MERCEK

MERCEK

  • Bugün 6 Mayıs; ‘72 6 Mayıs’ının 38. yılı.


    Bugün 6 Mayıs; ‘72 6 Mayıs’ının 38. yılı. İşçi sınıfına, halka ve tüm ezilenlere, ülkenin bağımsızlığına ve sömürüsüz bir dünya idealine adanmış genç yaşamlara düşman kıyımının otuz sekizinci yılı. Sınıf mücadelesinde yeni bir döneme işaret eden, yeni bir döneme merhaba dediğimiz/diyeceğimiz bir gün.
    Tüm milliyetlerden Türkiye işçi ve emekçilerinin ileri kesimleriyle devrimciler, mayıs ayını, kırk yılı aşkın ve kırk yıla yakın süredir, anlam ve içerik olarak daha da zenginleşmiş biçimiyle ele alıyorlar. Başlıca üç nedeninden söz edilebilir: a) dünya işçi sınıfının kapitalizme karşı mücadelesinde birlik ve dayanışma ruhu ve tutumunun en belirgin tarzda dışa vurulduğu 1 Mayıs; b) halk ve gençliğin Türkiye ve dünyada, bazısı ülkelerin her birinin kendi koşullarından kaynaklanarak farklılaşan, diğer bazıları ise ortak özellikler taşıyan talepler etrafında burjuva yönetimlerine karşı ayağa kalkışın gerçekleştiği‚ ‘68’ Baharı (Mayıs ve devamı)nın yıl dönümü ve c) bu mücadele içinde, Türkiye’de Türkiye’nin tüm milliyetlerden işçi ve emekçilerinin kurtuluş davasına adanmışlıktan taviz vermeyerek, dara çekilen üç devrimcinin idamının yıl dönümü ve çok sayıda devrimcinin katledildiği şehitler ayı olması.
    Birincisi, işçi sınıfının kapitalist sömürü dünyasından kurtuluşun barikatlarını örerek, tüm insanlığı insan soyunun alçaltılması koşullarının dışına çıkarma amacıyla bağlıdır. İnsanı sömürü nesnesi olmaktan, insani erdem, yetenek ve yaratıcılığı tüm engellerinden kurtarmak üzere baskı ve zorun dışlanmasını, politik özgürlük-sosyal haklarda iyileştirmeyi ve tüm temel gereksinmelerin karşılanacağı yaşam koşullarının oluşturulmasını hedefler. Bu başlıca, temel ve sonal hedefe hizmet eden diğerlerinin, içinde bulunulan koşulların öne çıkardığı talepler etrafında şekillenmeleri ve böylece kimi özgünlüklerle birbirlerinden farklılaşarak gündeme gelmiş olmaları ise mücadelenin doğası gereğidir.
    1968’de patlak veren kitle eylemleri, bu eylemlerin Paris’te de, İstanbul ve Ankara’da da gençlik (öğrenci gençlik) eylemleri olarak başlamaları, uyanış içindeki gençlik kesimlerinin kitlesel katılımıyla sürmeleri ve harekette gençliğin dinamizmi, baş eğmez direnci ve haksızlıklara boyun eğmez tutumunun belirgin olarak ortaya çıkması nedeniyle “‘68 gençliğinin isyanı” olarak anılmış/adlandırılmışlardır. Sorbon’u ya da İstanbul Üniversitesi’ni işgal eden gençlerin kararlılığını doğuran, onların on binlerce gencin taleplerinin temsilcisi olarak öne çıkmaları ve emperyalist işgal ve Siyonist saldırganlığa karşı Vietnam ve Filistin halklarının yanında saf tutmalarıyla yarattıkları büyük sempati dalgası olmuştur. Türkiye ‘68’inin bir diğer farklı ve olumluluğu, bu hareketin önünde yürüyen militan genç kuşağın işçi ve ‘küçük köylü’nün yanında saf tutması; işçi hak ve taleplerinin savunulmasında, topraksız ve az topraklı köylünün taleplerini sahiplenmesi, küçük üreticinin tekelci baskıya karşı eyleminin yanında saf tutması; işçi ve emekçilerin örgütlenme çabalarına doğrudan katılmasıydı. Halkın hangi sorunu varsa, o Deniz ve arkadaşlarının sorunu olmuştu. ‘68’i aslında 65-70 dönemi olarak ele almak gerekir ve bu dönemin en önemli gerçeği, kapitalizmin ikinci dünya savaşı sonrası ‘hızlı gelişimi’nin getirdiği yoğun baskı ve sömürünün işçi sınıfı başta olmak üzere halk kitlelerini ve gençliğini mücadeleye yöneltmiş olmasıydı. Fransa’da on milyon işçinin öğrenci eylemleriyle birleşen ve dayanışan eylemlerini, İtalya, İngiltere ve Arjantin’deki işçi eylemlerini ve Türkiye’de Kavel, Paşabahçe, Demirdöküm, Kalekilit ve Malazlar grevlerinden Haziran 1970 büyük işçi eylemine varan süreçte ortaya çıkan direnişlerin temelinde, kapitalist emperyalizmin işçi hakları başta olmak üzere emekçilerin talep ve kazanımlarına karşı, sosyalizmin yenilgiye uğratılmasından da yararlanarak başlattığı ve sürdürdüğü yoğun saldırı vardı.
    “Bizim ‘68”in en önemli özelliği, içeride işçi ve emekçilerin talepleriyle, dışarıda Vietnam, Küba, Filistin halklarının direnişiyle duygu-ilgi bağının yoğunluğu ve devrim mi, reformculuk mu ayrışmasında, önde yürüyen kararlı/militan kesimin devrimci tutumda ısrarlı olmasıyla ayrışmasıydı.
    Bu kararlılık, Denizlerin şahsında en önemli temsilcisini buldu. Emperyalizme ve iş birlikçilerine duyulan büyük öfke ve halkın çıkarlarına ve ülkenin bağımsızlığına gösterilen ölümüne bağlılık karşısında yalnızca hakim sınıfın zor aygıtını ve onun paramiliter faşist çetelerini değil, parlamentarist, reformist ve revizyonist “sol”un barikatını da bulunca, kitle mücadelesinin öne çıkardığı genç militanları kitlelerden koparan yönelişe de girilmiş olundu.
    Bu yolun yanlışlığını Deniz ve yoldaşları darağacı altında ve cellat ilmiği altında haykırarak ortaya koydular. Devrim kitlelerin eseriydi. İşçiler ve emekçiler, eşitliğe dayalı Türk ve Kürt kardeşliği, emperyalizme ve iş birlikçilerine karşı kitlesel mücadele ve Marksizm-Leninizmin ideolojisi; işte tutunacak güç, takip edilecek ve zafere götürecek yol!
    6 Mayıs ‘72 sabahında, yenilgiye götüren çizgiye karşı, devrime ve zafere götürecek yol ve izlenecek çizgi ilan edildi. Özüyle! Bu çizgi, sonraki süreçte daha da netleştirildi. Bugünün gençliği; genç devrimcileri, Denizleri, halkın-halkların kahraman evlatları ‘mertebesi’ne ulaştıranın, onların her koşulda halkın çıkarlarını esas almaları ve “şahsi hiçbir çıkar gözetmeden” kendilerini işçi sınıfının, kent ve kır yoksullarının; “işçilerin ve köylülerin” kurtuluşuna adamaları olduğunu unutmadıklarında, yakın tarihimizin en önemli derslerinden birini özümsemiş olurlar.
    A. Cihan Soylu
    www.evrensel.net

    0 yorum yapılmış

      Yorum yapın

      Yorum yapmak için üyelik gerekmemektedir. Yorumlar, editörlerimiz tarafından onaylandıktan sonra yayınlanır. Konuyla ilgisi olmayan, küfür içeren, tamamı büyük harfle yazılan yorumlar onaylanmamaktadır.