Tombulların Botero’su

Tombulların Botero’su

Tombul figürler, dar elbise ve üniformalar, etli, kaslı ve yuvarlak hatlı kadınlar, erkekler, hayvanlar ve hatta eşyalar…


Tombul figürler, dar elbise ve üniformalar, etli, kaslı ve yuvarlak hatlı kadınlar, erkekler, hayvanlar ve hatta eşyalar… Botero resmini tasvir edebilir. Şişmanlığı, tombulluğu, fazla kiloyu ön plana çıkaran Botero, resimlediği insan figürlerini içinde bulundukları sosyal rol ile bir kontrast oluşturacak şekilde kompoze ediyor. Amuda kalkan, ata binen veya sıçrayan tombul kadın ve erkek trapezciler, sirk kıyafetleri, iş elbiseleri ve üniformaları içinde bir uyumsuzluk sergiliyorlar adeta. Etleri ve yağları üniformaları içinde sıkışıyor ve dışarı taşıyor. Botero şişmanlığı değil, şişmanlığa yönelik toplumsal yakıştırma ve etiketlemeyi teşhir ediyor.
Pera Müzesi’nde 4 Mayıs’ta açılan Latin Amerikalı Ressam Fernando Botero’nun resim sergisi 18 Temmuz’a kadar açık kalacak. Müzenin ilk iki katında Suna ve İnan Kıraç’ın kendi özel koleksiyonları sergilenirken, diğer 3 katın tamamı Botero’ya ayrılmış durumda.
NORMLARIN VE GERÇEĞİN PARODİSİ
Estetik beğeni, cinsellikte merkezi etmenlerden birisi. Simetri, düzgün ve pürüzsüz hatlar, insan gözünün algısına hitap eden net geometrik şekiller sanat ve estetikte belirleyici kriterlerin arasında yer alıyor. Lakin estetik beğeninin toplumsal kültür tarafından belirlendiği ve değişken olduğu da aşikar. Botero belli bir takım cinsel estetik normlara dayanarak şişmanlığı ve tombulluğu güzelleştirmeye çalışmıyor. Bunun yerine varolan cinsel estetik normlarını bir meta düzleme taşıyor.
Örneğin Jan Van Eyck’in Arnolfini Düğünü adlı ünlü tablosunu kendi üslubuyla yorumlaması, bu tür bir cinsel estetik teşhirine iyi bir örnek. Arnolfini Düğünü’nde Van Eyck Arnolfini adında bir tüccar ve hamile karısını yatak odalarında donuk ve soğuk bir ifadeyle resmetmiş. Arnolfini, karısının elini tuhaf bir edayla tutar. Botero’nun tombul figürlerinde Van Eyck’in senaryosu aynı, ancak oyuncuları farklıdır. Tombul figürler Van Eyck’in tablosundaki donuk, soğuk ve tuhaf edayı bir çırpıda ortadan kaldırıyor ve böylece mistiğin yerini ironi alıyor. İnsan bedeni üzerinde yaptığı oynamalarla Botero normlar ve maddi gerçeklik arasında bir parodi yaratıyor.
Bu tezat, kadınsı ve erkeksi fiziksel özelliklerin şişmanlık ve tombulluk üzerinden birbirlerine yaklaştırılması aracılığıyla da bir kez daha karşımıza çıkıyor. Kadının ince, narin, zayıf vücudu, pürüzsüz teni, ince hatları, Botero’nun fırçasında değişime uğruyor. Kadının vücut hatlarını Botero genişletiyor, yuvarlaklaştırıyor ve fiziksel olarak daha güçlü bir görünüm oluşturuyor. Botero’nun kadınları ufak göğüslü, kalın kollu ve bacaklı, güçlü ve kaslı yapıları, tombul suratlarıyla erkeklerden zor ayırt ediliyor. Kıyafetler, saç uzunluğu ve cinsel organ kadın figürlerini erkeklerden ayırt edici ana unsurlardan.
Botero’da komik olanın bu ikinci kaynağı, kadınsı olanı erkeksi olana yaklaştırmakla ve ortadaki katı ayrımla oynamakla ortaya konuyor. Nietzsche Tragedya’nın Doğuşu adlı eserinde Apollon ve Dionisos adlı iki mitolojik figürün birleşiminden yaratıcı eserin doğduğunu belirtir. Farklı eserlerde farklı oranlarla dengelenen apollonistik ve dionistik, Botero resminde kendisine has bir sentez içeriyor. Anlama, kavrama, soyutlama ve düşünsemeyi temsil eden apollonistik, Botero’da norm eleştirisinde ifade buluyor. Şarap tanrısı Dionisos’tan gelen dionistik haz, zevk, beğeni gibi unsurlarla apollonistiğe bir tezatlık oluşturuyor. Botero’da dionistik, şişman çıplak kadınların cinselliğinde, erkek figürleriyle oluşturdukları kompozisyonda kendisini gösteriyor. Botero aynı anda hem beğeni duygusuna sesleniyor, hem de kendi protest tavrını ortaya koyuyor. İyi bir sanat ürünü herhalde bu iki zıtlığın Botero’da olduğu gibi ustaca sentezlenmesi sayesinde mümkün.
SAMİMİ BİR ‘POSTMODERN’
Sergideki eserler geçtiğimiz on sene içerisinde üretilmiş. Bu durum, fotoğraf ve video gibi dijital medyaların hakim olduğu bir devirde resmin kendi içinde de geliştiğini ve ilerlediğini gösteriyor. Ancak Botero’nun resmini acaba hangi kültürel döneme yakın görmek mümkün?
Modernizm-postmodernizm tartışmalarında modernizm kavramı, 20. yüzyıl başlarında sanat ve siyaset alanında yaşanan gelişmelere verilen genel isim. Kütüphaneler dolusu hakkında kitap yazılan postmodernlik kavramını kendi içinde Wolfgang Welsch ve Mihail Epstein’in tanımıyla “göstermelik” ve “samimi” postmodernlik olarak ayırmak mümkün. Göstermelik postmodernizm, burjuva ideolojisinin kendisini meşru kılmak yönünde faşizm ve sosyalizmi eş tutması, samimi postmodernizm ise bu ayrımı yapması, ancak her iki sisteme karşı eleştirel yaklaşması şeklinde tanımlanabilir. Her iki tip postmodernliğin ortak özelliği, modernliği yorumlamaları, onu bir üst meta düzlemde teşhir etmeleri. Botero resmi de, gerek klasik ve geleneksel normlara yönelik eleştirisi olsun, gerekse de Jan Van Eyck’teki donukluğu komikleştirmesi olsun, postmodern. Botero’yu samimi ve ayaklarını yere bastıran yanı, resimlerinde sunduğu semantik bütünlük ve tutarlı toplumsal eleştiri.
İronik olan, Botero’nun eleştirisi değil, eleştirinin vücut bulduğu mekan. Pera Müzesi Sahipleri Suna ve İnan Kıraç tıpkı Botero’nun resimlerinde üniformaları tarafından boğazlanan şişman figürler gibi Botero’nun kendisini bir sermaye ve statüko kalıbına uyduruyorlar. Suna ve İnan Kıraç sergi izleyicisiyle Botero arasındaki ilişkiye, kendi isim reklamlarıyla müdahale ediyor ve Botero ismini kendilerine temellük ediyorlar. Eğer Botero samimi postmodernliği temsil ediyorsa Pera Müzesi’ndeki isim reklamcılığı göstermelik bir postmodernliği temsil ediyor. Sanatı esir alan sermayedarlar, İstanbul 2010 Projesi veya 2009 İstanbul Bienali’nde olduğu gibi burada da Botero’nun resmini unufak ediyor, toplumsal eleştirisini kendi sergi mekanlarında evcilleştiriyor ve denetim altına alıyorlar.
Kaan Kangal
www.evrensel.net