İZLENİM

İZLENİM

  • Bugün gazetemizde, İstanbul’dan ve elbette Türkiye’nin değişik illerinden 1 Mayıs’ı anlatan çok daha “içeriden”, dolayısıyla çok daha okunası izlenimler yer alacak.


    Bugün gazetemizde, İstanbul’dan ve elbette Türkiye’nin değişik illerinden 1 Mayıs’ı anlatan çok daha “içeriden”, dolayısıyla çok daha okunası izlenimler yer alacak. Onlar arasında (HAYAT TV dışında!) “Televizyonlar nasıl verdi”yi anlatmak ne kadar ilgi uyandırır, daha doğrusu alanlardan yazılanlar kadar değerli olur mu bilmiyorum. Ama “32 yıl sonra Taksim” başlığını kullanan haber kanallarının, (yine bütün Türkiye Taksim’den ibaretmiş gibi) 9-12 saat boyunca kesintisiz canlı yayınlarını izleyince, 1 Mayıs’ın televizyona yansıması üzerine de birkaç söz söylemek gerekti. Zira, milyonlarca işçi ve emekçide 1 Mayıs korkusu oluşmasında azımsanmayacak katkılar sunan büyük televizyon kanallarının, parayla teknolojiyi buluşturarak, sadece Taksim’i ve yürüyüş güzergahlarını değil misal Dolapdere’ye, misal Kurtuluş’a kadar bütün bir vadiyi sokak sokak denetim altına almaları, “eniştem niye beni böyle öpüyor” dedirtecek cinstendi.
    Ama dedik ya, bir “Televizyonlar nasıl verdi” yazısı, (hele bugün) içeriden yazılmış 1 Mayıs haberleri/izlenimleri kadar değerli değil. Bu yüzden işte bu ilgi ve alakayı çok özet, çok başlık başlık vereceğiz.
    İster “kar yağdı hayat durdu” haberleri olsun, ister liseli gençlerin sınav protestosu olsun, merkez medyamız “ekşın” sever. Bunu biliyoruz. Televizyon kanallarının günler öncesinden yapmaya başladığı 1 Mayıs haberlerinde de bu duruş değişmemişti. Her ne kadar 1 Mayıs sabahı “bugün bayram, barış ve kardeşlik her yerde” gibi barış elçisi tadında sunumlar yapılsa da, sunucu ve muhabirlerin bir kısmı gırtlaklarını savaş muhabiri sesine ayarlamaya hazırdı. Ya da misal, kortejlerine yetişmeye çalışan 5-6 kişinin koşmasından bile medet umarak, “Şişli tarafında bir hareketlilik varmış, hemen Ezgi’ye dönüyoruz” bağlantılarıya barış elçisi yüzlerini, “provokatörler işbaşında” ile değiştirmeye nasıl teşne olduklarını da yine gözümüzle gördük!
    Günler öncesinden Taksim’e izin verilmiş olmasını “ne güzel, Türkiye normalleşiyor sayın seyirciler” tadında verseler de, bu normalleşme sunumlarının önüne arkasına; işte şu kadar polis görev yapacak, şuralar kapanacak, keskin nişancılar çatılara yerleşecek, helikopterler havalanacak, işte anıt önündeki molozlar kaldırılacak, kaldırım taşları sağlamlaştırılacak, güzergah içinde kalan esnaf işyerlerini açmayacak vs. gibi sıkıyönetim kurallarının nasıl hayata geçeceği eklendi. Bu durum, 1 Mayıs sabahı yapılan canlı yayınlarda da değişmedi. Sopa kaldırılmamıştı. Sadece arkaya gizlenmişti. Memleketin üç büyük haber kanalı, sabahın erken saatlerinde normalleşmenin bu ayrıntılarını tekrar tekrar hatırlatarak ama yeni ve çok önemli bir bilgi ekleyerek yayınlarına başladılar: Taksim Meydanı’ndaki dev bayrak direği de “provokasyonlara karşı” gres yağı ile yağlanmıştı!
    Televizyonların ana derdi, (beklendiği gibi) ne kadar işçinin, memurun Taksim Meydanı’na taşındığı ya da taleplerinin ne olduğu değil (provokasyon durumu dışında) 32 yıl sonra Taksim’de olmanın ne kadar mühim, ne kadar duygulu bir manzara olduğuydu. 200 ile 400 bin rakamlarının dillendirildiği Taksim Alanı’nda canlı yayına alınan aydınlar, sendikacılar ve gazeteciler de, esas olarak işin bu duygusallığı ve “1 Mayıs barış içinde kutlanabiliyormuş bakın” yanını konuştular. (Barış içinde kutlamayan işçilermiş gibi.) Hatta bu o kadar abartıldı, barış vurgusu o kadar çok yapılıp ‘68 ruhu üzerimize o kadar boca edildi ki, kendimizi ‘68’lerde hissettik.
    Muhabirler canlı yayınlarını kitlenin içinden gerçekleştirdikleri halde, sendika başkanları ya da sanatçılar (ek olarak ‘77 katliamını yaşayan işçiler) dışında tek tük yaptıkları (hatta bir muhabir “Şimdi de sıradan bir işçiye mikrofon uzatıp düşüncelerini alıyoruz” diyebildi) röportajlarda da “sıradan” işçilerin 1 Mayıs’a ilişkin yaptıkları “Korkacak bir şey yok, her şey çok güzel” değerlendirmesi söze gerek bırakmadı.
    Canlı yayına en erken (08.00’de) Habertürk başladığından, Genel Yayın Yönetmeni Yiğit Bulut’un zehirli diliyle epey teşviki mesai yapmak durumunda kalındı. Yiğit Bulut ya da onun gibilerin başında durduğu kanalların, işçi kelimesine de emekçi kelimesine de yabancı kılınmış muhabirleri, dün bol bol bu uzak tutulmuşluğun yarattığı dil sürçmelerinin örneklerini verdiler. Ama muhabirler neyse de, “işçiler-emekçiler” kelimelerini neredeyse her cümlesinde kullanmak zorunda kalan Yiğit Bulut’un yayın sonrası hastaneye kaldırılma olasılığı oldukça yüksek.
    Velhasıl, biz 1 Mayıs alanlarına gidemeyenler, o alanlarda olamayanlar olarak, içimizdeki eziklik yetmezmiş gibi bir de zehirlendik. Yayınlar sona erdiğinde barış ve normalleşme kelimelerinden nefret ettik. Size müstahak mı diyorsunuz?! Haklısınız!..
    SERPİL İLGÜN
    www.evrensel.net

    0 yorum yapılmış

      Yorum yapın

      Yorum yapmak için üyelik gerekmemektedir. Yorumlar, editörlerimiz tarafından onaylandıktan sonra yayınlanır. Konuyla ilgisi olmayan, küfür içeren, tamamı büyük harfle yazılan yorumlar onaylanmamaktadır.