1 Mayıs 2010 ve Taksim

1 Mayıs 2010 ve Taksim

Otuz iki yıl aradan sonra, işçi sınıfı en kitlesel eylemi ile, Taksim alanında idi.


Otuz iki yıl aradan sonra, işçi sınıfı en kitlesel eylemi ile, Taksim alanında idi. Bu kazanım ne sermayenin işçi ve emekçilere bir lütfu ve iyi niyeti ne de bu güne kadar alan fetişizmi ile sınıfı oyalayan ve sendikal rekabeti körükleyenlerin kazanımıdır. Bu kazanım işçi ve emekçilerin bu güne kadar güçlerini birleştirerek bedel ödeyerek verdikleri mücadelenin ürünüdür. Umarım her işçi ve emekçi, onların dostları ve temsilcileri 2010
1 Mayıs’ından olumlu dersler çıkararak işçi ve emekçilerin birlik ve beraberliklerini daha da güçlendirerek, gasbedilen hak ve özgürlüklerin yeniden kazanılmasını sağlayacak, mücadelelerin hızla örgütlenmesine çalışır. 26 Mayıs’ta üretimden gelen gücün kullanılmasını, her yerde hayata geçirerek, maddi yaşamı kimlerin sağladığını, dosta düşmana bir kere daha gösterirler.
Bu 1 Mayıs hem kalabalık oluşu hem de coşkusuyla, oldukça etkiliydi. Demek ki işçi ve emekçiler polis müdahale ve kışkırtıcılık yapmadığı sürece ne saldırılar gerçekleştiriyor, ne de ortalığı kırıp parçalayarak etrafa zarar veriyor. Bu 1 Mayıs’tan çıkarılması gereken derslerden en önemlisi de kimin etrafa zarar verdiğini kimin yakıp yıktığını, kimin insanları yerlerde sürükleyerek tekmelediğini, kimlerin hastane bahçesine ve insanların yüzüne, ortamı terörize ederek gaz bombası attığı gerçeğini bir kere daha herkese açık olarak göstermiştir.
Çünkü ortamı terörize etmek cam ve çerçeveleri kırıp parçalamak her zaman sermayenin ve onun hükümetlerinin işlerine gelmiş, işçi ve emekçilerin,tüm ezilen ve ötekileştirilenlerin hak alma mücadelelerini, terörizm olarak niteleyerek bastırmış ve yalnızlaştırarak yok saymıştır. İşçi ve emekçiler kendi güvenlik ve disiplinlerini her zaman en iyi kendileri sağlamışlardır.
Bana göre bu 1 Mayıs’ta ders alınması gereken bir şey de sendika ağalığı ve bürokrasisine karşı alınması gereken tutumdur. İşçilerin Türk-İş Başkanı Mustafa Kumlu’nun konuşması sırasında kürsüye saldırarak kendi kürsülerini işgal etmeleri bir hataydı. Çünkü sendika ağalığına karşı mücadelenin yeri burası değildi. Daha düne kadar Türk-İş sendika olarak değil 1 Mayıs’a katılmak 1 Mayıs’ı işçi bayramı yerine komünistlerin bayramı olarak görmüştür. Eğer bu gün 1 Mayıs’ı işçilerin birlik, dayanışma ve mücadele günü olarak görüyor ve alanlara çıkarak emekçilerle birlikte hareket ediyorsa bu bir olumlu gelişmedir, bize düşen bunu daha da ileriye taşıyarak tüm sendikalarda sendika bürokrasisi ve ağalığını yok etmektir. Bunun yolu da kendi kürsüsünü işgal ederek Mustafa Kumlu’yu konuşturmamak değildir. Bunun yolu aşağıdan yukarıya doğru örgütlenmek daha çok işçiyi sendikal mücadelenin içine çekerek sendikaları gerçek anlamda, sadece isim olarak değil işçi ve emekçilerin hak ve özgürlüklerini elde etmek için mücadele eden örgütlere dönüştürmektir. Yoksa Kumlu’yu kürsüde konuşturmamak değildir. Tam tersine Kumlu’nun kürsüde iki yüz bin insanın önünde işçi ve emekçilerin hak ve özgürlüklerinden bahsetmesini kendisine karşı, sen kürsüde söylediklerine sadık kalmıyorsun diyerek eleştirir ve teşhir ederiz. Önümüzdeki 26 Mayıs’ta da kıvırmasının önünü daha rahat kesebiliriz. İşçilerin sendika ağalarını başlarından defetmenin bir fırsatı da 26 Mayıs’ta genel greve hazırlık çalışmalarını yürütürken gösterdikleri çaba ve çalışma tarzıdır. Bu çalışmalarda sendikal bürokrasisi kendi aldığı ve kamu oyuna açıkladığı kararı da inkar edemeyeceğine göre, tabanda iş yerlerinde komiteler oluşturarak örgütlü ve örgütsüz tüm iş yerlerinde yoğun ve kesintisiz bir ajitasyon ve propaganda yürüterek, işçi ve emekçileri hatta esnafı da genel iş bırakma eylemine katmalıyız ki hak ve özgürlük mücadelemiz kazanımla bitsin. Aksi taktirde krizin bütün faturasını işçi ve emekçiler öder ve var olan haklarımız bile ellerimizden alınır. İşçi ve emekçilerin tek silahı üretimden gelen güçleridir. Bu gücü kullanmadan mücadeleden kazanma şansı savaşa giden silahsız ordunun ne kadar kazanma şansı varsa o kadardır. Aksi taktirde Süleyman Demirel’in dediği gibi yollar yürümekle aşınmaz noktasına geliriz işçi ve emekçileri de bir daha mücadeleye çekmekte tıkanırız.
Haydi 26 Mayıs’ta üretimden gelen gücü, hayatı durdurarak en aktif şekilde kullanalım, üreten biziz hakkımızı alana kadar, isteklerimiz verilene kadar da üretmeyeceğiz diyerek tüm şartelleri ve hizmetleri durduralım. Şimdiden 26 Mayıs’ın daha da güçlü olması için herkese kolay gelsin diyorum.
Yakup Umur (İstanbul)
www.evrensel.net