sözleşmeye göre çocukları ilgilendiren her konuda, önce onların yararının gözetilmesi gerekiyor. Uygulamalar ise tam tersi yönde. AyrımcılıkSözleşmenin ikinci temel ilkesi çocuklar arasında ayrımcılık yapılmaması. Cinsiyet, din, etnik temelli ayrımcılık, zengin-yoksul ayrımı, köklü ve büyük sorunlar. Ayrımcılığa maruz kalan çocukların sayısı bile bilinmiyor ama ayrımcılığın sistematik olduğu rahatlıkla söylenebilir. Giderek yaygınlaştırılan yeni bir tip ayrımcılık ise devlet yanlısı uslu çocuklarla diğer çocuklar arasında yapılan ayrımcılık. Devletten yana görünen çocuklara polis muz veriyor, uçurtma yapıyor. Devletten yana görünmeyenler ise bambaşka bir muamele görüyor. İyi çocuk iyi, kötü çocuk kötü muamele görüyor. Uslu çocukların uçurtma uçurması fotoğraflanırken, siyasi tutuklulara balon gönderen beş yaşındaki Öykü’nün balonlarının çoğu geri çevriliyor.Yaşama hakkıBir çocuğun en temel hakkı, elbette ki yaşamak. Ama çocuk ölümleri olağanmış gibi davranılıyor. Başkentte iki yıl önce 27 bebek öldü. Soruşturma açılmasına valilik izin vermedi. İstanbul’da rögar çukuruna düşen çocuğun ölmesi, rögar kapağının suçlu bulunması ve taşeron şirketin anne baba tarafından bağışlanması ile sonuçlandı. Polis ateşiyle ölen çocuk listesi giderek uzuyor. Geçen 23 Nisan’da Özel Tim’den bir polis, top oynamaya giden bir çocuğun başını dipçikle yardı. Bir yıl geçti ama hesap soran yok. Seken kurşundan, atılan gaz bombasından, üzerine gelen panzerden kurtulamayan çocukların adı büyük medya kuruluşlarında pek yer almıyor.Korunma hakkıÇocuklara yönelik fiziksel, psikolojik ve cinsel şiddet sürüyor. Toplum şiddet bataklığına gömüldükçe, önce çocuklar ve kadınlar mağdur oluyor. Kadın cinayetlerinin çetelesi tutuluyor. Kadın işçiler sel sularına kapılan bir kamyonetin içinde, İstanbul’un büyük medya kuruluşlarının sıralandığı bir bölgede boğularak ölüveriyorlar. Kadına yönelik şiddetle çocuklara yönelik şiddet, birbiriyle çok yakından ilişkili. Kadına yönelik şiddet çocuklar için bir alarm aslında.Bir türlü sonu gelmeyen savaş politikaları, çocukların bugünü ve geleceğini tehdit ediyor. Ahmet Türk ve Bakan Taner Yıldız’a yapılan saldırılar, yinelenen ve teşvik edilen linç girişimleri, işin çok ciddi olduğunu gösteriyor. Ama şiddet yangınına körük tutmak demek olan bir yasa, silah kullanımını yaygınlaştıracak bir yasa hazırlanıyor. Kamu bütçesi silahlanmaya harcanıyor. Bütçenin çocuklara ayırılan kısmı ise ancak yüzde 1. Polise taş attıkları gerekçesiyle tutuklanan çocuklar kötü muamele görüyor, adil yargılanmıyor ve akıl almaz cezalara çarptırılıyorlar. Bir türlü sonu gelmeyen savaş politikalarının yarattığı çıkmazın acısı, bu çocuklardan çıkarılıyor. Çocukların durumunu duymayan kalmadı ama ceza vermekte ısrar edenler geri adım atmıyorlar. Toplumun ve çocukların kinlenmesi için özel bir çaba gösteriliyor. Bir çeşit taş devri bu; medyatik, cilalı ama acımasız mı acımasız bir taş devri...Gelişme hakkıGelişme hakkı denince akla hemen okullar geliyor ama okullar özelleştirme, yoksulluk ve şiddet kıskacında. Kızların okula gidememesi hâlâ ciddi bir sorun. Oyun oynayacak alanlar ve zaman giderek azalıyor. Çocuk bahçesinden gelen salıncak sesine hasret kalınıyor. Diğer yandan, işsizlik ve yoksulluk, çocukların okula gitmesini ve okulda kalmasını zorlaştırıyor.Hidroelektrik santrallerle ekolojik dengesi bozulacak ve geçim kaynakları kurutulacak bölgelerdeki çocuklar, birkaç sene sonra doğdukları topraklarda barınamayan anne babalarıyla birlikte göç etmek zorunda kalacaklar. Zorunlu göç çarkı yine dönecek. Hidroelektrik dönüşüm gibi kentsel dönüşüm de çocukları göçebe kılıyor. Bu çocukların durumlarını Evrensel’den Eylem Lodos takip ediyor. Gerçek ortada: Kentsel dönüşüm, çocukların gelişim hakkını engelliyor.Diğer yandan, okul ile toplumu birbirinden koparan, anadili Türkçe olmayan çocukları örseleyen anadili uygulaması sürüyor; Türkçe dışındaki diğer yerli dillerde eğitime engel olunuyor. Ufacık yaşlarda İngilizce gibi bir yabancı dil öğrenmek ise erdem sayılıyor. Ataması yapılmayan öğretmenler, sözleşmeli öğretmenler, okulların ciddiye alınmadığını gösteriyor. Giriş sınavları okulları anlamsız kılıyor; çocuklar ve gençler dershanelere esir oluyor. Cumartesi ve pazar günleri sabah erkenden büyük kentlerin sokakları dershaneye giden çocuklarla doluyor. İnsanın içi parçalanıyor. Bunun bir de mali bedeli var. Binlerce aile dershanelere borçlu. Dershaneciler bol para kazanıyor; yatırımlar yapıyor, İstanbul’un göbeğinde üniversite açanı bile var. Bütün bunlar, geçenlerde Selen Doğan’ın “cilalı cahiliye devri” diye adlandırdığı şey olsa gerek.Katılım hakkıDiğer hakların gerçekleşmemesi nedeniyle katılım hakkı sık sık unutuluyor. Çocuklara ender olarak kulak veriliyor, görüşleri alınıyor. Çocuklar törenler gibi istemedikleri birçok şeyi zorla yapıyorlar ama oyun oynamak veya kararlara katılmak istediklerinde engelleniyorlar. Buna ‘tersten katılım’ demek gerek. Yalancıktan katılım. Göstermelik katılım…Yalancının mumuArtık 23 Nisan’da beş dakika koltuğa oturtulan çocuklar gibi göstermelik eylemlerden ve yalanlardan vazgeçmeli. Ayrımcılık, kapıkulu çocuklar yaratma çabası, savaş politikaları, yoksul çocukları dibe iterek ezmek, er ya da geç, toplumun her kesimini etkiler. Kimse aldanmasın. Yalancının mumu er ya da geç söner!
Serdar M. Değirmencioğlu
www.evrensel.net