Anayasa değişikliği ve belde belediyelerinin geleceği…

Anayasa değişikliği ve belde belediyelerinin geleceği…

TBMM’de görüşülmekte olan anayasa değişikliği ile ilgili yasa tasarısında yer alan ve büyük tartışmalara konu ...


TBMM’de görüşülmekte olan anayasa değişikliği ile ilgili yasa tasarısında yer alan ve büyük tartışmalara konu olan “Anayasa mahkemesi” ile ilgili bölümde, diğer eleştirilerin yanı sıra 5393 sayılı Belediye Yasası’nın 11.maddesinde yer alan “Nüfusu 2 binin altında olanlar köye dönüştürülür” hükmünü ve 2007 yılında yapılan nüfus sayım sonuçlarını gerekçe göstererek 2008 yılında çıkarılan 5747 sayılı Yasa belde belediyelerinin mücadelesi ve Anayasa Mahkemesi’nin 31 Ekim 2008 tarihli kararı ile kısmen iptal edilmiştir.
Anayasa Mahkemesi bu kararı alırken hukuken hak arama hakkının göz ardı edildiği, mevcut turizm bölgeleri, turizme açılacak bölgeleri, yürürlükteki hukukun geçerliliği ilkesini gerekçe göstermiştir. Anayasa Mahkemesi’nin kararı üzerine Danıştay 8. Dairesi ve Yüksek Seçim Kurulu’nda paralel bir anlayışla 862 belde belediyesini mahalli idareler seçimine sokmuştur.
Konu ile ilgili olarak bir parantez açacak olursak; Köy iken yasal şartları yerine getirdikleri için belediye olma hakkını elde eden beldelerde yaşayan nüfus sayısı ülke yönetiminin yarattığı sonuçlara bağlı olarak giderek düşmüş ve bunu fırsat bilen hükümet, IMF’nin baskısı ile bu beldeleri köye dönüştürmeye, bu beldelere yapılan ödemeleri kesmeye çalışmıştır. (IMF ile anlaşmazlık konularından birisi de belediyelere ödenen ödeneklerdir.) Halbuki belediye teşkilatları yerel hizmet birimleri olup, tüm ülkedeki yerleşim yerlerinin belediye sınırları içersine alınması, sağlıklı bir yapıya kavuşturulması ve kaynak bakımından yetersiz olanlarının hazineden desteklenmesi gerekmektedir.
“Git sana belediye baksın” sözünün bugün daha çok geçerli olduğunu söylemeden edemeyiz, aksi halde hükümetlerin ve burjuva partilerinin seçim dönemlerinde sadaka dağıtımının önüne geçilemez.
Belde belediyelerinin anayasa değişikliği ile ilgisine gelince; Hükümet belde belediyelerini kapatma ve oraları köye dönüştürme fikrinden vazgeçmemiştir. Bunu yapabilmek için önündeki engeli kaldırmak istemektedir, yani Anayasa Mahkemesi’nin yapısını değiştirerek istediği gibi karar çıkaracak hale getirmeye çalışmaktadır. Çünkü 2008 yılında çıkarılan 5747 sayılı Yasa’ya karşı mücadele ederken büyük oranda belediye başkanı “Bu Başbakan kafasına koyduğunu yapar, bu belediyeleri kapatır, milletvekilleri ve bakanların da hiçbir etkisi olmaz, boşuna uğraşmayalım” diyerek umudunu yitirmişlerdi. Gözyaşı dökenler, AKP Ankara İl Başkanı’ndan koltuk ayarlamaya çalışanlar da az değildi. 5747 sayılı Yasa ile ilgili Anayasa Mahkemesi’ne dava açan siyasi parti, diğer muhalefet partileri ve görüşlerine başvurulan hukukçular dahi umudu kesmişlerdi. Melih Gökçek, Aytaç Durak, Kadir Topbaş gibi büyükşehir belediye başkanlarının da desteğiyle AKP Hükümeti adeta onları toptan korkutmuştu.
Ancak onların unuttuğu ve göremedikleri başka bir şey vardı. Bu yasaya karşı mücadele eden ve kamuoyu oluşturmaya çalışan, Anayasa Mahkemesi üyelerini bilgilendirmek amacıyla çalışmalar yapan, illerde gösteri ve yürüyüşlerle belediyelerin önemini, gerekliliğini, ülkenin ihtiyaçlarını, Anadolu’daki yaşamın zorluklarını, istihdam ve verilen hizmetleri, ekonomiye sağlanan katma değeri, turizm bölgelerinin geleceğini, sonuç olarak ülkenin uğrayacağı zararı her türlü yolla anlatılan sorunlara duyarsız kalmayan Anayasa Mahkemesi üyeleri; bağımsız, siyasi iktidarın baskılarına boyun eğmeden, hukuka uygun ve ülke çıkarlarına uygun bir karar vermiştir. Şimdi bu Anayasa Mahkemesi’ne haddi bildirilmeliydi. Önce Anayasa Mahkemesi halledilmeli, sonra sıra belediyelere gelirdi. Ve kollar sıvandı…
AKP’nin Anayasa Mahkemesi’nin yapısı ile ilgili yapmak istediği tek şey “AKP Anayasa Mahkemesi’dir.” Bunu gerçekleştirdiğinde hem Anayasa Mahkemesi üyeleri açısından, hem de işlevi açısından “Önceden belli kararlar” için dikensiz gül bahçesi yaratılmış olacaktır.
Anayasa değişikliği gerçekleştiğinde AKP istediği zamanda, istediği şekilde yasa çıkarmaya yönelecek, muhalefetin de Anayasa Mahkemesi’ne başvurması çare olmayacaktır, çünkü “Minare çalınmadan kılıf hazırlanmıştır.”
Bu nedenlerle belde belediye başkanlarının, beldelerde yaşayan vatandaşların, siyasetçilerin demokratik kitle örgütlerinin, yöre derneklerinin konuyu bu yönden de ele almaları gerekir. Bundan böyle hiç bir kurumun varlığının devamından emin olunamaz.
Anayasa Mahkemesi, yüksek mahkeme olması vesilesiyle denetim görevi yapmaktadır, Anayasa Mahkemesi ile ilgili yapılacak değişikliğin hukuku ilerleten, ülkede barışı, adaleti, eşitliği, şeffaflığı tesis eden bir anlayışa sahip olması gerekir. Halkının ve ülkesinin çıkarlarına hizmet etmeyenin, insanlığın geleceğini düşünmeyenin, ne Anayasa’ya ne de bu Anayasa’yı koruyacak olan Anayasa Mahkemesi’ne ihtiyacı olamaz.
Mustafa Gürsoy (Kınık Eski Belediye Başkanı)
www.evrensel.net