Grev tabandan örgütlenmeli

Grev tabandan örgütlenmeli

Türk-İş, DİSK, KESK ve Kamu-Sen’in 26 Mayıs’ta aldığı genel greve az bir süre kaldı.


Türk-İş, DİSK, KESK ve Kamu-Sen’in 26 Mayıs’ta aldığı genel greve az bir süre kaldı. Yüz binlerce emekçinin katılımıyla görkemli bir şekilde kutlanan 1 Mayıs, 26 Mayıs grevinin hayata geçebileceğinin göstergesi sayılıyor.
Sermayenin ve hükümetin emekçilere yönelik saldırılarına karşı emekçilerin birliğinin sağlanması ve mücadelenin büyütülmesinden yana olan kesimler, 26 Mayıs’ın örgütlenmesi için harekete geçti. Bu çalışmayı yürütenlerin başında da Emek Partisi (EMEP) geliyor. EMEP, Türkiye genelinde tüm üyelerini 26 Mayıs grevinin örgütlenmesi için seferber etmiş durumda. 26 Mayıs’a ilişkin görüştüğümüz Türk-İş’in eski Başkanlar Kurulu Üyesi olan EMEP Genel Başkan Yardımcısı Sabri Topçu, grevin tabandan örgütlenmesinin önemine dikkat çekti. Sorumluluğu konfederasyonlara ve sendikal bürokrasiye atmanın sadece bir “avunma” olacağını dile getiren Topçu, işyerlerinde örgütlenme yapılması halinde bu çalışmanın konfederasyonları ve sendikaları da peşinden sürükleyeceğini söyledi. Bunun işçi mücadelesi tarihinde örnekleri olduğunu anlatan Topçu, “İşyerlerinde, sağlık birimlerinden eğitim birimlerine, fabrikalara kadar yüksek sesle 26 Mayıs genel grevini örgütleme zamanıdır” çağrısında bulundu.
26 Mayıs işçi ve emekçiler için neden önemli?
Türkiye’nin geldiği konuma baktığımız zaman, AKP’nin iktidar olduğu 8 yıl içinde ciddi hak kayıpları olmasına rağmen işçi sınıfı açısından bir durgunluk söz konusu. Oysa işçi sınıfı ancak birlikte hareket ettiği zaman haklarını alabilecek, örgütlenme özgürlüğü önündeki engelleri aşabilecektir. Bunu TEKEL işçilerinin direnişinde çok iyi gördük. TEKEL direnişi sahiplenildiği için kısmi de olsa kazanımla bitti. TEKEL işçilerinin mücadelesi sayesinde, farklı siyasi görüşlere sahip 4 konfederasyonun bir araya gelip 26 Mayıs’ta bir genel grev kararı alması önemli. Bugün en önemli konu, bence aşağıda bu grevi örgütlemektir. Tabii ki sendikal bürokrasi karar alıp arkasında durmayabilir ama buralara takıldığımız zaman 26 Mayıs’ı örgütlemede geriye düşmüş oluruz. Bunun arkasına sığınılırsa temsilciler, ileri işçiler, şube yöneticileri, sendikacılar; demokrasiden, özgürlükten yana olanlar, kendilerini avutmuş olurlar.
Şimdi zaman aşağıda örgütlenmektir. Yüksek sesle işyerlerinde, sağlık birimlerinden eğitim birimlerine, fabrikalara kadar yüksek sesle 26 Mayıs genel grevini örgütleme zamanıdır.
İşçilerin kendi fabrikasını örgütlerken işsizleri de örgütlemesi, öğretmenlerin veli ve öğrencileri de örgütlemesi, sağlıkçıların hastaları ve yakınlarını da örgütlemesi gerekiyor.
Türkiye’de 1 Mayıs’ın önemini çoğu işçi bilmiyor. Dünyada 8 saatlik çalışma hakkını kazanmak için işçilerin bedel ödediğini bilmiyorlar. Bugüne baktığımız zaman, ülkemizde işçiler 10-12 saat kölece çalışıyorlar. Tekstil, metal, deri sektöründe örgütsüz işyerlerinde kuralsız, güvencesiz çalışma koşulları devam ediyor. Bunun için bu ülkenin demokratikleşmesi, milli gelirin adaletli dağıtılması için işçi sınıfı ve emekçilerin birlikte mücadelesine ihtiyaç vardır. Bunun için de kapitalist sistem içerisinde bu düzen partilerine karşı gerçekten işçi ve emekçiler güçlerini birleştirmek zorundadır. TEKEL işçilerinin mücadelesi bunun önemini gösterdi.
Bugün AKP’nin pervasızca sürdürdüğü bu saldırılar karşısında emekçilerin birlikte mücadele etmekten başka bir seçeneği yoktur. Bence burada demokrat olan; devrimci, öncü olan, neler olduğunun farkında olanların, işyerlerinde yüksek sesle 26 Mayıs’a çağrı yapmaları gerekir. Mesela geçen gün Ankara’da Türk-İş ve KESK’e bağlı şubeler çıktı, basın açıklaması yaptı. Bu işyerlerine kadar indirilmeli ve korku çemberi kırılmalı. İşçiler örgütsüz çalışıyor, iş güvencesi yok, kıdem tazminatlarını alamıyorlar, 4-5 ay ücretlerini alamıyorlar, patronlar birikimlerini başka yerlere kaydırarak yeni yatırımlar yapıyorlar ama işçilerin haklarını ödemiyorlar. Kamu emekçileri açısından baktığımız zaman sözleşmeli çalışmalar yoğunlaşıyor. Güvencesiz çalışma koşulları yaygınlaşıyor. Siyasi iktidar, IMF, DB, uluslararası sermaye gruplarının isteklerini harfiyen yerine getiriyor. Buna karşı tek güç işçi sınıfı ve müttefiklerinin birlikte mücadelesidir. Bu mücadeleyi de 26 Mayıs’ta gerçekten cesurca, kararlıca, bedelini ödemeyi de göze alarak örmeleri lazım. Çünkü ortak talepleri var. 4 konfederasyonun aldığı kararı aşağıda örgütleme vaktidir. Konfederasyonları konuşmak, tartışmak değil, bunu örgütlemek gerekiyor. Tabii ki televizyonlara çıkıp, konfederasyon başkanlarının bu mücadeleyi anlatmasını gönül ister. Ama onlar bunu yapsa bile eğer aşağıda bu mücadele örgütlenirse, onlar da kaçamayacaktır. 1989 Bahar Eylemleri zamanında biz bunu yaptık. İşçiler sokağa çıkınca sendikal bürokrasi buna sahip çıkmak zorunda kaldı. O dönem ilk defa kamu işyerlerinde yüzde 141 zam alındı. Gelinen süreçte bu mücadeleler işçi sınıfının ve halkın iktidarına kadar devam etmeli, çünkü başka şans yok. Sendikalar bugüne kadar hep varlıklarını korumaya çalıştılar. Eğer ileriye doğru bir hedefin yoksa varlığını da koruyamazsın. Bütün sendikalar sadece var olanı korumaya çalıştıkları için küçüldüler. Özelleştirmelerle işyerleri kapandı, işçilerin hakları budandı. İşçiler 10-12 saat çalışmaya mecbur bırakıldılar.
Bugün Trakya’da hem patronlar 12 saatlik iş öneriyor, hem de işçiler 12 saatlik iş arıyorlar. Çünkü işçiler asgari ücret alıyorlar ve bununla geçinmeleri mümkün değil. 300-400 lira fazla mesai ücreti de alarak, ancak yaşamlarını sürdürebiliyorlar. Bir köleleşme var. 1 Mayıs’ın 1800’lü yıllarda kazandığı 8 saatlik çalışma hakkı, bugün modern kölelik haline geldi. Bütün bunları hesaba katarak 26 Mayıs’ın çok önemli olduğunu düşünüyorum.
Konfederasyonların bu sürece yaklaşımını nasıl değerlendiriyorsunuz? Sizce 26 Mayıs’ın öneminin farkındalar mı?
Konfederasyonları iyi tanıyoruz, bu karar hangi dönemde alındı; TEKEL döneminde. O akşam kamu ve özel sektör sendikalarının şube başkanları ve yöneticileri, 1000’in üzerinde imza topladılar. Bu eylemin başarıya ulaşması için genel ortak talepleri de içeren bir dizi taleple birlikte genel grev kararının alınmasını sağladılar. Konfederasyonlar bunu almaya mecbur kaldılar. Bence buraya çok takılmamak gerekiyor. Konfederasyonlar dürüst davransalar 1 Mayıs’tan önce 26 Mayıs genel grevine hazırlanırlardı. Bugüne kadar bunu görmedik ama görmeyeceğiz anlamına da gelmiyor. Eğer tabanda işçi ve emekçiler bunu ciddi bir şekilde örmeye başlarlarsa, konfederasyonlar bu mücadelenin önüne geçecektir. Asıl sorumluluk bence artık sendikalardadır. Konfederasyonlar kararı almıştır, şimdi tabanda işçilerin, temsilcilerin, sendikalarına baskı yaparak 26 Mayıs genel grevini örgütlemeleri lazım. 26 Mayıs’ın öneminin, neden bu eylemin yapılması gerektiğinin tabanda anlatılması gerekir. Bu temsilcilere, şube yöneticilerine, şube başkanlarına ve merkez yöneticilere düşecektir. Konfederasyonlarda ancak böyle harekete geçecektir. Şu ana kadar işyerlerinde 26 Mayıs’ın anlatıldığı gözlenmiyor. 26 Mayıs’ta bu ülkenin demokratikleşmesi, emekçilerin haklarının korunması, örgütlenme özgürlüğü, TİS sürecinin değişmesi gerekiyor. İşçilerin, kamu emekçilerinin siyasal iktidar üzerinde baskı unsuru oluşturması lazım. Türkiye’nin demokratikleşmesi ve emekçilerin haklarının korunması açısından bunların yapılması lazım. Konfederasyonlar sadece karar aldılar, elbette üzerlerine düşeni yaptılar demiyorum. Normalde ortak işyeri toplantıları, temsilciler toplantıları yapıp 26 Mayıs’ı örgütlemeleri gerekiyor. Şimdi bunlar yapmıyor diye tabandaki işyeri temsilcileri, şubeler, genel merkezler de mi yapmayacak? Eğer işçiden emekçiden yanaysan temsilcinin bunu yapması lazım. Sen tabanda bunu yaparsan konfederasyonlar buna katılmak zorunda kalacaktır. Bir taraftan “Sendikal bürokrasi var” deyip sonra onlardan sınıf sendikacılığı yapmasını beklemeyeceksin.
Emek Partisi’nin 26 Mayıs konusunda ciddi bir çalışması olduğunu görüyoruz. Neden Emek partisi 26 Mayıs’ı bu kadar önemsiyor?
Emek Partisi sınıfa dayanıyor. Omurgası işçi sınıfından oluşan bir partidir. Emek Partisi sömürüsüz bir dünyayı, ülkeyi hedefliyor. Emek Partisi’nin hedefinde, işçi sınıfının ve halkın iktidarı var. Bütün emekçiler açısından baktığımız zaman Türkiye’de sürekli krizler yaşanıyor. Kapitalizmin özünde kriz var. Her dönem bu krizler yaşanacaktır. 2001 krizinin faturasını emekçiler çekti, şu anda 2009 krizi devam ediyor, bunun faturası da halka ödettiriliyor. Emeğe değer yoktur, ranta değer vardır. Kriz döneminde bankaların kârları 5-10 kat artıyor. Emek Partisi’nin işi bu. Emek Partisi’nin hedefinde, işçi sınıfının halkın iktidarı vardır. İşçi sınıfını bu mücadelelerle kendini geliştirip dönüştürecek ve kendini iktidara taşıyacak kanalları bulacaktır. Emek Partisi de bunu yapıyor. Bunun için partimizin üyesi işçilere, kamu emekçilerine, sendikacılara çok iş düşüyor. Daha doğrusu sorumluluk onların üzerinde. Örgütlü, örgütsüz işyerlerine mahallere kadar bu süreci örgütlemeleri gerekiyor.
Kısa bir süre kaldı, Emek Partisi nasıl çalışmalar yapıyor?
Çeşitli illerde toplantılar yapıyoruz. 26 Mayıs’ın gerçekten bir genel greve dönüşmesi için çalışıyoruz. Yanı başımızdaki Yunanistan’a baktığımız zaman genel grevler ekonomik krizin faturasını yaratanlar ödesin diye devam ediyor. Krizin bedelinin emekçilere ödetilmeye devam ettiği bir süreçte 4 konfederasyonun bu kararı önemli.
Diğer iki konfederasyonun üyelerinin de bu greve katılması için Emek Partisi üzerine düşen görevi yapacaktır. Onları da bu sürecin içine katacaktır. Çünkü sorunlar aynıdır. Türkiye’nin dört bir yanında bunun çalışmasını yapıyoruz.
(İstanbul/EVRENSEL)

26 MAYIS’TA SENDİKALARIN TALEPLERİ

* Başta 4-c olmak üzere güvencesiz, kuralsız, esnek tüm istihdam uygulamalarından vazgeçilmesi ve bu alandaki yasal düzenlemelerin değiştirilmesi, iş güvencesinin çalışma yaşamında temel bir hak olarak uygulanması, geçici işçiliği bir kölelik düzeni olarak yaygınlaştıran ve kamuoyunda “kiralık işçilik” olarak bilinen düzenlemenin yasalaştırma girişimlerinden tümüyle vazgeçilmesi, taşeronlaşma girişimlerine son verilmesi
* Çalışma hayatını düzenleyen yasaların ILO ve AB normlarına uyarlanması, çalışanların örgütlenmesi önündeki engellerin kaldırılması, kamu çalışanlarının grevli toplu iş sözleşmeli sendika hakkının güvence altına alınması
* Gözden geçirilmiş Avrupa Sosyal Şartı’nın 5’inci ve 6’nca maddelerine konulan çekincenin kaldırılması
* Kıdem tazminatı hakkını ortadan kaldıracak her türlü yaklaşımdan vazgeçilmesi
* İşçilere ait olan İşsizlik Sigortası Fonu’nun amacı dışında kullanılmaması
* Kriz fırsatçılığı yapılarak emek haklarının gasp edilmemesi
* Asgari ücretin “insanca yaşamaya yeterli ücret” olarak belirlenmesi
* Çalışma hayatının sözleşme biçimleri, çalışma süreleri ve ücret yönünden insan onuruna yakışır iş temelinde düzenlenmesi için gerekenlerin yapılması
* İş sağlığı ve güvenliği önlemlerinin iş cinayetlerini de önleyecek şekilde yasal güvenceye kavuşturulması
*Sağlık hakkının temel insan hakkı kapsamında değerlendirilerek uygulamadaki katılım ve katkı payından vazgeçilmesi
* Hükümetin çalışma hayatıyla ilgili tüm konularda sendikaların görüş ve önerilerini dikkate alması ve bu doğrultuda etkin girişimde bulunulması
* Uygulanacak ekonomik politikaların, sermayeye kaynak aktarımı yerine emekçiler için istihdam yaratacak yatırımlara yönlendirilmesi

İşçiler birleşirse greve katılırız

TÜRK-İŞ, DİSK, KESK ve Kamu-Sen’in 26 Mayıs’ta yapacakları genel eylem, örgütsüz işçiler içinde de tartışılıyor. Çağlayan’daki tekstil işçileri, sendikaların örgütsüz işçileri örgütlemelerini istiyor. Çağlayan’da çalışanların iş güvencesi olmadığı için genel eyleme katılmalarının zor olduğunu belirten işçiler, herkesin işten atılma korkusu yaşadığını kaydettiler.
“Şahsen ben patronuma, ben 26 Mayıs’ta işe gelmiyorum desem ve o gün işe gitmesem, 27 Mayıs’ta işe gitmeme gerek kalmaz. Gittiğimde benim yerime başka bir işçiyi almış olurlar” diyen Ceren Çölgeçen, ancak bütün işçilerin birlikte hareket etmesi ve hepsinin iş bırakması durumunda iş bırakabileceğini söylüyor.
Bekir Akkaya ise “Grev denildiğinde benim aklıma gelen, işçilerin bir araya gelip seslerini duyurmasıdır. Sendikalar ülke genelinde 26 Mayıs’ta iş bırakacaklarını söylüyorlar. Ama genel greve çıkmasının nedeni olarak saydıkları maddelerin çoğu bizim gibi örgütsüz işçilerin çalıştığı işyerlerinde yaşanıyor. Kayıt dışı ise Çağlayan’da alası var, esnek çalıştırılmaksa burada hiçbir kural yok ki esnetilsin. Bizim işyerinde çok az insan sigortalı çalışıyor. Bize bu ay zam verecekler, iki yıldır zam almıyoruz. Ben zamla birlikte sigorta istedim, kabul etmediler. ‘Sigortanı yaparız ama o zaman zam yapmayız’ dediler. Ben şimdi ne yapayım; işten mi çıkayım, yoksa söyleneni kabul mu edeyim? Birlikte çalıştığım birçok arkadaşımın genel grevden haberi bile yok” diye konuştu.
HABERLERİ YOK
Sendikaların Çağlayan’ı örgütlemek gibi bir dertleri olmadığını, hatta Çağlayan’da sendikacı görmediğini belirten Akkaya, bütün işçilerin bu greve katılması için sendikaların işçileri birleştirmesi gerektiğini söyledi.
TEKEL işçilerinin mücadelesiyle 4-c statüsünde çalışanların birçok hak kazandığını belirten Celal Bulut, bu genel grevin başarıya ulaşması durumunda kayıt dışı ve taşeronlarda çalışan tekstil işçileri için önemli bir kazanım olacağını dile getirdi.
Çağlayan’da 26 Mayıs’ta bireysel olarak işe gitmeyenler olabileceğini, ancak toplu bir iş bırakma olamayacağını anlatan Bulut, “Arkadaşlarımızın çoğu bilmiyor. Bilenler de işsiz kalmaktan korkuyor. Sendikalı kişiler gelip biz işçilere anlatsalar daha farklı olur. Sendikalar kuralsız çalışmanın çok yoğun olduğu buralara da el uzatırlarsa daha kolay değişir” diye konuştu.
Hayrettin Tepe de genel grevden işçilerin haberi olmadığını, haberleri olsa birisi gelmese bile başka birisinin gelebileceğini söylüyor. Sendikaların Çağlayan’da aydınlatma çalışması yapmamasını eleştiren Tepe, çalıştığı işyerinde birçok kişinin grevin ne olduğunu dahi bilmediğini kaydetti.
(İstanbul/EVRENSEL)

İŞÇİ SINIFI İKTİDAR OLANA KADAR

27 Mayıs’ın ardından neler yapılması gerekiyor, partiniz bu konuda ne düşünüyor?
26 Mayıs’ı doğru bir şekilde örebilirsek ve başarı ile yapılmasını sağlayabilirsek, ondan sonraki süreçte de ülkemizin demokratikleşmesi için çalışmalarımız devam edecektir. Bizim hedefimiz, işçi sınıfının iktidarını kurmaktır. Bu nedenle çalışmalarımız ara vermeden devam edeceğiz. İşçi sınıfı ve halk kendini iktidarı taşımadığı sürece hep karanlıkta kalacaktır. Bunun için 27 Mayıs’tan itibaren de işçi sınıfı kendini iktidara taşıyacak kanalları açmaya devam edecektir. TEKEL işçilerinin yüzde 80’i AKP’ye oy vermiş kişilerdi ama o direniş bu düzenin kimin düzeni olduğunu öğretti onlara. Emekçiler mücadele ettiği sürece hem düzeni tanıyacak, hem de kendini iktidara taşıyacak kanalları açacaktır. 26 Mayıs’tan sonra da emekçilerin birlikte mücadelesi örgütlemeye devam edecektir Emek Partisi.
Gökhan Durmuş
www.evrensel.net

0 yorum yapılmış

    Yorum yapın

    Yorum yapmak için üyelik gerekmemektedir. Yorumlar, editörlerimiz tarafından onaylandıktan sonra yayınlanır. Konuyla ilgisi olmayan, küfür içeren, tamamı büyük harfle yazılan yorumlar onaylanmamaktadır.