Meclis’teki ‘yumruk’lar

Meclis’teki ‘yumruk’lar

Yeni anayasa taslağı maddelerine ilişkin müzakereler Meclis’te tüm hızıyla sürüyor. Görüşmelerdeki üslup ve yaklaşım küçükler için kesinlikle örnek...


Yeni anayasa taslağı maddelerine ilişkin müzakereler Meclis’te tüm hızıyla sürüyor. Görüşmelerdeki üslup ve yaklaşım küçükler için kesinlikle örnek davranış değil: Küfürler, yaka paça kavgalar, boğaza sarılmalar... On yıllardır değişmeyen görüntüler. Bu açıdan bakıldığında düşünceye saygı ve aykırı görüşlere tahümmülsüzlük devam ediyor. Bu haliyle de sokaktaki psikolojiden farklı değil.
Bir bakıma, dışarda atılan yumruklardan bir farkı yok.
Bunlardan biri, önceki gün yeniden tezahhür etti. BDP’li Sebahat Tuncer’in konuşmasına yönelik basına da yansıyan ifadeler... Ürkütücü. Ürküten yönü, kürsü özgürlüğünün taciz edilmesi değil, konunun kendisi de çok önemli.
Sebahat Tuncer, Kürt illerinde artan operasyon hazırlık ve girişimleri ile çatışmalara dikkat çekerek, savaşın önünün alınmasını ve yeni ölümlere meydan verilmemesini dile getiriyor. İşte bu muhtemel sonuca dikkat çeken uyarıya yanıt, “Defol”, “Yerim savaşını”, “Savaş yok, terörle mücadele vardır” şeklinde oldu. Aslında uzun bir süredir sınırda askeri yığınak faaliyeti biliniyordu. Bu faaliyetin kendisinin, tam da açılım söylemlerinin olduğu bir sürece denk gelmesi sorunlu iken, hükümetin de buna destek veren yaklaşımı, yeni ölümlerin kapıyı her an çalacağı anlamına geliyor. Dolayısıyla Sebahat Tuncer’in söylemi, provokatif bir konuşma değil, aksine gerçeği içeriyor.
Biraz anlaşılmak istenirse aslında, Tuncel’e gösterilen reaksiyon, Samsun’da Ahmet Türk’e, Kayseri’de Enerji Bakanı Taner Yıldız’a atılan yumrukların güvenceye alınması sonucunu yaratır. Biz o yumrukları, 1990-2000 arasında kurşun, satır, bıçak ya da bomba olarak tanıdık.
PKK ile TSK arasındaki 30 yıldan beri süren çatışmalarda Çanakkale Savaşı’ndan kat be kat fazla insanın yaşamını yitirdiği biliniyor. Belki de cumhuriyet tarihinin en büyük kaybı yaşandı. Buna rağmen Meclis Başkanı ve milletvekillerinin çoğunun olayı hâl⠓Terörle mücadele” olarak nitelendirmeleri, gelecek açısından kaygı verici. Bu anlayışın hâlâ güçlü olarak devam etmesinin iyi sorgulanması gerekiyor.
Çünkü, “Yerim senin savaşını” sözleri, aslında, yeni insanların ölümüne açıkça göz yummaktır. Görünen o ki, genç bedenlerin cesetleri üzerinden iktidar elde etme ve toplumu kamplaştırma hedefi yürürlükte kalmaya devam ediyor. Bu anlayışın, Kayseri’de Bakan Yıldız’a atılan yumruktan hemen sonraya rastlaması, Kürt kimliğinin AKP cephesinde ne kadar benimsendiğini de göstermektedir. Bu hafta NTV’ye açıklamalarda bulunan Başbakan Erdoğan’ın, Kürtçenin resmi dil olmasına karşı kesin ve net itirazını da bu çerçevede değerlendirmek gerekiyor. Şurası açık ki, bu anlayış yıllardır sorunu “Güvenlik” ve “Terörle mücadele” olarak değerlendiren geçmiş hükümetlerden ve meclislerden farklı değil. Her ne kadar artık DEP’lilerin polis marifetiyle yaka paça meclisten götürülmesi yaşanmasa da o yaklaşımın DTP’nin kapatılması, Ahmet Türk ve Aysel Tuğluk’un milletvekilliklerinin düşürülmesi şeklinde tezahür ettiğini de söyleyebiliriz.
Durum, Kürt sorununda tokmağın hâlâ askerler elinde olduğunu gösteriyor. O halde Türkiye’nin demokratikleşmesinin de buna göre gerçekleşeceğini söylemek yanlış olmaz.
Aslında bunun en trajik örneğini, sivil bir anayasa iddiasında olan hükümetin, Anayasa Mahkemesi üyeliğine hâlâ askeri yargıcın seçilmesine seyirci kalması, Cumhurbaşkanı’nın da böyle bir atamayı yapması oluşturuyor.
HÜSEYİN DENİZ Gazeteci
www.evrensel.net

0 yorum yapılmış

    Yorum yapın

    Yorum yapmak için üyelik gerekmemektedir. Yorumlar, editörlerimiz tarafından onaylandıktan sonra yayınlanır. Konuyla ilgisi olmayan, küfür içeren, tamamı büyük harfle yazılan yorumlar onaylanmamaktadır.