Yarıda kalan hayat, yarıda kalan mücadele

Yarıda kalan hayat, yarıda kalan mücadele

ORHAN Doğan ismi, 2 Mart 1994 tarihinde Meclis bahçesinden polisler tarafından yaka paça gözaltına alınıp tutuklanması ile hafızlardadır.


ORHAN Doğan ismi, 2 Mart 1994 tarihinde Meclis bahçesinden polisler tarafından yaka paça gözaltına alınıp tutuklanması ile hafızlardadır.
Gözaltının fotoğrafı Türkiye’de demokrasi ayıplarından biri olarak tarihteki yerini aldı.
Peki Orhan Doğan’ı, yaka paça gözaltına alınıp tutuklanmasına götüren süreç ile günümüze kadar gelen zaman diliminde ne oldu?
Aradan geçen 16 yıllık süreçte Kürt sorununun çözümüne dair ciddi adımlar atıldığını söylemek zor. Yapılan birkaç kısmi değişiklik dışında, Kürtlerin hakları olduğu yerde duruyor. AKP, yaptığı bu kısmi değişikleri büyük değişimler gibi yansıtmaktan da geri durmadı. Oysa insani olan bu talepler öncesi bir yana, Cumhuriyet tarihi boyunca hep inkar ve ihma politikaları ile bastırıldı.
Orhan Doğan’ın da aralarında bulunduğu DEP’li milletvekillerinin yaşadıkları, geçen yıl yine teklarlandı. Önce DTP’ye ve ardından BDP’ye yapılan ‘operasyonlarda’ belediye başkanları ve Kürt siyasetçilerinin adliye önündeki kelepçeli fotoğrafı da hafızalarda benzerlerinin yanında yer aldı.
SÖYLEŞİLERİYLE ORHAN DOĞAN
Bu kısa hatırlatmadan sonra tekrar Orhan Doğan’ın yaşamına dönecek olursak; 25 Temmuz 1955’te Mardin’de yaşama merhaba diyen Doğan, 24 Haziran 2007’de Ağrı’nın Doğubeyazıt ilçesinde katıldığı festivalde yaptığı konuşma sırasında kalp krizi geçirdi.
Orhan Doğan’ın kızı Ayşegül Doğan, hazırladığı kitapla, babasının yarıda kalan hayatını okurla paylaşıyor. Yarıda Kalan Hayat, Nîv Jiyan’ı, İletişim Yayınları yayımladı. Yaşar Kemal’in de önsöz yazdığı kitapta, Orhan Doğan’la yapılan bazı söyleşilerle Doğan’ın yargılandığı mahkemelerde yaptığı savunmalardan bazıları yer alıyor. Kitap, Orhan Doğan’ın yaşamı üzerinden, Türkiye’de Kürtlerin mücadelesine dair önemli kesitler sunuyor.
Doğan’la yapılan söyleşilerde hem Kürtlerin yaşadıklarını görmek mümkün hem Doğan’ın cesaretini... Kitapta yer alan söyleşi başlıkları: “Ne Red Ne Biat“, “Nazilli’de ‘Kuyruklu Kürt’ Olmak”, “Hiçbir Türk Aydınını Arkamıza Alamadık”, “Kürtlerin Ayrı Bir Devlete İhtiyacı Yok”, “Maalesef Kürtler Bizi Andıçladı”, “Reddin Reddinin Reddi”, “Öcalan Bir Gün Serbest Kalacak”, “PKK Meclis’e Girsin”, “Barışın Programını Oluşturmak İstiyoruz”, “Türkiye De Klerk’ini Yaratabilseydi...”, “En Büyük Kürt Şehri İstanbul”, “Ya Değişeceksiniz, Ya Değişeceksiniz”...
KÜRTLER ONURLARI İÇİN SAVAŞIYOR
Kitabın önsözünde Yaşar Kemal, Orhan Doğan’ın ölüm haberiyle yaşadıklarını şöyle anlatıyor: “Bu dünyada böyle bir insanın bu yaşta ölmesini kabul etmek kolay değil. Nâzım’ın ölümünü duyduğumda da böyle olmuştum. 1963 Haziran’ında Macaristan’da Nâzım’la buluşacaktık. Orhan da 2007 Haziran sonu Doğubeyazıt’tan doğru İstanbul’a gelecekti, görüşecektik. Nâzım bana İngiltere’ye telefon etmiş, üç gün sonra Macaristan’a gitmemi söylemişti. Üçüncü gün Moskova’dan ölüm haberi geldi. Paris’te onunla bir ay kalmıştık, Macaristan’da da kalacaktık. Orhan Doğan Doğubeyazıt’ta kalabilseydi Doğubeyazıt’a giderdim. O ne kadar kalırsa ben de o kadar Doğubeyazıt’ta kalırdım. O gün Doğebeyazıt’ta kriz geçirdi. Oraya zamanında bir ambulans uçağı gönderilebilse belki ölmezdi.”
Ve üstat Yaşar Kemal’in şu ifadeleri de Kürtlerin haklı taleplerinin özeti niteliğinde: “Kürtler Cumhuriyet kurulduğundan bu yana savaşıyorlar, savaşmadıklarında da insandan sayılmıyorlar. Yirmi dokuz kere dağa çıkan Kürtler, Türk halkına değil onurlarını çiğneyenlere karşı çıktılar. Kürtler, Türklerle birlikteyken yıllarca birçok ayrılık fırsatını fırsat saymadılar. Kürtlerin bütün çabaları, onurlarının yok sayılmaması; kültürlerinin kültür, dillerinin dil, insanlarının insanlıktan sayılmasıdır.”
Şerif Karataş
www.evrensel.net

0 yorum yapılmış

    Yorum yapın

    Yorum yapmak için üyelik gerekmemektedir. Yorumlar, editörlerimiz tarafından onaylandıktan sonra yayınlanır. Konuyla ilgisi olmayan, küfür içeren, tamamı büyük harfle yazılan yorumlar onaylanmamaktadır.