BAŞYAZI

BAŞYAZI

  • Dün 1 Mayıs, İşçi Sınıfının Birlik, Mücadele ve Dayanışma Günü, bütün dünyada ve Türkiye’nin her yerinde coşkulu gösterilerle kutlandı.


    Dün 1 Mayıs, İşçi Sınıfının Birlik, Mücadele ve Dayanışma Günü, bütün dünyada ve Türkiye’nin her yerinde coşkulu gösterilerle kutlandı.
    2010 1 Mayıs’ı, bir yandan krizin baskısının tüm emekçi yığınlar içinde derinden hissedilmeye, öte yandan da işsizlik ve yoksulluğun derinleşmeye devam ettiği koşullarda kutlandı. Dahası, emekçilerin ileri kesimlerinin 26 Mayıs’ta bir genel grev kararının olduğu koşullarda gerçekleşen 1 Mayıs’ın, bu koşulları etkilediği özellikler öne çıktı.
    Bu özelliklerden birincisi; gerek İstanbul-Taksim’deki (*) kutlamalarda ve gerekse başlıca kent merkezlerinde yapılan gösterilerde, geçmiş yıllarla kıyaslanmayacak bir kitlesellikle kutlandığına tanık olduk. Dünkü katılım, 1970’li yıllardaki 1 Mayıslarla kıyaslanabilecek bir kitlesellikteydi.
    Yine 2010 1 Mayıs’ında; gerek sendikaların, gerek çeşitli siyasi çevrelerin gerekse kendiliğinden 1 Mayıs’a gelenlerin önemli bir çoğunluğunun (İstanbul ve diğer başlıca illerde) gençlerden oluştuğu gözlendi. Dolayısıyla son birkaç 1 Mayıs’ta olduğu gibi, bu son 1 Mayıs’ın bir özelliği de “genç bir 1 Mayıs” olmasıydı diyebiliriz.
    Diğer bir özellik ise işçi ve emekçi taleplerinin pankartlarda ve dövizlerde yoğun bir biçimde ifade edilmesi, yine bu yılın gözle görülen bir özelliği olarak hayat buldu. “İş, ekmek, özgürlük” sloganı ise sendikalar için neredeyse ortak slogan haline gelmişti. CHP bile bu sloganı en öne çıkarmıştı. Siyasi çevrelerin pankart ve dövizlerinde ise “demokratik anayasa talebi ve AKP karşıtlığı” kendisini hissettiriyordu.
    Ancak bütün bunların ötesinde, 2010 1 Mayıs’ında; sadece geleneksel olarak emek mücadelesi içinde yer alan sendika ve emek örgütlerinin değil; CHP, SP, DP, DSP, AKP gibi partilerin, her partiden belediyelerin emeğe ve 1 Mayıs’a karşı yaklaşımları oldukça dikkat çekiciydi. Bu partiler ve bu ve başka sermaye partilerinden belediyeler, daha önce pek adetleri olmadığı halde 1 Mayıs’ı kutlayan pankartlar, afişler astırmışlar; bununla da kalmamış; Cumhurbaşkanı’ndan İstanbul valisine, Başbakan’dan çeşitli emniyet görevlilerine kadar yetkililer, 1 Mayıs’ı, 1 Mayıs’ın değerlerini öve öve bitirememişlerdir!
    Sadece etkili yetkili makamlar da değil, sermaye basını bile bu yıl acayip emek ve 1 Mayıs yandaşı oldu! Geçen yıl hükümetin İstanbul’u savaş alanına çevirmesine çanak tutan yandaş medya bile, bu yıl 1 Mayıs yandaşı!
    Daha geçen yıl, (ondan önceki yıllarda da) 1 Mayıs için Taksim’de izin vermeyen ve 1 Mayıs’ı kutlamak isteyenlere kırmızı görmüş boğa gibi saldıran hükümet ve bürokratları, Taksim’de 1 Mayıs’ın kutlanamayacağına ilişkin doğa yasası gibi yasalar sayanların, birden böyle yumuşaması, elbette “hayra alamet” sayılmaz!
    Ve elbette bu yıl söylediklerinde samimiyseler; şu soruya yanıt vermelidirler: Bunca yıldır Taksim’i 1 Mayıs’a kapatıp, İstanbul’da 1 Mayıs’ın her yıl provoke edilmesinin, kenti sıkıyönetim bölgesine çevirmenin nedeni nedir? Bu neden iyi niyetle ve söylenen abuk sabuk gerekçelerle açıklanabilir mi?
    Devlet ve hükümet erkanının ve sermaye partilerinin bu 1 Mayıs ve emekçi aşkı, bir yanıyla popülizmle, seçimlerin yaklaşmasıyla bağlantılı görülse de sadece bunlarla da açıklanamaz. Tersine; dün, bireycilik, piyasacılık, girişimcilik dendiğinde emeği hor gören ve yok sayan bir tutum benimseyen sermaye politikacıları, küreselleşmenin, bireyci, piyasacı kapitalist değerlerin çöküşünün yarattığı boşluk, sermaye politikacılarını emek değerlerine yöneltmiştir. Çünkü emekçileri avlamak için artık; kapitalist, bireyci değerleri öne çıkarmanın bir işe yaramayacağını bilmektedirler.
    V elbette 2010 1 Mayıs’ı; çeşitli işçi kortejlerinde dile getirildiği gibi, 26 Mayıs genel grevine bağlanan bir mücadele hattı üstündedir. Ve emekçilerin 1 Mayıs alanlarındaki birliklerinin sağlamlığı kadar, sermaye partileri cephesinin emek yandaşlığı da burada sınanacaktır!
    Alanlardaki birliği 26 Mayıs’a taşımanın ifadesi ise 1 Mayıs’ta alanlara çıkan ileri işçi, emekçi kesimlerin, 26 Mayıs’ı örgütleyecek güçler olduğu gerçeğinin anlaşılmasıdır.
    1 Mayıs, bu gerçeğin anlaşılmasını sağlamış ve bunu yapacak moral motivasyon için olanak yaratmışsa, kendi işlevini yerine getirmiştir.
    Bugünden itibaren slogan; “Haydi 26 Mayıs’ı genel grev günü yapmaya”dır.
    (*) İstanbul Taksim Alanı’nda 1 Mayıs kutlamasına katılanların sayısını tahmin edenler, bu sayının 250-300 bin dolayında olduğunu belirtiyorlar. Taksim’e çıkan Emek Partisi korteji için de tahminler, 7-10 bin arasında değişiyor.
    İHSAN ÇARALAN
    www.evrensel.net