MERCEK

MERCEK

  • Düne kadar “Yunan Kültürü” üzerine güzellemeler yapan Avrupalı kapitalizm sülükleriyle Yunan düşmanlığında ‘gelenek yaratmış’...


    Düne kadar “Yunan Kültürü” üzerine güzellemeler yapan Avrupalı kapitalizm sülükleriyle Yunan düşmanlığında ‘gelenek yaratmış’ Türk şovenlerinin Yunanlıları aşağılayıp suçlamada birleştikleri bir dönemden geçiyoruz. Bu karşıtlık ‘maya’sı nı gerçekte nereden alıyor? Alman sermaye basınıyla Avrupa’nın bazı ülkelerinde ve İMF komisyonlarında sürdürülen aşağılayıcı propagandanın Türkiye’deki Yunan karşıtlığına su ve hava taşıyıp şovenist söylemi -bir kez de- ekonomik kriz bağlantılı olarak yeşertmesi, daha derin bir endişeye mi işaret ediyor? Yunanistan’ın “İçine düştüğü durum” neden uluslararası bu denli kapsamlı ilgi ve tepkilere yol açtı? Üzerine durmaya değer!
    Yunan emekçilerinin, haftada 43 saatle Avrupa ortalamasının üzerinde çalışmalarına karşın, “tembellik ve uyuşukluk”la; “AB fonlarıyla beslenmek” ile suçlayan sadece Alman bulvar gazetelerinin yazar-yorumcuları olmadı. En kapsamlı vurgular denebilir ki Alman, Fransız yetkililer, Brüksel’deki AB sözcüleri, İMF görevlileri tarafından yapıldı.
    Böyle olunca, “Büyük ve üstün millet” söyleminde “Germenler”le tarihsel “ortaklıklar” kurmuş ve belirli söylem birliği oluşturmuş Türk şovenistlerine de “Gün doğdu”! “Şımarık tembellerin değil, her şeye rağmen çalışkan, sabırlı, inançlı insanların ülkesinde” yaşadıkları için şükredip “Yıllardır üretmeyen, çalışmayan, kafelerde Frappe’lerini yudumlayıp sadece şikayet üstüne şikayet eden Yunanlılar”a ‘verip veriştirdiler’!
    IMF Sorumlusu Paul Thomsen Yunan yetkilileri, “Rüşvet yiyen memurlar” sorgusuna tabi tuttu. Alman hükümeti, ‘daimi politikacı’ ve Maliye Bakanı Wolfgang Schaeuble’nin ağzından, AB mali yardımının “ Yunanistan’ın başlattığı sıkı tasarruf önlemlerini [RTF bookmark start: aspx1]gelecek yıllarda sürdürüp sürdürmemesine” bağlı olduğunu belirterek “Gelecek yıllarda sıkı yeniden yapılanma programının, kaçınılmaz ve kesin ön koşul” olduğunu açıkladı. Fransız yetkililer bunu, “Dipsiz bir kuyuya düşmeyi engelleyecek sıkı kontrol mekanizmaları”na ihtiyaç olduğunu açıklayarak katıldılar. [RTF bookmark end: aspx1]“Borcun ödenememesi durumunda,..” derhal frene basacaklardı!
    Yunan hükümetinden istenen, işçi sınıfı ve emekçileri ağır baskı koşullarında, işsizlik, yoksulluk ve açlıkla “terbiye edici” uygulamaları “sıkı bir disiplinle” ve “kararlıca” uygulaması, sömürüyü ağırlaştırarak “krizden çıkma” ve borcunu ödemeyi başarmasıydı!
    Yunanistan uluslararası tekeller, finans şirketleri ve spekülatörlerin yanı sıra ve onlarla birlikte AB’nin en güçlü ülkeleri tarafından kıskaca alınırken, korkulan sadece Yunanistan’ın ekonomik çöküşün eşiğine gelmiş olması değildi. Nobel ödüllü sermaye iktisatçıları ve krizden güçlü çıkmak için gerektiğinde başka ülkeleri “yiyip bitirmek”ten kaçınmayacakları kesin ve kanıtlanmış olan emperyalist ülkelerin sözcüleri, korkulanın daha kapsamlı bir tehdit olduğunu ortaya koydular. Yunanistan’da yaşananlar, “domino taşları etkisi”ne Portekiz, İspanya ve İtalya ve İngiltere’nin de girmesine yol açabilecekti! Kapitalistler “gelecek” kaygısını gündeme getirdiler ve bunu yaparken de, hedefe işçi sınıfı ve emekçileri koyduklarını gizlemediler. avro ve doların “gelecek güvencesi” için, işçi sınıfı ve emekçiler ‘topun ağzına’ sürülecekti! Yunan hükümeti “cesur olmalı” ve sıkı “önlemler”i pratiğe geçirmeliydi!
    Avrupa denince ‘Ağızları bir karış açık kalan’ Türk madrabazları, bu durumu istismarda gecikmediler. Avrupalı-ABD’li soyguncuların dayattıkları iktisadi-sosyal politikaların Yunanistan’ın girdaba girmesindeki rolünü gizleyerek Yunanistan’ın değil ama Türkiye’nin Avrupa’ya “yakıştığı”nı söylemeye giriştiler. ‘Cahil cesareti’ne mahir olmaları ve şovenist “gelenek”leri pervasızca konuşmalarını sağlıyordu. Kötü ünlü Yunan karşıtlığında doz artırıldı. “Tembel tembel oturmak ve yan gelip yatmak” söyleminden bir adım daha ileri çıkarak, ‘ümüklerinin sıkılması’na karşı isyan bayrağı kaldıran Yunan emekçileri küfrün hedefine kondular.
    Yunanlılar “Utanç içinde başlarını öne eğme” yerine, sokaklara dökülmüş, “Hiddetlenip yakıp yıkıyorlar”dı ya, bu, Türk sermaye sözcülerine dert oldu! “İyi ki Türkiye’de yaşıyoruz” diye yazılar döşendiler, konuşmalar yaptılar. Geveze -şovenist gazeteci takımına göre, Yunanlılar “bedavacı” ve isyancıydılar! “Genelde ‘her şeye karşı olma’ durumları” vardı. Yunanistan “bol isyan”lı bir ülkeydi ve “Tanrıya şükür” ki(!), işsizlik ve açlığın Yunanistan’dan da fazla olduğu Türkiye’de, “böyle bir gelenek yok”tu! “Doğusundan batısına” “yoksulluktan; kemer sıkmalardan, enflasyondan, terörden” çok çeken “bu millet”, bunlara katlanmasını bilen, “Kanaatkar ve sabırlı”, kıt kanaat geçinmeye karşın çalışıp üretme “ruhuna sahip”ti ve bu durum “bu millet”in “üstünlüğü”nü kanıtlıyordu!
    Şövenizm başka uluslara düşmanlığı beslemekle kalmaz/kalmıyor. Emekçileri kapitalistlere karşı itaatkar-boyun eğen ve sömürü öznesi olarak kalmaya “razı” halde tutmaya hizmet ediyor. Asıl işlevi de denebilir ki bu! Sermaye gazetecilerinden Aslı Aydıntaşbaş’ın “ Kalvinistleriz biz. Fransızlar gibi dırdır, İspanyollar gibi alem, Yunanlılar gibi vıdı vıdı yapmaktansa, Almanlar gibi ilerliyoruz adım adım.” Şeklindeki sözleri yeterince kışkırtıcıdır.
    “Siz hiç dün Atina sokaklarındaki kaos ve isyan görüntüsünü; kafası bozulan Türklerin bir muz cumhuriyetinde yaşarmış gibi Meclis’i basabileceğini düşünür müsünüz?” diyerek bir korkuyu da dile getiriyor.
    Şovenistlerin beslendikleri yağma düzeni açısından asıl kaygı burada! Kriz, tüm yükleri emekçilerin sırtına yıkılarak aşılmalı, işçi sınıfı ve baskı altındaki kitlelerin buna karşı “uysal” kalmaları sağlanmalıdır! Kapitalist sözcülerin önerilerinin odaklandığı nokta burası. Türk şoven ve kapitalizm avukatlarının “bu millet”in “karakteri” ve “kıt kanaat geçinme alışkanlığı”nın değişmeyeceği varsayımı da-ki züğürt tesellisinden öteye geçmiyor- esasen aynı hedefi güdüyor. Burjuvazi sömürmeyi ve egemen sınıf olarak kalmayı sürdürsün, işçi sınıfı ve emekçiler sömürülüp zenginlikler yaratsın ve bu türden asalaklar, bu sömürüden aldıkları pay üzerinden ahkam kessinler diye, entrikaya, çarpıtmaya, önyargıları beslemeye, başkalarının “düşkünlüğü”nde kendi zevk-ü sefalarını yaratmaya çalışıyorlar.
    Tüm milliyetlerden Türkiye işçi ve emekçileri burjuvazi ve her türden temsilcilerinin bu amaçlarını bilerek Yunanlı sınıf ve kavga kardeşlerinin ağır kapitalist saldırıya karşı mücadelelerine destek olma sorumlulukları şimdi daha da güncelleşmiş bulunuyor. Ege’nin iki yakasının sanıldığı ve gösterildiği kadar birbirinden uzak olmadığı böylece, emekçilerin eylemi ve dayanışmasıyla kanıtlanmış olacak.
    A. Cihan Soylu
    www.evrensel.net