Mezopotamya renklerini çağırıyor!

Mezopotamya renklerini çağırıyor!

Mardin’in Nusaybin ilçesinde Mitanni Kültür Merkezi’nde, 8-9 Mayıs tarihleri arasında yapılan ve iki gün süren ‘Mezopotamya Tarihinde Nusaybin Sempozyumu’ sona erdi.


Mardin’in Nusaybin ilçesinde Mitanni Kültür Merkezi’nde, 8-9 Mayıs tarihleri arasında yapılan ve iki gün süren ‘Mezopotamya Tarihinde Nusaybin Sempozyumu’ sona erdi. Demokratik Toplum Kongresi’nin kararıyla, Nusaybin Belediyesi’nin ev sahipliğinde düzenlenen ve birçok farklı ülkeden bilim insanının sunumlar yaptığı sempozyumun ardından, bir de sonuç bildirgesi yayımlandı.
Nusaybin ve çevresinin kültürlerini araştıran bir araştırma enstitüsü kurulmasının önemine vurgu yapılan bildirgede, barışın ve kardeşliğin tesisi için Mezopotamya’nın bütün renklerinin yeniden bölgeye dönebilmesi dileği dile getirildi. Bildirge, Demokratik Toplum Kongresi Eş Başkanı Yüksel Genç tarafından okundu.
ARAŞTIRMA ENSTİTÜSÜ KURULMALI
“Sempozyumumuz, Mezopotamya’dan doğan tüm renklerin; inançların, kültürlerin, kimliklerin yeniden kaynağında, Mezopotamya’da canlandırılması, var olanların korunması, geliştirilmesi için tüm kurum ve kuruluşlara, toplumsal kesimlere görev düştüğünü belirlemiştir” denilen bildirgede, şöyle devam edildi: “Tarihin daha anlaşılır kılınması için Nusaybin ve çevresiyle ilgili arşiv ve kaynakların çeşitli dillere çevrilmesi yararlı olacaktır. Kaynak ve arşivlerin tercümesinin sağlanmasında, bir proje kapsamında yayına dönük bir hazırlık yapılması gerekmektedir. Burada önemli bir noktanın altını çizelim: Tarihte bir ilim kenti olarak Nusaybin, bu vasfını tarihi Nusaybin Okulu’na borçludur. Bu bağlamda Nusaybin ve çevresinin kültürlerini araştıran bir araştırma enstitüsünün Nusaybin’de açılması, Nusaybin’in tarihi ve kültürel mirasının ortaya çıkarılmasına ciddi katkı sağlayacaktır.”
MÜZE VE İNANÇ PARKI
Nusaybin Okulu’nun kalıntılarının önemli bir kısmının mayınlı araziler içerisinde olduğunun hatırlatıldığı bildirgede, “Bölgenin mayınlardan temizlenmesi, tarihi kalıntıların ortaya çıkarılması ve Nusaybin Kent Müzesi ve İnanç Parkı’nın birlikte planlanarak hayata geçirilmesi temel dileğimizdir” denildi. 1991 yılında Girnavaz’da kazı çalışmaları yürüten bilim insanları Dr. Metin Akyurt ve Uzman Arkeolog Bahattin Fuat’ın, bir saldırı sonucu yaşamlarını yitirdiklerinin dile getirildiği sonuç bildirgesinde, “Hem bu bilim insanlarının anısına saygı gereği, hem de Nusaybin ve çevresinin tarihine ciddi boyutta katkı sağlayacak Girnavaz höyüğündeki arkeolojik kazı çalışmalarının tekrar başlatılması anlamlı olacaktır” ifadelerine yer verildi.
Bir dizi öneri ve talebin dile getirildiği bildirgede, Nusaybin ve çevresindeki kültürel miras envanterinin çıkarılması ve tescile yönelik çalışmaların ivedi olarak başlatılması gerektiğinin altı çizildi.
ILISU BARAJI’NA SON VERİLSİN
Mezopotamya tarihinin kaybolmasında bir tehdit unsuru olan, tarihi ve arkeolojik yerleri hedef alan, baraj gibi inşaatların durdurulması ve özellikle Ilısu Barajı’nın yapımına son verilmesinin elzem olduğunun dile getirildiği sonuç bildirgesinde, “Bu konudaki çağrılara, ilgililer kulaklarını tıkamaktan vazgeçmelidir” denildi. Bildirgede, belediye ve sivil toplum kurumlarının, kültürel miras hakkında halkı bilinçlendirme çalışmalarına öncelik vermelerinin büyük önem arz ettiği de dile getirildi.
RENKLER KAYNAĞINA DÖNSÜN
Yüzyıllardır Nusaybin’de birlikte yaşayan değişik insan topluluklarının, bu sempozyumda bir araya gelmesi ve ortak bir noktada birleşmesinin son derece yararlı olduğu da dile getirilen bildirgede, şöyle devam edildi: “Süryani, Ezidi, Kürt, Türk, Alevi, Arap, Ermeni, Mahelmi gibi bu toprakların bir parçası olan kimliklerin temsilcilerinin etkin katılımı, kadim Mezopotamya barışı ve kardeşliğinin yeniden tesisinde etkin rol oynayacaktır. Bu vesile ile çeşitli nedenlerle Türkiye’nin değişik yörelerine ve yurtdışına göç etmek zorunda kalan Süryani, Ermeni ve Ezidi halklarının tekrar bölgeye dönmelerinin teşviki, bölgenin etnik ve dini renklerini, kültürel zenginliğini yeniden canlandıracaktır. Sempozyumumuzun en temel dileği, Kuzey Mezopotamya’nın kendi renklerinin yeniden kaynağına dönmesidir.”
Sonuç bildirgesinin okunmasının ardından, sempozyuma katılarak tebliğ sunan bütün konuşmacılara birer plaket verildi. Konuşmacılara plaketleri, Nusaybin Belediye Başkanı Ayşe Gökkan tarafından verildi.
Sempozyum, iki gün boyunca oturumları dikkatle izleyen Nusaybinlilerin alkışlarıyla son buldu. (Nusaybin/EVRENSEL)

Nusaybin Okulu’ndaki el yazması 1200 kitap ateşe verildi

‘Mezopotamya Tarihinde Nusaybin Sempozyumu’nun oluşumundaki önemli pay sahiplerinden biri olan Prof. Dr. Ephrem İsa Youssif ile de bir söyleşi yaptık. Fransa’da yaşayan ve pek çok basılmış kitabı bulunan Süryani profesör, Mezopotamya’nın barışa kaynaklık edecek bir mirasa sahip olduğunu anlattı. Prof. Dr. Ephrem İsa Youssif’e sorularımız ve yanıtları şöyle:

Nusaybin’in tarihsel önemi nereden geliyor?
Mezopotamya içinde Nusaybin’in tarihi doğudan ve kuzeyden, halkların sürekli işgalinin de tarihidir. Askeri, stratejik ve ekonomik olarak önemli bir bölge. Bunun nedeni olarak iki noktaya dikkat çekebiliriz. Birincisi, Çağ Çağ Nehri’nin bu bölgede olması. Nehrin suyu, temiz ve verimi artıran bir su. Çevresinde her şey yetişiyor. Burayı işgal edenler, aslında burada yaşayan yoksul halka zarar vermekten ziyade, bu suya ve ortaya çıkardığı verime sahip olmak istiyorlar. Peki neden burası, aynı zamanda bir bilgi merkezi haline geldi? Çünkü bu suyun ortaya çıkardığı zenginliği değerlendirebilmek için onun bilgisine ihtiyaç var. İlk olarak küçük çocuklara yönelik bir okul açılıyor. Ardından üniversite kuruluyor.

Bu üniversiteye dünyanın ilk üniversitesi deniyor. Bu doğru mu, yoksa dünyanın ilk akademilerinden biri mi demek gerekiyor?
Dünyanın ilk üniversitesidir. Bakıldığında İstanbul’da ve başka yerlerde de üniversiteler vardır; ancak oralarda sadece hukuk eğitimi verilirken, Nusaybin’deki üniversitede mantık ve felsefe eğitimi de veriliyor. Buradaki okuldan krallara tercümanlar yetişiyor ve bu üniversite hocalar yetiştiriyor. Milattan sonra 470 yılında kurulan bu üniversitede, 800 dolayında öğrenci bulunuyor. Okulun temeli Aziz Narsai tarafından atılıyor. 12. yüzyılda Nusaybin, Selçuklular tarafından ele geçirildi. Okulda bulunan 1200 el yazması kitap ateşe verilerek tahrip ediliyor bu işgalle birlikte.

Nusaybin’in, Mezopotamya’nın tarihinden, bugün barışa kaynaklık edecek hangi özelliklere başvurulabilir sizce?
Antik zamanlardan beri, Sümerlerden beri Mezopotamya bölgesinin bir halklar, inançlar ve kültürler mozaiği olduğu bir gerçek. Türkler, Kürtler, Araplar, Suryaniler... Bugün de aynı şey olduğuna göre insanlar birbirlerinin farklılıklarıyla bir arada yaşamayı kabul ettikleri sürece, barış içinde bir gelecek kurulabilir. Mezopotamya buna kaynaklık eden bir tarihsel zenginliğe sahiptir. Örnek olarak bu röportajı gerçekleştirmek için oturmuş olduğumuz masanın bir ayağını kırdığınız zaman, burada bu röportajı gerçekleştiremeyiz. Bu masanın işlevini yerine getirebilmesi için dört ayağının da sağlam olmasına ihtiyacımız var. Bir halkın büyüklüğü, onun nüfusunun fazlalılığı ile değil, insanlığa yaptığı katkı ile ölçülür.

Bu bölgede geçmişte yaşamış uygarlıkların arkeolojik zenginliklerinin açığa çıkarılması için gerekli çaba gösteriliyor mu?
Hayır, buna yeterli önem verilmiyor. Terk edilmiş bir görüntü var. Burada iyi niyetle yapılan bazı kazılar var, ancak onlar, geçmişin temsil ettiği birikimin minimumunun minimumu düzeyinde kalıyor ancak.

Mezopotamya denilince sanki yaşayan bir coğrafyadan değil de, tarih olmuş bir dönemden söz ediyormuşuz gibi bir çağrışım yapıyor. Neden böyle?
Bunun nedeni, Mezopotamya’nın Araplarca fethinden sonra, bir Araplaştırma politikasının uygulanmış olması. Ondan sonra Mezopotamya’nın geçmişi adeta yok edilmek isteniyor ve önceki döneme ait kültürel zenginlik de yok sayılıyor.

Türk modernleşmesinin doğuşu sürecinde gündeme getirilen ‘Türk Tarih Tezi’, ‘Güneş Dil Teorisi’ gibi bütün ulusların ve dillerin tarihini Türklerden başlatan teorilerin inşa edilmesinde, geçmişe başvurulurken yapılan ideolojik çarpıtmaların etkili olduğu biliniyor. Bu daha sonra çok eleştirildi. Bugün de, Kürt modernleşmesi kendi kimliğini inşa sürecinde, dönüp tarihe bakıyor ve ondan yararlanmaya çalışıyor. Benzer hataların yaşanmaması için neler yapılması gerekiyor sizce?
Geçmiş yüzyılda, imparatorluktan ulus devlete geçişte, sözünü ettiğiniz türden yöntemlere ihtiyaç duyuldu ve uygulandı. Bugün ise bu ulusun demokratik bir parçası olarak bir çözüm bulmak gerekiyor. Bu yapılırken de, dikkat çektiğiniz tehlike her zaman var. Politikacıların kendilerini tarihçilerin yerine koymamaları gerekiyor. Ama politikacılardan böylesi hassasiyetler beklemek de pek gerçekçi olmaz. Onlar bu hassasiyeti göstermeyebilirler. Bu noktadan aydınlara, entelektüellere büyük görev düşüyor. Entelektüellerin bu gibi tutumlara karşı çıkmaları gerekiyor.
Fatih Polat - Vural Nasuhbeyoğlu
www.evrensel.net