NOT

NOT

  • Ülkenin siyasal gündeminin gelip yoğunlaştığı halka, değişim ve Anayasa tartışması oluyor. Tartışmanın hükümetin anayasa paketiyle ilintili olarak daha bir öne çıktığı da açık.


    Ülkenin siyasal gündeminin gelip yoğunlaştığı halka, değişim ve Anayasa tartışması oluyor. Tartışmanın hükümetin anayasa paketiyle ilintili olarak daha bir öne çıktığı da açık.
    Aslında, çok farklı, hatta taban tabana karşıt yaklaşımları çerçeveleyen bu tartışma bu. En statükocusu da dahil, herkes Anayasa değişikliğini konuşuyor ama konuşulanlar aynı şey olmuyor. Her anayasa tartışmasından aynı şey kastedilmiyor yani. Biz yeni ve demokratik bir anayasa ihtiyacından bahsederken, AKP Hükümeti yeni anayasa ihtiyacını kendi paketiyle sınırlamakta. Sadece AKP’nin paketine karşı konumlanmış CHP-MHP’nin pozisyonu ise malum zaten; aman ha müesses nizam hiçbir şekilde bozulmasın!
    Şimdi, herkesin anayasa tartışması kendisine denilip geçilebilir belki ama öyle olmuyor işte. İktidar denklemindeki güçlerin dayattığı ve sadece AKP paketiyle sınırlı “evet mi hayır mı” dayatması, ‘hegemonik’ bir eksen oluşturuyor. Bu eksen içerisinde yer alan ve birbiriyle kıyasıya kapışan üçlü (AKP-CHP+MHP), gerçekten yeni ve demokratik standartlarda bir anayasa ihtiyacını askıya almak, etkisizleştirmek konusunda fiili bir ortaklık içindeler.
    İşte, süreci tek başına bunların kapışmasına ve kapışma konusuna yani ‘paket’e endekslemek, toplumsal değişim ve çözüm ihtiyacını da, buna dönük muhalefet potansiyelini de güdükleştirmek sonucunu doğuracaktır.
    Dayatılan şudur: Bu pakete ilişkin tutumunla ya statükocu olacak ya da AKP’nin yanında yer alacaksın!
    İktidar partisinin paketine girmemek, mevcut anayasanın korunmasını ise asla kabul etmemek gibi bir tutuma yer yok yani…
    Şimdi, en son 1 Mayıs’ta alanları dolduran yüzbinlerin dile getirdiği ve mevcut statükoyu zaten yadsıyan ‘değişim’ taleplerini bu kıskacın neresine koyalım ki? AKP paketinin içine tıkıştırılabilir mi, o paketin içindekilerle yanıt bulabilir mi, mümkün mü?
    1 Mayıs’ta yansıyanın, iktidar denklemlerindeki arızalara değil de; emeğin hakları, halkların özgürlüğü temelinde dile getirilen bir başka Anayasa tartışması ekseni olduğunu nasıl görmezden gelebiliriz. (12 Eylül Anayasası da zamanında işte bu meydanları dolduranlara karşı, onlar ezildikten, susturulduktan sonra yapılmamış mıydı zaten?)
    Ama görmezler elbette.
    Çünkü demokrasiyi de yeni anayasayı da sadece ‘paketlenmiş’ haliyle konuşabilirsin ancak.
    Paket demokrasisi böyle oluyor işte!
    Bakın AKP’ye ve AKP’ci liberallerin son günlerdeki hararetlerine, nasıl da sırıtıyor bu paketlenmiş demokratlık, görürsünüz.
    Paketten bir maddenin (AKP’li vekillerin oy vermemesiyle hem de) düşmesiyle birlikte, hemen BDP’nin defterinin dürülmesi tam ibretlik. Demokratlık sicili bunların ellerinde ya, Kürtler hemen kayıtlardan düşürüldü, demokrasi hanesinden kapı dışarı ediliverdi! PKK’nin Ergenekonculuğundan sonra, BDP’nin de ‘vesayetçi’ olduğu ortaya çıkmışmış!
    Ne anlama geldiği, kimi hedeflediği bilinen “Ülkenin ve milletin bölünmez bütünlüğü” koşuluyla yapışık, Kürtlerin derdine derman olmayacağı açık bir değişiklik maddesi demokratlık-vesayetçilik kriteri oluyorsa, ortadaki demokrasi terazisinin nasıl bir sahtekarlık içerdiği de anlaşılıyor olsa gerek.
    Sahtekarlık bununla sınırlı değil sadece. Bu paket yeni anayasa ihtiyacına çap ve içerikte değil eleştirileri karşısındaki “konjonktür ancak buna müsait, seçim sonrasına inşallah, vs..” şeklindeki gak gukçu savunma pozisyonundan nasıl da arsızca saldırıya geçildi. Artık yeni anayasa gerekliliğini değil de Kürtlerin vesayetçiliğini, dolayısıyla AKP’nin demokratlığını tartıştırıyorlar.
    Başbakan, “bunlar ruh üçüzleridir” diyerek BDP’yi de CHP ve MHP’nin yanına iliştiriveriyor. Bunu yaparken, bazı liberallerin “neden BDP’yle yakın durmuyorsunuz” telkinlerini elimine edişini bir yana bırakarak soralım; kimmiş “ruh üçüzleri”?
    Sınır ötesi operasyon tezkeresini birlikte çıkaranlar mı?
    Yüzde 10 barajını ölesiye savunanlar mı yoksa? Anayasa Mahkemesi DTP’yi kapatırken işaret fişeğini çakan Cemil Çiçek’in partisi mi yoksa kapatılan DTP’nin devamı mı vesayetçilerle “ruh üçüzü”ymüş acaba? (Bu arada, Anayasa Mahkemesi’nin vesayetçi bir partiyi kapatmış olduğunu da öğrenmiş bulunuyoruz böylece!)
    Belediye başkanları da dahil 1500 siyasetçiyi içeri atarken CHP ve MHP’nin takdirini almış hükümet partisi değil de kelepçelenenlerin partisi mi “ruh üçüzü” oluyor? (Ha, bu 1500 Kürt siyasetçi de Ergenekon’un Kürt ayağıymış meğerse. İnanmayan inanmasın, inanan aptallar sağolsun!)
    Daha çok şey sıralanabilir ama coşa gelmiş ya, sallıyor Başbakan:
    “Bunlar ‘istemezük’ familyası.”!
    Kimmiş istemezük diyen?
    12 Eylül anayasasının tadilatına razı olmayarak demokratik bir anayasa isteyenlere karşı ‘istemezük’ diyenler kim?
    CHP…MHP…
    Ve? AKP…!
    İstemezükçü ruh üçüzleri bunlar değil mi?
    VEDAT İLBEYOĞLU
    www.evrensel.net