‘Liberal’in büyük harfle ‘sol’u

‘Liberal’in büyük harfle ‘sol’u

Solun, sosyal demokratlardan, her koşulda silahlı mücadeleyi savunan radikallere kadar geniş bir yelpaze içinde tanımlanmasının sol siyaset üzerine konuşmayı seven entelektüellerde yol açtığı bir kafa karışıklığı var


Solun, sosyal demokratlardan, her koşulda silahlı mücadeleyi savunan radikallere kadar geniş bir yelpaze içinde tanımlanmasının sol siyaset üzerine konuşmayı seven entelektüellerde yol açtığı bir kafa karışıklığı var. Ama çoğu kere bunun bir kafa karışıklığından ziyade, öngörülmüş bir sonuca varmak için kasten tercih edilen bir kategorileştirme olduğu söylenebilir. Böylece sosyal demokrasinin de silahlı sol gurupların da kusurlarının aynı potada eridiği ucube bir sol tanımı elde edersiniz ki, bunun üzerinden kendi erdemlerinizin altını rahatlıkla çizebilesiniz.
Bilinir; 28 Şubat Türk siyasi tarihine önemli bir katkıda bulundu. Fadime Şahin ve Müslüm Gündüz ilişkisi gibi pespaye bir hikâyeden Refah Partisi’nin bütün siyasetini mahkûm edebilecek devasa bir malzeme çıkarıldı. Solun kusurlarının bir potada toplanması biraz buna benziyor; ve kötü anekdotların yan yana dizilmesinden solun tamamına vehmedilebilecek bir anlayış çıkarmanın dayanılmaz aciliyeti içinde olanlar, siyasi olarak bir Müslüm-Fadime semptomuna yakalanmış görünüyorlar. Soldaki böyle hikâyelerden sola da bir 28 Şubatı şart hale getirmek, onu dönüştürmek, ılımlılaştırmak, adam etmek güncel bir misyon gibi görülüyor.
Bu yöntem daha çok, sözüm ona, solun toptan çözümcülüğünden rahatsız olan ama her fırsatta toptancılığın cazibesinden kurtulamayan liberallerin tercihi. Bunu genellikle Taraf gazetesinin yazarları yapıyor. Örnek olsun diye Murat Belge’nin geçen Pazar yazdığı yazıdan söz etmek istiyorum. “Marksist teorinin politika alanındaki boşluğunu önüne koyan… Halil Berktay’ın özetlediği gibi dünya görüşünüzün dörtte üçünü proletaryanın burjuvaziye karşı (başarıyla) yapacağı Devrim kaplamışsa, somut tarihi, somut politikayı bu gibi genelleme ve soyutlamaların arasında geçen (büyük ölçüde kağıt üstünde geçen) “çelişkiler”, “antagonizmler” vb. biçimlerde algılar ve başka türlü algılamazsanız bundan bir teori çıkmaz.” Buradan “hayat ne kadar değişirse değişsin” solun aynı politikada ısrar ettiğini iddia ediyor Murat Belge ve “teoriden özür diler gibi hafif mahçup” Marx’ın politikanın teorisini oluşturmamasından değiniyor ki, muhtemelen onun nezdinde bundan Marx suçlu. Diyor ki Belge sonra“Asıl politika sınıfın sınıfsal çelişkilerin antagonizmasıyla öbür sınıfa karşı yapacağı Devrim ise, sizin, içinde bulunduğunuz durum her zaman kuraldışıdır, istisnaidir, konjonktüreldir vb.” Ve asıl bomba son cümle “bir bomba atarsın siyasi eylem olur.”
Duyan da Murat Belge’nin bu yazıyı patlayan bombalar arasında cansiperane yazdığını sanır. Ama yok öyle, yazı malzemesi olacak kadar ortalığı toza dumana bulayacak bir sol ortada. Belge de biliyor bunu ama, sola ilişkin son tanıklıkları 12 Eylül öncesinde kalmış öteki liberallerin de yaptığı gibi geçmişin çağrışımlarıyla konuşmaktan, neyin hangi koşullarda nasıl söylendiğine bakmadan yorum yapmaktan hoşlanıyor o da. Zaman içinde ve liberalin fikrinde donmuş bir sol üzerinden edebiyat yapmak kolay olabilir ama ya etik mi? Değil bence. “Dünyada değişim hiç durmadığına göre” solu sınıfsız, imtiyazsız, kaynaşmış bir kitle halinde kavramsallaştırıp sonra da onun bir politikası olmadığını söylemek, ve onun büyük harfle Devrimi fetişleştirecek kadar künt kafalı olduğunu ima etmek bilimsel mi? Hiç değil. İçinde yer alan herkesin aynı şeyi düşündüğü, büyük harfle yazılacak bir Sol varmış gibi yapmak indirgemeciliğin dik alası değil de nedir?
Ama şurası doğru Marksizm iki temel sınıf arasındaki antagonizmanın bir devrimle sonuçlanacağını öngörür. Ama bunu, kesinkes böyledir, süreç kendiliğinden buraya evrilir diyerek yapmaz; tersine devrimi, örgütlü işçi sınıfının eylemiyle ilişkilendirir ve bu eylemin başarısına bağlar. Ve bu saptamadan tarihin her döneminde, her koşulda bombaların patlatılması gerektiği fikri hiç çıkmaz. Bunu çıkarmanız, iyi niyetli değilseniz mümkündür. Bugün AKP politikalarından başkasına politika demek istemeyebilirsiniz, gönlünüz solun bu politikaları destekleyecek biçimde kendine özgü bir 28 Şubat dönüşümünden geçmesini isteyebilir, topyekûn bir liberalleşmeden mutluluk duyacak olabilirsiniz ama bu, size genel olarak sol için de Fadime Şahin-Müslüm Gündüz hikâyeleri yazma hakkını vermez.
Sendikasızlaştırılmaya, taşeronlaştırılmaya vb. karşı direnen işçilerin eylemlerinin pek yer bulmadığı bir gazetede köşe yazarı, sol siyaseti bu eylemlerde değil de sadece patlayan bombalarda arıyorsa orada samimi olmayan bir şey var demektir. Vardır, çünkü liberal, piyasanın liberalize edilmesine karşı çıkan, direnen işçilerin eylemlerinden, grevlerden hiç hoşlanmaz. O yüzden etraftan dolaşır; orada süren sınıf mücadelesini görmektense varsaydığı bombalarla oyalanır ki sola düşen sınıfa da düşsün. “Kötü”lüğü herkesçe kabul gören bir sol anlayışa vurunca işçi sınıfı politikasına da vursun. Bu bakımdan liberalin işi zor aslında. İşçi ve emekçi sınıflarla bağı olmayan, Marksizmi, zihinde art arda dizilen kavramların tutarlılığından ibaret gören, dolayısıyla günlük politikayı onu vulgarize eden bir sıradanlık olarak algılayan entelektüel solcu türünü de, her şeyi devrim sonrasına havale eden ertelemeci-radikal solcu türünü de parlak Marx yorumlarıyla liberalizmin saflarına dahil edebilir ama koca sınıfı liberalizme ikna etmesi mümkün mü? Onları 4-C’nin, teşeronlaştırmanın, paralı eğitim ve sağlığın faydalarına inandırabilir mi?
Ertelemeci solcunun “Devrim”i, işçinin günlük çıkarları ekseninde yaptığı politikayı pek kapsayamaz evet, fakat bu, Belge’nin büyük harfle yazılan Politikasının da kapsama alanı dışındadır. Bu noktada birbirleriyle çok benzeşirler.
Tabii ki politika iki sınıfın ilişkisi üzerine, bu ilişki boyunca, bu ilişkinin her evresinde yapılır. Belge de onu yapıyor aslında; sevdiği sınıfın politikasını.
Bu sınıf her yolun mübah olduğu Makyavelist bir anlayışı kaldırır; elmalarla armutların el çabukluğuyla karıştırılmasından medet de umar. İndirgemeciliği ve pragmatizmi meslek olarak benimsemiş liberalin, sınıfının çıkarlarından özgür davranması da beklenemez zaten.
Nuray Sancar
www.evrensel.net