AVRUPA GERÇEĞİ

AVRUPA GERÇEĞİ

  • Almanya’nın Kuzey Ren Vestfayla (KRV) eyaletinde 9 Mayıs’ta yapılan parlamento seçimleri her bakımdan pek çok dersi içinde barındırıyor.


    Almanya’nın Kuzey Ren Vestfayla (KRV) eyaletinde 9 Mayıs’ta yapılan parlamento seçimleri her bakımdan pek çok dersi içinde barındırıyor. Her şeyden önce, en büyük eyalette Angela Merkel’in başını çektiği hükümet halktan gereken desteği almamıştır. Özellikle de Merkel’in partisi beş yıl öncesine göre yüzde 10’dan fazla oy kaybına uğrayarak ağır bir darbe almıştır. Bu yüzden de federal düzeyde işbaşında olan CDU/CSU-FDP koalisyon hükümetinin krizin faturasını işçi ve emekçilere kesmek için hazırladığı paketlerin olduğu gibi yürürlüğe konulamayacağı, daha ilk günden görülüyor. Ancak, bu sosyal hakların budanması konusunda yeni adımların atılmayacağı anlamına gelmiyor. Dozaj ve yöntem konusunda ince taktikler izlenecek ve özellikle de kendisini seçimlerin galibi ilan eden Sosyal Demokrat Parti’nin (SPD) desteği aranacak.
    Ülke genelinde bundan sonra izlenecek politikaların seyri konusunda büyük önem atfedilen KRV seçimlerinin sonuçlarının göstermiş olduğu ikinci önemli olgu ise, sermayenin iki büyük partisinin (CDU ve SPD) oylarının alt düzeyde olması, dolayısıyla halk kitleleri nezdinde güven kaybetmeye devam etmeleridir. Her iki parti, 1954’ten bu yana eyalet düzeyinde yüzde 34 küsur ile en düşük oyu aldılar. Beş yıl öncesine göre yüzde 10.2 oranında oy kaybeden CDU, daha bundan bir kaç ay önce genel seçimlerde elde ettiği güveni, yedi ay gibi kısa sayılabilecek sürede koruyamamıştır.
    SPD de 27 Eylül’de yapılan genel seçimlerde aldığı yüzde 23’lük oy ile İkinci Dünya Savaşı’ndan bu yana rekor düşüş gerçekleşmişti. SPD, beş yıldır KRV’de bir muhalefet partisi olmasına rağmen oylarını 2005’e göre artıramamıştır. Tersine yüzde 2.6 oy kaybetmiştir. Ancak bu seçimlerde SPD sosyal bir parti olduğu görüntüsü yaratmak için yoğun bir çabaya girmiştir. Sendikalarla dirsek temasını güçlendirmeye çalışmıştır. Emekçiler açısından acil sorun teşkil eden, merkezi hükümet tarafından planlan sağlık reformuna, zenginler için düşünülen vergi reformu gibi konulara karşı çıktığını beyan etmek zorunda kalmıştır. Yeniden “sosyal” bir parti görüntüsüne bürünerek, federal parlamento seçimlerinde yaşadığı dağınıklıktan kurtulmaya çalışmıştır. Bunda kısmen de olsa bir başarı elde etmiş, geriye gidişi durdurabilmiştir. Özellikle işçiler ve işsizlerin SPD ve CDU’ya bakışı giderek değişiyor. Örneğin beş yıl önce işçilerin çoğunun oyunu aldığı için kendisini “işçi lideri” ilan eden KRV Başbakanı Jürgen Rüttgers’in “işçi liderliği”nden eser kalmadı. Çünkü bu seçimlerde işçilerin yüzde 22’si (2005’te yüzde 41) CDU’yu seçerken, yüzde 41’i SPD’yi, yüzde 11’i Sol Parti’yi tercih etti. Benzer bir tablo işsiz seçmenler için de geçerli. İşsizlerin yüzde 21’i CDU’ya, yüzde 35’i SPD’ye, yüzde 17’si Sol Parti’ye oy verdi. Bu iki veri bize asıl olarak sosyal kısıtlamalara, özelleştirmelere, Hartz IV’e karşı çıkan Sol Parti’nin işçiler ve işsizler arasında küçümsenmeyecek bir destek görmeye başladığını gösteriyor. Geniş kitleler arasında sistem partilerine ilgisizlik ve güvensizliğin bir diğer önemli göstergesi de katılım oranının yüzde 59’da kalmasıdır. Yüzde 40’ın sandık başına gitmemesi de bir şekilde tepki ve protesto olarak ele alındığında, aslında büyük partilere karşı güvensizliğin ifade edilenden de fazla olduğu anlaşılacaktır.
    Seçimin asıl galiplerinin, “küçük partiler” olarak tanımlanan Yeşiller ile Sol Parti oldukları açıktır. Yeşiller, bir önceki seçimlerdeki yüzde 6.2’lik oy oranını yüzde 12.1’e çıkardı. Yani yaklaşık iki kat artırdı. Benzer bir durum ilk kez meclise giren Sol Parti için geçerli. Yüzde 5.6 oy ile ilk kez eyalet parlamentosuna girmeyi başaran Sol Parti, artık Almanya genelinde beş partili siyaset sahnesinde kalıcı bir aktör olduğunu göstermiştir. Bunda öne çıkardığı talepler, sunduğu alternatifler büyük bir rol oynadı.
    Seçim sonuçlarından çıkan bir başka sonuç ise, emekçilerin hayati önem taşıyan sorun ve taleplerini gündemine alan siyasal çabaların karşılıksız kalmadığı gerçeğidir. Çok yönlü zayıflatma çabalarına rağmen, Sol Parti’nin işsizlik, emekçi hakları, savaşa karşı çıkma, sosyal hizmetler ve haklar vb. konularda parlamenter düzeyde kalsa dahi emekçilere yakın durma tutumu bugün azımsanmayacak bir başarıyı beraberinde getirmiştir.
    Yine, parlamentoda oluşan bu olanak, parlamento dışında işsizliğe,yoksulluğa, işten atmalara, parasız eğitim mücadelesine, çevrenin tahrip edilmesine, özelleştirmelere, ayrımcı politikalara karşı sürdürülen mücadelenin güçlenmesine hizmet ettiği sürece, oluşacak hükümetin emekçilere yönelik saldırı planlarını geri püskürtmenin olanakları daha da güçlenecektir.
    YÜCEL ÖZDEMİR
    www.evrensel.net